Ali Rıza SUNGUR

Gazetemizin haber scriptine  www.yeniyildizgazetesi.com adresinden ulaşabilirsiniz

Ana Sayfa
Reklamcılık
Matbaacılık
Gazetecilik
Kitap&Kırtasiye
Web&Hosting Hizmeti
Bilgisayar
Hediyelik Eşya
Mail Form
Sitemizi Tavsiye et
Anket
Ziyaretçi Defteri
Forum
Chat
Messenger
Link Bankası
E-Kart
Size Özel
İlanlarınız
Resim Galerisi
Beypazarı Tanıtım
Açılış Sayfam Yap
Sık Kullanılanlara Ekle
 
 
 
 
 
 
 

HAKLI OLANIN VE

HAKLININ YANINDA,

HAKKIN SESİ

HAKLININ SESİ


Gazetemiz Yeni Yıldız

ayrı bir sitede

Gazetemiz Yeni Yıldız bu web sitemiz içinde değil artık ayrı bir sitede yayınına başladı. Gazetemizin yeni adresi linkler sayfamızda.

 

Yeni Yıldız Gazetesi

Bağlantı Sayfaları

Tarihçesi
Yayın Bölgesi
Temsilciler
Künye
Gazete Kadrosu
Abone Formu
Yazarlar
Şairler
Araştırma Yazıları
Şifalı Bitkiler
Eğitim
Sağlık
Çocuk Köşesi
Kadın Köşesi
Arşiv
Reklamlar
İlanlar

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Küçük Birikimleri Yatırıma Dönüştüren Kuruluş

 

MAZİDEKİ KÖYÜM
Mülazım’ın köprünün yerine,
yeller esti
Tarihleri yansıtan,
taştan bir sarı sesti.

Gençlerin oyunları,
dağtepede hu sek sek
Vermez onun tadını,
yüzbin kere eğlensek.

Binlerce oyunların,
hangisini sayalım
Batı oyunlarını,
biz niye oynayalım.

Kırdım-kırdım, körebe,

alsatar bal satarım
Ebem sizlere ömür,
yerine ben satarım.

Koyun, kuzu meleşir,
ötaçe büyük bozda
Kanıdaki mazı’nın,
yoktu sesi sazda.

Kömük çayırda atlar,
taylarıyla oynaşır
Akşam köye girerken,
sığır sıpa kaynaşır.

İnek dana böğürür,
koyun kuzu meleşir
Köy meydanında bunlar,

 birer birer birleşir.

Yanardı gece gündüz,
üç beş çeşit odalar
Bulgurdan pilavlarla,
kurulurdu sofralar.

Eğer birde var ise,
yanında turşu pekmez
Misafir denen kişi,
kışboyu burdan gitmez.

Kaynayan pekmezlerin,

kokusu bambaşkaydı
O günkü yaşantılar,
bu günden çok kolaydı.

Koca koca kazanda,
bulgurlar kaynatılır
Ayı denen kocaoğlan,
def çalıp oynatılır.

Bir tarafta harmanlar,
öküzler düven sürer
Yağız delikanlılar,
sohuda bulgur döver.

Sonbaharda çekilir,

el taşından bulgurlar
Sırayla türkü söyler,
bekar nişanlı kızlar.

Bulgur, erişte, kaypak,
kış için hazırlanır
Düğün çorbası helleye,

hergün kaşık çalınır.

Bağ bahçe bozumunda,

kızlar yola düzülür
Herkesin bağ bahçesi,

sırasıyla bozulur.

Cennetin çalılardan,

halay sesleri gelir
Komşu bağdakilerin,

hepsi oraya gelir.

Kara gevrek, gül, üzüm,

bağların gülü idi
Gördüğün medeniyet,

sildi süpürdü yedi.

Evlere asılırdı,

dalıyla kopan üzüm
Evin dört bir köşesi,
olmuştu düzüm düzüm.

Yerine yeller esti,
bu sayılan şeylerin
Şimdi hepsi virane,
bağ bahçesi beylerin.

Uçtum uçtum kayadan,

yükselir yanık sesler
Körören deresinden,
buna yenisin ekler.

Akşama denk bu sesler,
birbiriyle yarışır
Düz olur dere tepe,
birbirine kavuşur.

Ne çabuk akşam olmuş,

millet yola dizilir
Binbir çeşit yemekler,

sofralara dizilir.

Düğünler yapılırdı,
davul, zurna, def ile
Gelin başında,
duvak benzer on çeşit güle.

Türk bayrağı omuzda,

salavat getirilir
Milli duygular ile,
düğünler bitirilir.

Nerde taksi araba,
gelin ata binerdi
Nerde köşkler saraylar,
tek odaya dönerdi.

Bütün bunlara rağmen,

vardı saygı sevgiler
Ayrılık bilinmezdi,
huzur doluydu günler.

Dağdan odun çekilir,
gıcırdak kağnılarla
Gençler yarış yapardı,
inilek mazılarla.

Kış ayları geldi mi,
yapılır arabaşı
Ağalar ve beylerin,
yemekte liste başı.

O günkü kış ayının,
soğuğu, karı çoktu
Mülazım’ın köprüden,

dışarı geçit yoktu.

Sıyrılırdı damlardan,
karlar sıyırgılarla
Komşulardan komşuya,

gidilir cılgalarla.

Odalarda okunur,
Siyreti Karadavut
Verilen molalarda,
ikram olurdu gavut.

Ortada siyah soba,
yanar samanla kesmik
Üzerinde süzünür,
tarihi bakır ıbrık.

Maziden ders almayan,

atıyla yarışamaz
Tarihlere küs kalır,

bir türlü barışamaz.

Biz maziden mi koptuk,

mazi bizi mi ekti
Hoppa bir nesil çıktı,

maziden elin çekti.

Endülüs gibi bir gün,

kafalar dank eder
Bu dünya böyle gelmiş,

belkide böyle gider.
A.Rıza SUNGUR/Yozgat
30 Ekim 2003 Sayı: 80

ARABAŞI
Tepsiye dökülür kazanda pişer
Her kışın Yozgat’ın arabaşısı
Gurbette olanın burnunda tüter
Yozgat’ın ikramlık arabaşısı.

Önce ye kardeşim sonra karar ver
Bir kere tadayım diyorsan eğer
Anlatmaya değer, görmeye değer
Yozgat’ın sohbetlik arabaşısı

Merak eden dostlar buyurun sizde
Dokuz ay şenliği yapılır bizde
Şenliklerin vakti kışın ve güzde
Kış geceleri’nin arabaşısı

Bozok yaylası’nın milli yemeği
Yapıp, yedirenin değer yemeği
Kış ayları’nın şenlik ve geleneği
Yozgat’ın bayramlık arabaşısı

Zor mudur deyipte sakın irkilme
Yiyene dokunmaz geri çekilme
Utanıpta sakın yemeyim deme
Yozgat’ın tad veren arabaşısı
Masrafsız bir yemek sadece emek
Yapan yapmayana buyurun demek
Sade ve sadece bir kere yemek
Baklava dilimli arabaşısı

Hamuru su ile unla çalınır
Tavuk ve suyuyla çorba yapılır
Üç beş çeşit baharatlar katılır
Yozgat’ın şölenlik arabaşısı

A. Rıza der ki şuda bir gerçek
Size düşen sade besmele çekmek
Sonunda adettir demli çay içmek
Yozgat’ın şükranlık arabaşısı
A. Rıza SUNGUR/Yozgat
30 Ekim 2003 Sayı: 80
 

MEHMETÇİK
KOCA RECEP

Gece gündüz demeden cephelerde gezerdi
Ulaşmadığı yere tebligatlar yazardı.
Kendini adamıştı ülke yararı için
Böyle Mehmetçiklere sizler bir değer biçin.

Mehmetçiğe desen ki görevin aya gitmek
Orda bulunanlara hakkı tebellüğ etmek.

Düşünmeden Mehmet’im görevini yüklenir
Yarın ne olur diye hemenden gidiverir.

Onun için yorulmak akla dahi gelmezdi
Yurt için çalışmaktan başka birşey bilmezdi.

Bu işte yola çıkan ilk neferden biriydi
Hele bir kükredi mi sanki aslan gibiydi.

Bu uğurda koşmaktan saç sakal beyazladı
Hakk’ın çiğnenmesinde dayanamaz ağlardı.

Cephelerde koşmaktan Mehmetçik hastalandı
Bunu duyan dostların yürekleri dağlandı.

Hastalığını duyan eşi, dostu toplanır
Hemen alıp götürüp hastaneye yatırır.

Birkaç gün geçmedi ki durumu ağırlaştı
Mehmetçik saflarından ayrılan büyük baştı.

Onun ayrılmasıyla surdan büyük taş düştü
Hakk’ın ona rahmeti pek erkenden ulaştı.

Ve nihayet kendine emri hak vaki oldu.
Dünyadan göçmesine kan kanser sebep oldu.
Dileriz ki Mevladan rahmetle yargılansın
Verilecek defteri sol taraftan olmasın.

Bir çeşit hastalıktan kansere yakalandı
Aile efradı onun peşinden bakakaldı.
Düşünmeden demeyin kimdir bu Mehmet acep
Allah rahmet eylesin Mehmetcik koca Recep.
A. Rıza SUNGUR/Yozgat
07 Kasım 2003 Sayı: 81

 

GÜZEL YURDUM
SANA HİZMET GEREKİR

İrili ufaklı sıra dağların
Laleli Sümbüllü hep ovaların
Geçit vermez bahçelerle bağların
Güzel yurdum sana hizmet gerekir.

Madenlerin altın kadar kıymetli
Maden değil sanki yakutla yüklü
Dünyanın içinde Coğrafyan farklı
Güzel yurdum sana hizmet gerekir.

Sıralamış seni geçitsiz dağlar
Dünya’ya hükmeden bir millet ağlar
Bendine sığmayan suların çağlar
Güzel yurdum sana hizmet gerekir.

Toprağın mümbittir eker biçeriz
Derde deva sularından içeriz
Senin için serden-yardan geçeriz
Güzel yurdum sana hizmet gerekir.

Dikilmiş içine binbir abide
Hep birlikte yalvaralım mağbuda
Toplantılar, konuşmalar beyhude
Güzel yurdum sana hizmet gerekir.

Bu necip milletim içini çeker
Mahşere gitse de bir fidan diker
Hizmet tohumunu yılmadan eker
Güzel yurdum sana hizmet gerekir.

Millet imkanını seferber etsin
Yediden yetmişe çilemiz bitsin
Karanlık bulutlar sıyrılsın gitsin
Güzel yurdum sana hizmet gerekir.

Tembellikten sarfı nazar etmiştik
Cumhuriyet diye isim takmıştık
Zulme istibda da kefen biçmiştik
Güzel yurdum sana hizmet gerekir.

Bu gidişle çok çileler çekeriz
Biter diye nice yıllar bekleriz
Tembelliği asla kabul etmeyiz
Güzel yurdum sana hizmet gerekir.

Güzelliğin ile dünyada birsin
Kadir Mevlam sana bir sahip versin
Bu gidişle daha çok sürünürsün
Güzel yurdum sana hizmet gerekir.

Ne Efsunkar imişin sırın bilinmez
Devamlı ağlarız asla gülünmez
Şanın büyük tarihlerden silinmez
Güzel yurdum sana hizmet gerekir.

Ne yazsam ki sana inanki azdır
Yakında önümüz bahar ve yazdır
Muammayım diye adını yazdır
Güzel yurdum sana hizmet gerekir.

Güzel yurdum şu haline baksana
Eski haşmetini gene taksana
Çok süründün yeter artık kalksana
Güzel yurdum sana hizmet gerekir.

Saymakla bitmiyor senin dertlerin
Biter diye gece gündüz beklerim
Bitti sabrım artık göçüm yüklerim
Güzel yurdum sana hizmet gerekir.
A. Rıza SUNGUR/YOZGAT
24 Ekim 2003 Sayı.79

 

UYAN ARTIK EY GAFİL
Metin ol ey nefsim bahar gelecek
Hüzünlü gönüller birgün gülecek
Çileli, kederli günler birgün bitecek
Bizde bülbül, sizde baykuş ötecektir bil gafil.

Sabreder birkaç yıl çile çekerim
Kin yerine gül fidanı dikerim
Gittiğim her yere hizmet ederim.
Derdime dert ekliyorum bil gafil.

Gün doğmadan neler doğar ey gafil
Unutma çağırır bir gün azraril
Seni beni toplar bir gün israfil
Hesaplaşmak için kıyameti bekliyorum bil gafil.

İnsan olsun bu işlere girmezdin
Açık kapılara kilit vurmazdın
İnansaydın hiç bir gönül kırmazdın
Kırık kalbim yapamazsınbil gafil.

Bir zaman sığmazdın sen yeryüzüne
Mazlumların ahı durur gözüne
Yiğit olan sadık olur sözüne
Gün batıyor sen dost ara ey gafil.

Saramazsın sen yaramı derindir
Şafak söktü doğacak gün yarındır
Rüzgar ektin afat, tufan karındır
Çok uyudun uyan artık ey gafil.
A. Rıza SUNGUR/Yozgat
21 Kasım 2003 Sayı: 83

 

KARA YILAN
Vurdun yine kara yılan
Hep işlerin yalan, dolan
Ortalığı ettin talan
Vurdun yine kara yılan.

Sohbette konuşman boşmuş
İçin kin ve gurur taşmış
Tekeppür boyunu aşmış
Yıktın bizi kara yılan.

Maksadın duygu sömürmek
Fare gibi cep kemirmek
Sonunda bizi öldürmek
Soydun bizi kara yılan.

Dışardan emir alırsın
Safları arar bulursun
Dilerim kötü ölürsün
Yıktın bizi kara yılan.

Önce keşfeden cepleri
Nasıl bulun bu tipleri
Sonunda kesen ipleri
Astın bizi kara yılan.

İşin, sözün hepsi yalan
Maksadın vurgun ve talan
Tüy, telek koymadan yolan
Yoldun bizi kara yılan.

Dağ tepe de eden hitap
Ne din koydun, ne de kitap
Yıktın bizi, kaldık bitap
Maksadın ne kara yılan.

Bazen namaz kılıp değişirsin
Şeytanı bile şaşırtırsın
Sabrımızı taşırırsın
Pek ustasın kara yılan.

Karanlık işler, sanatın
Kösele olmuş suratın
Kanın emdin kainatın
Kan koymadın kara yılan.

Hiç insafın yok mu senin
Cebimizden çıkmaz elin
Telli, duvaklı bir gelin
Yedi renkli kara yılan.
A. Rıza SUNGUR/Yozgat
13 Kasım 2003 Sayı: 82)

 


ÖMÜR BİRDEN AKIP GİTTİ

Serap misali şu yolda
Tutunduğum kuru dalda
Çıkmaza girdiğim şu yolda
Geçen günlere ağlarım.

Ömür bir günden akıp gitti
Sermayem harcandı bitti
Cefa, çile artık bitti
Geçen günlere ağlarım.

Dağ, tepe, vadi çağlayıp,
Gece-gündüz hep ağlayıp,
Yüreğim, odla dağlayıp,
Geçen günlere ağlarım.

Eşim, dostum bir bir gider
Her gün artar acı keder
Gidenler bize de gel der
Geçen günlere ağlarım.

Gün batmadan şafak söktü
Hayat buydu birden çöktü
Genç yaşta belimi büktü
Geçen günlere ağlarım.
A. Rıza SUNGUR/Yozgat

30 Ekim 2003 Sayı: 80

 

KOPARMA GÜLÜMÜ
Gelsem kapına bir gül elimde
Kapama kapını yüzüme sakın
Sevgin gül misali saklı kalbimde
Koparma gülümü birde kendini

Kaldırıp başını yüzüme bir bak
Tutuşan kalbimin ateşini yak
İdamlık fermanı sen boynuma tak
Yıktın sen beni birde kendini

Saklama sevgini sır gibi benden
Hayatın tadını topladım senden
Şimdi ve mazide bütün günlerden
Hatırla sen beni birde kendini

Yıllardır kalbimde sakladım seni
Vefasız kaçtında terk ettin beni
Batmaya yüz tuttu bindiğin gemi
Batırdın sen beni birde kendini

Sungur Rıza yazsa kalem yazmıyor.
Kuzular meleşir anne almıyor
Bahçede diktiğin güller solmuyor.
Soldurdun sen beni birde kendini
A.Rıza SUNGUR/YOZGAT

18 Ağustos 2003 Sayı: 71

   

Orta Anadolu Desing  01-06-2011 22:26:00

Tel:0.312.762 51 63 Fax:0.312.762 67 70

 

Kampanyalar

İletişim Şirket Haberleri Şirket Hakkında Şirket Faaliyetleri Site Haritası

Bu web sitesi ile ilgili soru veya görüşlerinizi ortaanadolu@ortaanadoluas.com adresine gönderin.

Telif hakkı © 2005 ORTA ANADOLU GAZETECİLİK REKLAMCILIK MATBAACILIK İNŞAAT MADENCİLİK TURİZM S.K. TAAHHÜT PAZARLAMA SANAYİ ve TİC. A.Ş.

mail adres             Web adres