 |
|
| |

HAKLI OLANIN VE
HAKLININ YANINDA,
HAKKIN SESİ
HAKLININ SESİ
Gazetemiz Yeni
Yıldız
ayrı bir sitede
Gazetemiz Yeni Yıldız bu web sitemiz
içinde değil artık ayrı bir sitede yayınına başladı. Gazetemizin
yeni adresi linkler sayfamızda.
Yeni Yıldız Gazetesi
Bağlantı Sayfaları
|
|
 |
|
SELAM HASRETİM Çiğdem BİTER |
Sensizlik içimde
yanan bir ateş. Sen gideli kaç ay oldu bilmiyorum ama sönmedi hasretinin
ateşi halen içimde tüm kuvvetiyle yanmakta...
Aylardır gözlerinin ışığından mahrumum. Sensizim güzel gözlüm, sensiz
bir yolda ilerliyorum. Sonbaharda savunmasız kalan, kurumuş bir yaprak
misali hayat nereye sürüklerse oraya gidiyorum. Sen gittin gideli hiç
bir şeyden zevk alamıyorum. Senmişsin benim yaşam kaynağım. Sen gidince
hayatım renginden oldu. Her şey ama herşey siyah beyaz..Radyoda çalan
her parçanın sözünde, yediğim her lokmada, içtiğim bir yudum şarapta,
mum ışığında, gecenin karanlığında herşeyde ama herşeyde sen varsın.
Sende biliyorsun şuan nerede olursan ol yüreğin benimle olacak. Çaldım
yüreğini geri alamayacaksın benden. Yeniden veremeyeceksin başkasına...
Acımadın bana, yaktın canımı ama başkalarının da aklını başından almana
izin vermeyeceğim. Bende kalan kalbin bana acı çektirsede
vazgeçmeyeceğim seni sevmekten. Ne seni ne de sensizliği hiç kimseyle
paylaşamam ki, ben. Alıştım varlığına bir sigara, bir içki gibi
tiryakinim artık...Yalan sevgine, güzel gözlerine inanmıştım halbuki....
Yalan da olsa, oyunda olsa hep sana bağlı kalacağım. Kimbilir belki
birgün o uçarı gönlün vicdana gelir de hatırlarsın bana yaptığın
haksızlıkları...olsun be. Bitanem her hatanla kabulümsün. Dön artık
sensiz olamıyorum. Sende biliyorsun sensiz olamayacağımı, o yüzden beni
bu kadar ihmal ediyorsun. Ne zaman bana elini uzatsan tutacağımı
bildiğin için umursamıyorsun. Seni ne kadar iyi tanıyorum ben. Beni
seviyorsun ama bu şıpsevdiliğin için sevgini göstermiyorsun. Yinede seni
bekleyeceğim biriciğim. Delice akan Fırat’a inat durul da gel bana.
İçindeki bütün çapkınlığı atarak sırf sevmek için gel bana. Senin
sevginle, döneceğin umuduyla yaşıyorum. Sensiz kalırsam kanadı kırılmış
bir kuş gibi boşa kanat çırpar dururum. Dön sar artık yaralarımı...Öyle
zor ki, bu bedende sensiz yaşamak bilemezsin? Damarımda akan kan kadar
yakın, asla ulaşamayacağım gökyüzü kadar uzaksın. İliklerime kadar
hasret doluyum. Dön de söndür artık bu hasreti, soğut yüreğimi...
Dayanamıyorum yokluğuna son nefesimde dahi olsa nefesini nefesimde
hissetmeden ölmek haram bana. Bekliyorum al artık kollarına...!!!!
Yayınlanan Tarih: 07
Ocak 2005 Cuma Yıl:3 Sayı:121 Yeni Yıldız Gazetesi |
|
AŞK Çiğdem BİTER |
Aşk belayı
bulmanın ta kendisidir! Aşk boşluğa bağlanmış bir salıncakta sallanmak,
meçhule giden bir yolda nefes almadan ilerlemektir. Meltem rüzgarları
yeterli değildir aşk için...Şiddetli bir fırtınaya yakalanmak gerekir.
Bu fırtına kimi zaman tutunacak dalının olmayacağı bir çöle...Kimi zaman
da sendelemeyeceğin kadar güvenli bir anne kucağına bırakır. Ama
bilemezsin ne olacağını asla göremezsin ilerisini? Ne olursa olsun
sevgilinin bir gülüşüne dünyayı değişmezsin. İşte o noktada affedilmez
hatalar af bulur. Çıkılmayacak yokuşlar düze çıkar ...
Üzeri yosun tutmuş, taşlaşmış kalpler bile yumuşar o gülüşün ardından...
Neden iki göz, iki kulak, iki el ve ayak sahibiyken kalbimiz tektir?
Niye mi? Kalbimizin eşini arayıp bulalım diye. O kalbin yerini kimi
zaman ailen, kimi zaman sevdiğin alır ama hiç boş kalmaz. İnsan sevgisiz
yaşayamaz ki. Hiçbir şeyi sevmediğini söyleyen birisi bile sevmeyişini
sever.
Aşk bir nevi kör olmak...Bile bile görmemek görülmesi gereken şeyleri.
Sevdiğin ne kadar kötü olursa olsun görmüyor seven kişi. Demek ki, aşk
engel dinlemiyor. Ne kadar barikat kursalar o, o kadar yıkıyor engelleri.
Sevgisine sevgi ekliyor ve sevdiğini vazgeçilmez, paylaşılmaz hale
getiriyor.
Aşk gurur tanımazmış derler....Tanımamalı da zaten. İnsan sevdiğine
sevgisini açıklamakla gurursuz olmaz ki. Aksine büyük bir erdemdir bu.
İnsan birini gerçekten seviyorsa, hislerinden eminse, hissettiklerini
hissettiği anda sevdiğine hissettirmelidir. İllaki karşılık bulması
gerekmez ki...? Tek taraflı olsa bile aşk güzel şey. Yarına çıkacağımızı
kim garanti edebilir? Kimse tabiki. Öyleyse içimizdekileri daha fazla
mahkum etmeden azad edelim artık. Belki de bir kafes bulup konarlar
değil mi?
Yayınlanan Tarih: 04 Ocak 2005 Cuma Yıl:3 Sayı:120
Yeni Yıldız Gazetesi |
|
ŞİDDETSİZ BİR YAŞAM Çiğdem BİTER |
Şiddet; akıl
yürütmeyi beceremeyen ve sorunlarını konuşarak değil de sadece kaba
kuvvetle halledebileceğini savunan insanların başvurduğu çözüm yoludur.
Malesef ülkemizde eğitimli ve kültürlü insanların varolduğu kadar,
şiddete başvuran insanlarımızda çoğunluktadır. Karşısındakini dinleme
alışkanlığını birey aileden almalıdır. Aile içindeki şiddet ve sürekli
tartışma ortamı çocukları psikolojik olarak olumsuz etkiler. Bu durumu
gözlerinin önünde yaşayan çocuklar; geleceğin
saldırgan, nefret dolu, agrasif bireyleri haline gelecektir. Bu nedenle
önce aileden sonra ana sınıfından başlamalı eğitmeye. Burada devlete
büyük görev düşmekte. Tüm çocukların ana sınıfından başlamasını
sağlamalı. Temel güçlü olsun ki, bilinçli gençler kazanalım. Diğer
yandan ülkeyle ilgili savaş sorunları da toplumu sinirli bir yapıya
büründürür. Bu nedenle tüm dünya içinde barış projesi yapılması gerekir.
Ayrıca madde bağımlısı olanlarda şiddet daha yoğun görülür. Çünkü bu
insanlarda tahammül sınırı yok denecek kadar azdır. Bu tür takıntıları
olan kişiler psikoloji ve amatemi, deli doktoru ve tımarhanesi olarak
görmemeli, tedavi olmalıdırlar. Devletimizinde bu insanlara ellerinden
geleni yapmaları gerekir. Çünkü gelecekte onların eline bırakmak zorunda
kalacaklar ulusu. Bu sorunlardan ziyade şiddet sahibi olmak bir sağlık
sorunudur. Şiddeti sinir doğurur. İnce eleyip sık dokuyan kişilerde ve
aşırı sinirli olan kişilerde beyinle ilgili sağlık sorunları görülür. Bu
aşırı sinir ve kendisine hakim olamama sonucu 17 yaşındaki bir genç tam
3 yıldır yatalak duruma gelmiş, tekerlikli sandalyeye mahkum olmuştur.
Lise eğitimini yarıda bırakıp eve hapsedilmek zorunda kalmıştır.
Hastalığın diğer evrelerinde gözlerin şaşılığı, vücuttaki sivilce
oranındaki büyük artış, konuşmadaki tutukluklar ve sürekli olarak
sallanmalar... görünür.
Bu duruma düşmektense insanlar takıntılarının farkına zamanında varıp,
tedavi olup hem kendilerine hemde topluma sağlıklı birer birey
olmalıdırlar..
Yayınlanan Tarih: 17 Aralık 2005 Cuma Yıl:3
Sayı:1119 Yeni Yıldız Gazetesi |
| DİKEN
M. Fatih ACAR |
|
Gözlerine her baktığında
utanıt, birşey söyleyecek gibi olur susardı. O laf attığında yüreği
pırpır eder, bir an kekeler, gözlerinde boğulup giderdi. Şirin yeşil
tokası, şiir gibi konuşmasıonu mest ederdi. Hemen hayallere dalar,
hayallerinin baş kahramanı, hep onu yapardı. Gerçek sanır tebessüm eder,
uyandığında bir of çeker hüzünlenirdi. Sınıfta gözleri takılı kalınca
bir noktaya, arkadaşları dürterdi “ne oldu?” diye. O da hemen
geçiştirirdi “yok birşey.” diye. Ama yüreği yanıyordu, o kadar yıl aynı
sınıfta okudu. Ne kadar acıydı. Deli gibi severken, sevdiğini
söyleyememek. Gözleri kadar yakınken, güneş kadar uzak olmak. Kaç kere
söylemek istedi, bazen heyecanlandı, bazen de korktu. Kazanmadan
kaybetmek zordu ve belki uzaktan sevmek daha kolaydı. Ama acı...
Hayalini yorgan yapıp üzerine örtüyor, gözlerinde yaşla uyanıyordu...
Şimdi çok uzaktı o günler. Farkındaydı...
Sevdası yüreğine yara olmuş her gün kanıyor, ayrılığı taşıyamıyordu
yüreği. Bir gece karanlığa yürüdü. Caddeler bomboş, hava is kokuyordu.
Gözyaşlarıyla bir kendi vardı sokakta.
... Bir kaç gün haber alınamadı, bir süre sonra parkta ölü bulundu.
Cebinden bir mektup çıktı, sevdasını haykırıyordu. Sanki onu suçluyordu.
Ama geç mi kalmıştı... Gazeteciler resmini çekti; yırtık paltosu, uzamış
sakalları, yorgun gözlerini... Ertesi gün bütün gazetelerde mektubu
yayınlandı. Büyüktü sevdası sığmaz üç cümleye. Bir zamanlar hayata
bağlayan sevdası, şimdi katili idi. Sevmek gül ile dikendi. Kimi gülü
koklar doyasıya, kimi de dikeni avuçlar yüreği paramparça. Onun ki
dikendi.
8 Nisan 2005 Yıl 3 Sayı 131 |
|
SEVDİ, BEKLEDİ.
Fatih
ACAR |
|
Bazen ağlardı, bazen de güler...
Hasret onu karanlık denizlere gömerdi. Ama beklerdi yüreğinde burukluk
gözlerinde bir damla yaş ile. Her zaman eline bir çiçek alır, parkın
köşesine koşardı. O yine gelmezdi... Tıpkı elindeki çiçek gibi boynu
bükülür, arkasına baka baka giderdi. Ve diğer günlerde bu hep böyle
sürerdi...
Sitem ederdi dağlara, taşlara ve yüreği sığmazdı koca dünyaya. Günler su
gibi akıp giderken o hayal kuruyor, hayallerini gözyaşları ıslatıyor,
aldırış etmiyordu. Rüyama girsin diye dualar ediyor, resmi yüreğine
koyup uyuyordu. Bazen rüyasına girerdi. Sarılırdı, sarılırdı hiç
bırakmayacakmış gibi sarılırdı, rüya olduğunu unutur gerçek sanırdı.
Gözlerini açtığında onu arardı ve hemen giyinip parka koşardı. Resimle
gönlünü avutup rüyalarla dünyasını süslüyordu.
Saçlarına ak düştü, vücudunda ağrılar başladı ve dahası gözleride iyi
görmüyordu artık. Herşeyi değişmişti ama değişmeyen tek şey yüreği idi.
Hala onun için atıyor, hala sımsıcak... Ondan tek hatıra eskimiş bir
resimdi. O resmi bile gözlüksüz göremiyordu ama hala bekliyordu ve
bekleyecekti de; yüreği durana, kara toprağa girene kadar. Niye
vazgeçmiyordu? Kimdi o? Aptal mıydı, yoksa deli mi? Hayır o seviyordu.
Çünkü gerçek sevgi SADAKATTIR.
15Nisan
2005 Cuma Yıl:3 Sayı:132 |
| NEDEN
Fatih ACAR |
|
Ömrüm bir gül gibi
avuçlarımda solup giderken, bir sevda yüreğimde yara olmuş kanarken, ben
nasıl güleyim sen elveda derken.
Sen gideli ne kadar zaman oldu hatırlayamıyorum, fakat bir şeyi
biliyorum; hasretine dayanamıyorum. Sesini, ellerini özledim. Bana kızıp
gitmeni, sitem edişini Lafın kısası kokunu özledim ben. Hiçbir şey o
kadar koymadı. Hayatın dertleri, sırtıma batan hançerler bile bu kadar
acıtmadı; sebebsiz gidişin kadar.
Hayatın dikenli yollarında ayakkabısız bıraktın. Kanayan yaralarıma tuz
bastım. Sen beni nerede unutup gittin. Hatırlamayacak mısın? Dertlere
deva olan zaman şimdi niye bu kadar acımasız? Bu acı yaşatmaz beni
farkındayım. Vasiyetediyorum her yağan yağmurda beni hatırla. Bulutlar
yüreğim sakın unutma. Özlediğimde ağlar, kızdığımda dolu olup üzerine
yağar. Ben gidiyorum yine gözlerimde yaş var.
30
Nisan 2005 Cumartesi Yıl:3 Sayı:133 |
| |
|
|