|
HAKKINI HELAL ET SEVDİĞİM ÇİÇEK
Kara sevda serler ya benimkisi alaca
Tek yönlü aşkın yolu gider dik bir yamaca
Sevdim seni arkadaş karşılık göremedim
Aşkım bir kazak oldu tümünü öremedim
Öğrettin öğretmenim yalan aşkın dersini
Sorma cevap veremem aşkımın gerisini
Gözlerini yormasın kimse nakışlarıma
Aldanmasın bir mahsun yalan bakışlarıma
Nisan yağmurlarını unutmak istiyorum
Meryem diye bir isim duyunca titriyorum
Benimki gençlik işte geldi geçti geçiçek
Sen hakkını helal et sevdiğim nazlı çiçek
18 Mayıs 2005
Çarşamba Yıl:3 Sayı:135
ANLAMSIZ OLUR
İlim sevgi hakikat
Üçüne tam itikat
Olmasa bunlar eğer
Yaşam boş boşmuş meğer
BİR ŞAİRİN ÖZGÜR KALAN KALEMİ
Yazdı gücü yetinceye dek
Yazdı boyası bitincye dek
Aklı bitinceye dek
Yeter deyinceye dek
Ama yeter diyemedi
Uğraştı düşündü durdu
Aklı yetemedi
Yettiğini yazdı
Yazdığı da yetmedi
Dünyada olup biten
Bir yanlışı örtmedi
Yazmak istedi bütün alemi
Bir şaairin özgür kalan kalemi
Sonra döndü şairine
Ey gariban kul
Yzdığın iki satır onca derde çare mi
Döndü can yoldaşı ak kağıdına
Yazalım yazabildiğimizi
Buğz ettiğimizi, sevdiğimizi
Bir şairin özgür kalan kalemi
Anlattı benimde acı halimi
O dertlidir ilişmeyin dedi
Döndü ak kağıdına yoluna devam etti
Yazdı
Dertleri , kederleri bitmeyen sorunları
Genç ortaçağ nineleri, torunları
Hak ve hakikatleri yanılmaz doğruları
Anlattı bildiklerini, gördüklerini
Türkiye’de karalar nasıl beyaz bilinir
Osmanlı mühürleri nasıl isle silinir
Girilmez denen yere hangi yolla girilir
Alındı denen varlık kafirlere verilir
Zengine, miskinlere nasıl hizmet edilir
Çocuk nasıl sevilir, fakir nasıl ezilir
Nerede neler olur, postlar nasıl geriliri
Anlattı bir şairin özgür kalan kalemi
GÖR BAŞINA GELENİ
Karşılıksız sev de bak O’nun gibi birini,
Seni de pişman eder hem ölünü, dirini.
Sev aldatan, oynatan vicdansızın birini
Gör, o zaman sen aşkı gör, başına geleni.
O sana arkadaş der, sense bitmeyen aşkım
Karşılıksız severek bak ki kaç oldu yaşım
Yaşayanı öldürür hem diriltir öleni
Gerçek aşk olmadı mı gör başına geleni.
Aradım bulamadım bana gönül vereni
Acı ile kederi bir çırpıda sileni.
Aşk nedir hayat nedir öğreteni bileni
Karşılıksız sev de bir gör başına geleni.
(4 MART 2005 SAYI: 129)
ANLA ARTIK
Şu sigaramı söndürün
Yarimi geri döndürün
Dostlar beni hep üzmeyin
Az birazcıkta güldürün
Zalimler mazlumları eziyor
..........şimdi acep nerde geziyor
Divane aklım neler seziyor
Ara sıra şiir yazar bu elim
Aşkınla bana karşı olma bir zalim
Belki seni birgün boğar
Benim büyük aşk selim
Sevgilim beni anla, anla artık
Gel bana, evet de evet sevgilim
SAĞLIK
İçki sigara aman,
Kumar hepsinden yaman,
Bunlara alışmayan
Dinç kalır, her bir zaman.
Kumar, para bitirir
Var olanı yitirir,
Sigara ciğerlere
Mikropları getirir.
İçkiyi sorma sakın,
İçki içene bakın,
Ne can kalmış, ne akıl.
Sanki yoldaki çakıl.
Sağlık sağlık diyelim,
Dört vitamin yiyelim,
Sağlık ve mutluluktur,
Benim öncü dileğim.
(25 ŞUBAT 2005 SAYI:128)
İLME IŞIKTIR SANAT
Sanat hedeflerine hayal ile ulaşır
İlim ise hayali canlatmaya çalışır
Sanat güneşe girer erimeden yanmadan
İlim bir varlık arar erimeyen yanmayan
Sanat bir ışık olur gider önde ilerde
İlim arkadan gelir çarklarını biler de
VURULACAKSIN
Mazideki sevgilim bekle gör hele
Kaptırıcan birgün kendini yele
En güzel cevherin verince ele
Kayıp güzel diye sorulacaksın.
Gençliktir güzelim havalanınca
Gece aleminden sefa alıcan
Kirletilince de yalnız kalıcan
Bulanıp durulup süzüleceksin.
Sevgili dediğin seni terkeder
Güzelliğin uçar, gençliğin gider
SASSIZ’ı mazide bulursan eğer
Kara sevda ile vurulacaksın.
SEV SENİ SEVENİ
Sevme seni sevmeyeni
Sev seni seveni sev
Sevdiğin seni sıkmasın
Sana sevdiğini söylesin
Sev sevebildiğince
Sadece seni seveni sev
Sevgisini soğutmasın senden
Seni sevsin sevebildiğince
Sadece sana sevgiyle seslensin
Sevgilimsin sevgilim sensin sadece
Sevebildiğince sev sende
Sabahta seherde
Sevginin seslendiği selde
Seni seven sevgilinin
Sevgisi seninledir sadece
Senle sevgilin
Sevin sevgiyle sadeliği
Sefalet saltanat size
Sizsiniz sağlı sollu sevip sevilen
Sev sevgili şanıyla sevgi sarfedeni
Sev seni seveni sev, sen!
14 Ocak 2005 Cuma Yıl:3 Sayı:122
SORDA SÖYLESİN
Acının, hasretin ne olduğunu,
Bosnalı çocuğa sor da söylesin!
Bahar güllerinin tez solduğunu,
Barut kokana sor da söylesin!
Paranın, şöhretin acı yüzünü,
Sevinç deryasında bitmez hüznü,
Çölde çekirdeksiz kara üzümü,
Berduş kılıklığa sorda söylesin!
Hak yolda gitmenin büyük hazını,
Mal çoğunu değil mülkün azına,
Kış mevsiminin sıcak yazını
Gönülden aşığa sorda söylesin!
Bu lokma haram mı, yoksa helal mi?
Bu adam Hasan mı, yoksa Celal mi?
Haram yiyecek mi, yoksa kiler mi?
Sofrada kaşığa sorda söylesin!
Hakikat yolunun en pak pirini,
Yüzü güzel ile huyu çirkini,
Daima getiren Hakk’a zikrini,
Yoldaki dervişe sorda söylesin!
Hakikat yolunun inceliğini,
Gariban kulların cahilliğini,
Hakiki alimin ahiliğini,
Bu yolda ermişe sorda söylesin!
Bir büyük süre ki, dertlere deva.
Kalplere ferahlık yaraya şifa.
Hz. Adem (a.s) ile Hz. Havva.
Kur’an-ı Kerim’e sorda söylesin!
İçtiğin pak suyun hikmetlerini,
Sahibini bulan kısmetlerini,
Alimin, ulemanın faziletini,
Hikmet deryasına sorda söylesin!
Hakk’ı, hakikatı bulma yolunu,
Cevapsız kalan bin doğru sorunu,
Hak için savaşan ferdin kolunu,
Hakk’ı bilenlere sorda söylesin!
Nasıl düzelecek bu BOZUK DÜZEN!
Bak hesap verecek mü’mini üzen,
Dara asılacak kafir, zulmeden,
Doğrular görünür, bir gün kör gözü
Cevabı verilir senin her sözün
Mizan, teraziye sorda söylesin!
Gelecek tarihe sorda söylesin!
Hak bilen arife sorda söylesin!
SASSIZ der ki:
Hakk’ı hakikate sorda söylesin!
BİR ŞİİR YAZILACAK
Acıların üstüne, sevinçlerin üstüne
Bir destan yazılacak, bir şiir yine
Kavuşacağız birgün saadet dolu güne
İnsanların azmiyle bir şiir yazılacak!
Ağlamanın yerini gülümseme alacak.
Acı, sancı, kederler gerilerde kalacak
Garibanlık kalkacak hak adalet dolacak.
Allah’ın izni ile bir şiir yazılacak.
Somali’yi, Bosna’yı Karabağ’ı anlatan
İslam’ı toparlayan, Mehmetçik’i canlatan
ALLAH’ın izni ile tüm küffarı yanlatan
Doğruları anlatan bir şiir yazılacak!
Gençleri toparlayan, onlara azim veren
Gönül bahçelerinde lale, sümbül, gül deren
Doğruları anlatan gerçeği düze seren
Güçsüzleri canlatan bir şiir yazılacak!
Müslümanlar gülecek Allah’ın izni ile
Bir şair getirecek hakikatleri dile
Mü’min dize getirir zalim düşmanı bile
Muhammed ( S.A.V.) ilmi ile bir şiir yazılacak!
(26 KASIM SAYI: 116)
SABIR EYLE MÜSLÜMAN SABIR EYLE AZ KALDI
Amerika israil kuduz gibi saldırdı
Kardeşin kellesini kardeşine aldırdı
Bunca zaman sabrettin bak şafağa ne kaldı
Sabır eyle müslüman sabır eyle az kaldı.
Bir zamanlar Rumlar da Kıbrısta kudurmuştu
Kıbrıs bizimdir değip bir masal tutturmuştu
Görünce mehmetçiği eteği tutuşmuştu
Sabır eyle müslüman sabır eyle az kaldı.
Çanakkale destanı çınlatan kulakları
Ne yiğitler savaştı bitmemiş bıyıkları
Yiğidi gören itler topladı kuyrukları
Sabır eyle müslüman sabır eyle az kaldı.
Irak İran Suriye Türkiye son duraktır
Üçüncü dünya harbi gelir sanma ıraktır
Biz savaşta ustayız kafir halen çıraktır
Sabır eyle müslüman sabır eyle az kaldı.
Vakit akşama yakın bir de güneş batarsa
Türk ayağa kalkıpta kaşlarını çatarsa
Küffar alır dersini Türk cepheye çıkarsa
Sabır eyle müslüman sabır eyle az kaldı.
Sazsız Ozan derim ki önümüze katarız
Akdeniz’de kurtarmaz okyanusa atarız
Kafiri pul eyleyip beş kuruşa satarız
Yıkarız hulyassını sanmaki biz batarız
Sabır eyle müslüman sabır eyle az kaldı.
(10 EYLÜL 2004 SAYI: 110)
YA RABBİM KALBİMİ AŞKINLA DOLDUR
Bu müstesna mekanın mümtaz misafirleri
Kalem kağıt ve sözün üstadları erleri
Sanatın ustası ve aşkın gönlün pirleri
Yaralı yüreğimi ulvi aşkınla doldur
Tuttuğunuz kalemler O’ndan gelmedimi ki
İlham O’ndan değil mi size vermedimi ki
Kur’an Hak’kın şiiri bize demedimi ki
Yaralı yüreğimi ulvi aşkınla doldur
Yirmi sekiz yaşıma vardım yetmiş kız sevdim
Birinden kalp çalmadım sırayla gönül verdim
Gönlümün sultanını aradım kimdir derdim
Yaralı yüeğimi ulvi aşkınla doldur
Nasip oldu bir kitap O’na pişman ettiler
Dost diye bildiklerim beni düşman ettiler
Zayıf narin demedim gönlüm şişman ettiler
Yaralı yüreğimi ulvi aşkınla doldur
Yarattığın kulların cümlesini sevsemde
Cümlesine aşkımı yüreğimi versemde
Yüreğimi doldurmaz seviyorum desemde
Yaralı yüreğimi ulvi aşkınla doldur
Sevgiyi ve sevdayı yaratan Hak değil mi?
Bizi yoktan yaratan var eden Hak değil mi?
Kul yeretıp kendini aratan Hak değil mi?
Yaralı yüreğimi ulvi aşkınla doldur
Gönlümdeki sarayı kuran mevla değil mi?
Mizan’daki hesabı soran Mevla değil mi?
Kulunu aşk yoluna yoran Mevla değil mi?
Yaralı yüreğimi ulvi aşkınla doldur
Kudretiyle dönüyor bak 18 bin alem
İlhamı vermezse yazar mı aciz kalem
Kulunu hem yaratıp hem seven O’dur madem
Yaralı yüreğimi ulvi aşkınla doldur
Kullarının sevgisi tatmin etmez yetmiyor
Cümlesini doldursam bir parça yer tutmuyor
Hak’kın izni olmadan ateş yanıp bitmiyor
Yaralı yüreğimi ulvi aşkınla doldur
Göçnlüme bir aşk verdi Mecnun Leyla kıskanır
Doğru söylenen söze doğru kalp inanır
Kul kulu ne anlasın, kulu yaratan tanır
Yaralı yüreğimi ulvi aşkınla doldur
Hak Resul’ü yarattı ve O’na aşık oldu
Yolunda yürüyenler daim saadet buldu
Sazsız Ozan hem aciz hem günahkar bir kuldu
Yaralı yüeğimi ulvi aşkınla doldur
Yüce Mevladır kula oku diye buyuran
Yarattığı mahluku rızık verip doyuran
Bir tek O’nun aşkıdır gönülleri kalp yapan
Yaralı yüreğimi ulvi aşkınla doldur
Kanmak nedir bilmeyen duyguyu veren odur
Gönüllere sevdayı veren o, deren odur
Cebraili kul gibi kula gönderen O’dur
Yaralı yüreğimi ulvi aşkınla doldur
İlham ile şiiri odur verip sezdiren
Mecnun edip Layla’nın ardı sıra gezdiren
Kimini yoksul edip, malk mülk verip bezdiren
Yaralı yüeğimi ulvi aşkınla doldur
Yok iken dileyipte yaratmadı mı kulu
Sana göstermedimi gönderip doğru yolu
Aşkla süslemedimi Cenneti sağı solu
Yaralı yüreğimi ulvi aşkınla doldur
İmam-ı Rabbaniye yetmişbin söz verildi.
Zannetmeki sözlerin biri geri çevrildi
Verilen söz ne idi kim verdi ne denildi
Yaralı yüeğimi ulvi aşkınla doldur
Sevmek nedir bilmeyen kullar nutuk atıyor
Tüccar beşe almışsa neden üçe satıyor
Hakkı bilen kalp ayık, bilmeyenler yatıyor
Yaralı yüreğimi ulvi aşkınla doldur
Hak Resul’e Habibim dedi nedendir neden
Ruh sever gönül sever neyimiş cisim beden
Kur’andan bir başka yol gösterin Hak’ka giden
Yaralı yüeğimi ulvi aşkınla doldur
Resul kardeşim dedi ahir zaman ümmete
Ahir zaman değil mi ne kaldı kıyamete
Allah’ın emri sevmek Resul koymuş sünnete
Yaralı yüeğimi ulvi aşkınla doldur
Demeyin ki evlenip sevişmekle aşk olur
Bir kadınla bir erkek bir yatakta bir olur
Söylermisiniz bana kim sevdayı seks görür
Ya rabbim sen kalbime senin aşkını doldur
Çaya doyamadım ki ben derken biter sigara
Bağlayamam kalbimi dünyada bir nigara
Gönlümün sırrı sende ulaştır beni yara
Ya Rabbim sen kalbime senin aşkını doldur
Okulu yok bu işin sırrı sende saklıdır
Her kul kendi ilminse sevdalıdır haklıdır
Gönül sevmez dünyayı seven zahir aklıdır
Ya Rabbim sen kalbime senini aşkını doldur
ADALETİN BU MU DÜNYA
Sevmek bile suç oldu insanları yürekten
Sevenler yargılandı zor döndüler direkten
Bize yürekten seven yar düşmedi felekten
Sevenler hep hüzünlü adaletin bu mu dünya
(28 OCAK 2004 SAYI: 100)
SEVDA ANLATILIRMI
Sevdayı soruyorsun anlatmaya dil yetmez
Gezdirir diyar diyar ilçe yetmez, il yetmez
Mevladandır kaynağı çölde kalsan su bitmez
Bir kaç kuru söz ile anlatılır mı sevda
Allah aciz kuluna kudretini sevdirir
Gönderir meleğini rahmetini giydirir
Aşık eder kendine Allah Allah dedirtir.
Kalpte bir tek köz ile anlatılır mı sevda
Mevlanalar yunuslar Akşemseddinler gibi
Kaç cengaver tutuldu Osman’da gör edebi
Bir zamanla var olduk o maşuktur ezeli
Hudud Mevlada’dır anlatılır mı sevda
İsmi cismi değişir Leyla Mecnun olur
Özü birdir Aslı derler meçhulle ercan olur
Özü birdir, daima canan ile can olur
O kuldaki mevladır anlatılır mı sevda
Aşk Mevlanın kuluna verdiği büyük mekan
Aşk küllinin ciziye sunduğu bade ikram
Sazsız ozan bilmeden yine kesiyor ahkam
Hak’ka yürüyüp varmak anlatılır mı sevda
(26 MART 2004 SAYI: 97)
SEVGİLİLER GÜNÜYMÜŞ
14 Şubat Çarşamba yılardan 2001
Sevdiğim güller beni yine gördüler hakir
Gerçek aşkı bilmeyen o’dur aciz ve fakir
Sevgililer günüymüş manasını bilen yok
Şehvet şöhret ve para olmuş aşkın lisanı
erkekler kız uğruna giymişler bak fistanı
Çıldırtır yalan aşklar candan seven insanı
Sevgililer günüymüş kin öfkeyi silen yok
Yata kata takıya mest oluyor kadınlar
Nerede anneliği yaşayan anlayanlar
Muhabbeti bilmeden hem aşkı konuşanlar
Sevgililer günüymüş sevilen var seven yok
Onlarca kız konuştu bana aşkın sözünü
Ama anlamadılar sözlerimin özünü
İstemem hiç birini şeytan görsün yüzünü
Sevgililer günüymüş Sassızozan sevgi yok.
ISLAH EYLE ALLAH’IM
Nice kulun ıslahı için yalvardım sana
Gördüm ki evvela ben muhtacım ıslahına
Muhtacım rahmetine muhtacım ben affına
Affeyle ıslah eyle yardım eyle Allah’ım
Kimi nefsime uydum kimi nalet şeytana
Bir yığın borcum ile derdim çıktı meydana
Hiç bir kuvvet yoktur ki Rahmetine dayana
Affeyle ıslah eyle yardım eyle Allah’ım
Nice zaman terk ettim farzını sünnetini
Hakir gördüm belki de inanmayan ümmeti
Fakirdir Sassızozan diler isen kısmeti
Razı ol bu kulundan tut rahmetle kolundan
affeyle ıslah eyle yardım eyle Allah’ım
BAHARA HEP BAHARA
Umutları sakladım sevdayı yasakladım
Soğukta işe girdim üşüdüm ıskaladım
Soğuk benlik değilmiş bunu iyi anladım
Hesapları sakladım bahara hep bahara
şiirler kala kaldı vicdansızın elinde
aşktan yana adımız gezdi nice dilinde
Durgundur bakışlarım duygularım selinde
Mutluluğu bekledim bahara hep bahara
(13 ŞUBAT 2004 SAYI:92)
DÜZEN
İffeti, namusu parayla ölçtün
Yiğide, doğruya kefeni biçtin
Cesareti görünce korkarak kaçtın
....düzen nerdesin bak meydan okuyorum
Mazlumların ahını çekeceksin canınla
Zulmunün bedelini ödüyecen ahınla
Sözüm kısa ve sana, beni duy beni anla
Sazsız’ın davasına eriyecen .... düzen
ŞAH MAT
Hayatın bölüm bölüm sahnesinde gezerken
Görürüm insanları birbirini üzerken
Kaçmak çare değil ki sıkılıpta bezerken
Şah mat der; zalim hayat acımaz ki insana.
Sevgisi şüphelidir, gülücük çoğu yalan
Hem namuslu kınanır, hem ünlü olur çalan
Piyonlar hep harcanır şahtır, vezirdir kalan
İhanet şah çekince mat olur doğru olan.
SABAH OLMASIN
Uzasın şu geceler
Bitmeyen yollar gibi
Saflaşsın tüm duygular
Bağlamasın yorgun teni
Gafletin habercisi
Kabus dolu uykular.
Haberleşsin gök yüzünde
Melekler uhrevi ruhlar
Maniler yazsın tüm sevenlere
Şırıl şırıl akan sular
Ağlatacaksa doğacak gün
Umut vermeyecekse gelecekten
Kurtulamayacaksam detlerden
Güller solacaksa gün batımında
Ve ben gülemeyeceksem
Dileğim odur ya RAB sabah olmasın.
KIYMETİ YOK ARTIK
Sevda yağmurları artık
Yağmıyor bizim köyde
Sevda trenleri artık
Düdük çalmıyor geçerken
Kıymeti yok, artık sevsende
Gönlüm senin sesine ağır
Sevda kıratım coşmuyor
Koşmuyor artık
Sürünüyor yürüyor ağır ağır
Artık kıymeti yok
Seni seviyorum diye
Dilediğin kadar bağır
Bir kıymeti yok artık
Artık çok geç, geç git artık.
GEL ŞİKAYET EDELİM
Sevipte terk edeni
Bekletipte gideni
Haram lokma yiyeni
Gel şikayet edelim.
Koparırsa kim gülü
Kim kırarsa sümbülü
İncitirse bülbülü
Gel şkayet edelim.
Kim yer ise devleti
Reddederse daveti
Mazlum ezen kuvveti
Gel şikayet edelim.
Sazsız varsa ağlatan
Dünya malına yanan
Zulüm ederse canan
Gel şikayet edelim.
NEYLEYİM
Bir derde dalmışım deryeya benzer
Dünyalık hayat bu rüyaya benzer
Sevda dedikleri yaraya benzer
Yaralıyım yanmışım neyleyim bilmem
GÖNÜL SARAYI
Sultanı davet için bu gönül sarayına
Evvel başlamalıyım sarayın imarına
Malzeme derya derya, teslimiyet umut var
İşçilik boyun borcum muhtacım mimarına.
(26 ARALIK 2003 SAYI: 87)
BU OYUN OYNANIR MI?
İstanbul’un bağrında ateşler açıyorsun
Sonra da kahbe gibi kenara kaçıyorsun
İnsanların etini çevreye saçıyorsun
Türk’e yapılır mı, bu oyun oynanır mı?
Yok İngiliz Konsolos, yok gavurun bankası
Bize verdin çileyi, söyle nedir markası
Ağabeyin kim senin, kim madalyon arkası
Türk’e bu yapılır mı bu oyun oynanır mı?
Bağrımıza düşürdün acı veren közleri
Türk’ü korkutamazsın bilmez misin özleri
Bıraksın cümle cihan yalan yanlış sözleri
Türk’e bu yapılır mı bu oyun oynanır mı?
Hedefin İslam ise Sinagogda ne işin var
Hedefin İngilizse, İstanbul yanlış yine
Yapılan sığmıyor ki, ne imana ne dine
Türk’e bu yapılır mı bu oyun oynanır mı?
Hem haçlıyı biliriz hem arabın işini
Kaç meydan savaşında kırdık düşman dişini
Serdik, yine sereriz hasmımızın leşini
Türk’e bu yapılır mı bu oyun oynanır mı?
Ay yıldızı çektik biz İstanbul’un taşına
İndirsene şerefsiz bak ne gelir başına
Yetmiş milyon askeriz, bakma kulun yaşına
Türk’e bu yapılır mı bu oyun oynanır mı?
Sazsızozan öz olsun sen halkını bilirsin
Ay yıldızın uğrğna ölür ölür, öldürürsün
Dünya düşmanın olsa yenemezler görürsün
Türk’e bu yapılır mı bu oyun oynanır mı?
SUÇLU KİM?
Üç kıtayı kuşattı, üç kıtayı ecdadım
Kanuni’yi, Fatih’i yine hasretle andım
Geçmişime baktıkça bugünümden utandım
Yata, yata memleket bugün bu hale geldi.
Bir milyon kilometre kalmadı elimizde
Hatamız en sonunda belirdi kelimizde
Ecdadın destanları dolandı dilimizde
Sata, sata memleket bugün bu hale geldi.
Yiğitler kılıcını kalkanını soyundu
Asırlardır Avrupa kisvesine büründü
Anlamadı bacılar bu oynanan oyundu
Ata, ata örtüyü bugün bu hale geldi.
Sazsızozan kısa kes bu yara derin yara
Alnımıza sürüldü binbir renk, binbir kara
Doğruya sarılmaktır bunca derde tek çare
Bata, bata memleket bugün bu hale geldi.
(Üniversiteli Kızlarımıza Hitaben)
BACIM
Gurbet adlı bir biber gönül dünyana banmış,
Ruhun ilim denilen bir davaya inanmış,
Hasrete kabul demiş pek kolay geçer sanmış
Geçer, geçerde bacım sakın yara alma sen.
Tertemiz bir kağıda benzettim yüreğini,
Umuda, mutluluğa çekersin yüreğini,
Sadece Kadir Mevlam bilir dileğini,
Kalemlere kanıpta sakın yara alma sen.
Bir kez olsun aldanma el oğlunun sözüne,
Saf diye bildiklerin leke katar özüne,
Seni yakar yıkar da dönüp bakmaz yüzüne,
SAZSIZOZAN’ım derim sakın dara kalma sen.
GÜVENME GENÇLİĞİNE
Zülfünün her teli bil ki, bir altın
Zannetme kalbini alınmaz satın
Ağlatır mı acaba güldürür mü ol bahtın
Yarının saklı senden, gençlğine güvenme.
Aldanma güzelliğine bir sivilce çok bile
Hayat pusuya yatmış, sana kurmuş bin hile
İbret al sözümüzden can kulağıyla dinle
Gençliğin çıkar tenden gençliğine güvenme.
(5 ARALIK 2003 SAYI: 84)
|
TEK SUÇLU BEN MİYİM?
Eğer seni kalbimden, delice seviyorsam
Benim de bir sevgilim var diye söylüyorsam
Karşılıksız bir aşkta ben inat ediyorsam
Söyle bane deli kız bir tek suçlu ben miyim
Delikanlıcasına ilan ettim aşkımı
Göremediniz mi hiç aşk ile bakışımı
Şiirlere dokudum bu aşkı, nakışımı
Eğer seni sevdimse bir tek suçlu ben miyim
Senin hiç mi suçun yok söyle bana deli kız
Gururumu çiğneme biz de delikanlıyız
Birisini sevmeye yok mu bizim hakkımız
Sana aşık oldumsa bir tek suçlu ben miyim
Mektubun hitapların bir büyük yalan mıydı
Kirli aşk oyunundan geriye kalan mıydı
Sıcak gülücüklerin kalbime talan mıyıd
Sen beni sevmiyorsan ben seni sevmiyorsam
Söyle bana güzel kız bir tek suçlu ben miyim?
13 Haziran 2005
Pazartesi Yıl:3 Sayı:137
HALİMİ SORMAYIN
Bilinen meçhul’e aşık olmuşum
Dert ile sevinç ile düşüm
nceyle dolmuşum
Merak etmeyin beni nerde ne olmuşum
Rızam var sizlerden sormayın halimi
18 Mayıs 2005
Çarşamba Yıl:3 Sayı:135
ZALİM BABASININ KIZI
Onca hayallerim boşuna çıktı
Şu zalimin kızı sevdamı yıktı
Ufacık şeyleri bahane etti
Terketti beni terkedip de gitti
Vuracağım seni zalimin kızı
Ölen aşığın iyi olur anısı
Sevdikçe artar yürekte sızı
Sen de beni sev, zalimin kızı
Kalbime düştün içim yanıyor
Dayanamıyorumki, yaram kanıyor
Ha bu kız acaba kimi seviyor
Zalimin kızı neden anlamıyor.
15
Nisan 2005 Cuma Yıl:3 Sayı:132
HALİMİ SORMAYIN
Bilinen meçhul’e aşık olmuşum
Dert ile sevinç ile düşüm
nceyle dolmuşum
Merak etmeyin beni nerde ne olmuşum
Rızam var sizlerden sormayın halimi
15
Nisan 2005 Cuma Yıl:3 Sayı:132
EN BÜYÜK NEBİ
O en büyük nebidir, nebilerin nebisi
Peygamberler içinde var mı O’nun gibisi.
Peygamberlerin başı O, Hz. Muhammed (S.A.V)
Onun adına Allah gönderir bize Rahmet.
İnsanların içinde O, en büyük hazine
Asla zarar edemez uyan O’nun izine.
Peygamberler içinde O, en büyük Peygamber
Ümmeti Muhammed’e gelen en büyük rehber.
Yüce Hak’tan istedi sadece ümmetini,
Bir parça aklın varsa terketme sünnetini.
O’nun bütün ümmeti şefaatine muhtaç.
O ise ümmetinin affedilmesine aç.
Ölçülemez dünyada ibadeti, edebi
Şehadet getiririm, O kul en büyük Nebi.
8 Nisan 2005 Yıl 3 Sayı 131
ÇARPILIRSIN ARKADAŞ
Güvendiğin tavan başına çöker,
Bir garip oturur derdini döker,
Sabret dostum çivi çiviyi söker,
Çok sessiz durursan çarpılırsın bak.
Her kardeş diyene arkadaş deme,
İkram edilen her nimeti yeme,
Saf temiz yiğit ol, olma çok seme
Adımını ölçüp at daim arkadaş.
Çok para uğruna çok az iş yapma
Paraya, karıya, sarıya tapma
Hep güçsüz olsada mazlumu çarpma
Ahı tutar birgün çarpılırsın bak.
Hak bilen bulursan ol onla sırdaş
Lüzumsuz sakın ha atma tek bir taş
Karşındaki kulda ne olursa yaş
Karıncaya senden üst bil arkadaş
Allah’ın emrine gelirsen karşı
İnkar eder isen semayı, arşı
Hak kabul etmezsen hakka varışı
Sorgu sual vakti çarpılırsın bak.
Kur’an, islam ilmine ol kardeş sende yakın
Kul hakkı ile şirkten hayat boyunca sakın
Yoksa birgün yanarsın çarpılırsın arkadaş.
YOLLAR
Birini yara
Birini kâra
Birini kara
Birini çınara götürür çınara.
Biri gider pınara
Çıkar bir kütük, kara!
Yollar yollar götürür
Kimini yenişe kimini dara
Havayı arayanı
Alır götürür yaylaya
Davayı arıyanı
Kapıp götürür Mevlaya
24 Ocak 2005 Pazartesi Yıl:3 Sayı:123
BEYLER İNSİN İNENLER
Dambaşında saksağan vur beline kazmayı
Unutamıyorum inan halinizi yazmayı
Sen hiç tanımadın mı Ali, Ayşe, Nazmi’yi
Onlardan öğren sen de ilim, irfan saçmayı
Tek gerçek madde ise madde olsun tek kaygın,
Kaygı bir madde değil gerçeğe olsun saygın,
Dinamiğiz, canlıyız derken gezersin baygın
Duracaksa bu dünya beyler insin inenler!
Biletini keserler hem inenin, binenin
Gizliliği kar etmez saklananın sinenin
Kuralı vardır işler bu islami ahengin
İslama uymayanlar beyler insin inenler!
Eğer dünyadan başka mekanınız var ise,
Yüce Mevla’dan daha yakınınız var ise,
Hiç muhtaçlık duymayan dostlarınız var ise,
Hak sesi duymayanlar beyler insin inenler!
Haşa Hakk’ın olmayan birşeyiniz var ise,
Koskoca yalan dünya size eğer dar ise,
İçki, kadın ve şehvet vazgeçilmez yar ise,
Siz bizimle gelmeyin beyler insin inenler!
Asırlarca baş olmuş saadet yok diyorsan,
Allah’ın nimetinden başka birşey yiyorsan,
Hakk’ın yaratmadığı bir mekan biliyorsan
Çık çıkabiliyorsan beyler insin inenler!
Bedenini, ruhunu sahibine ver önce
Ancak pişmanlık duyma kıyameti görünce,
Şeytanda hilesini sonuna dek örünce
Akibetin bir çıkmaz beyler insin inenler!
İman ehli indirir sayısız nice hatim
Seninse alın yazın baştan ayağa matem,
Sen inkar ediyorsan yalan diyorsan madem
ALLAH’ındır bu dünya beyler insin inenler!
Durdurun dünyayı inenler insin artık
Mikroplar ayrılsında yaramız dinsin artık,
Söyle bana be adam çıkar mı sesin artık
Nefsdir sende ki, hülya beyler insin inenler!
Cesedini ALLAH’a, ruhunu yaradana
Verip teslim edince sen kalır isen sana,
Bir tövbe istiğfarı çok görürsen hatana,
Hiç ibret almadın mı bakıp onca batana,
Varsa git vatanına beyler insin inenler!
SON DURAĞIN KABRİSTAN
Kaç kaçabiliyorsan yoksa dünyanın sonu,
Varsa şu kainaatın bilinmeyen bir yönü,
Haşa yoksa Ahiret Mizan Terazi Günü,
Kaçamazsın arkadaş son durağın kabristan!
İşlesen de günahı veya tutup sevabı
Kabristanda bekliyor nice soru, cevabı
Kurtuluşa erersin yaşar isen Ashabı,
SASSIZ da iyi bil ki, son durağın Kabritan!
(4 OCAK 2005 SAYI: 120)
SEN SAZSIZ OZAN
Sazsız ozan sen çalamazsın saz!
Namuslusun sen yolamazsın kaz!
Senin vazifen var, sen çalış biraz.
Al kalemi eline gerçekleri yaz.
İlim öğren sen, sana çok lazım!
Bir sana, bir bana geçiyor nazım
Mevlamın verdiğine ben çok razıyım.
Sen de çok razı ol, gerçekleri yaz.
Sen sazsızsın, sen bir gariban,
Hayran kalsın dostlar, sana hitaben
Uy Allah’a Resul’e, uy hakikat kitaban
Sen SASSIZ OZANsın kimse diyemez yaban.
Bu güzel yolların daha çok başındasın,
Bu çimenli yolun dikeni taşındasın,
Bak hele bir kendine daha kaç yaşındasın,
Yollarda yorul da, gel sen SASSIZ OZAN!
Sen Artvinli’sin viraj nedir bilirsin.
Değişimi tanırsın imaj nedir bilirsin.
Sen bir şairsin, mesaj nedir bilirsin.
Öğrene öğrene gel, gel SASSIZ OZAN!
Durun da söyleyeyim size ben dertlerimi,
Açıp da okutayım canlara defterimi,
Zaten biliyorsunuz siz benim hedefimi,
Ben garip SASSIZ OZAN yazdım bu şiirimi,
Siz de bana söyleyin şairlikte pirimi,
Kağıtta kara gördüm şiirlerden biri mi?
Yoksa o bedenimin, kalemimin kiri mi?
AKIL PAZARLIYORUM
Bir altmış beş boyunda,
Bir radikal huyunda,
Söylüyorum duyun da,
Akıl pazarlıyorum!
Her derde olur deva,
Kimine olmaz şifa,
Elinde kalır hava,
Akıl pazarlıyorum!
Yerdeki bütün kızlara,
Gökteki yılıdızlara,
Bir de insafsızlara,
Akıl pazarlıyorum!
Yolu bulamayana,
Yola uyamayana,
Beni duyamayana,
Akıl pazarlıyorum!
Ağlar ile Güler’e,
Bahçedeki bülbüle,
Birde gurbetçilere,
Akıl pazarlıyorum!
(3 ARALIK 2004 SAYI: 117)
SEVDA YÜKÜ TAŞIRIM
Sen benden detlisin ben senden dertli
Gel de bir yanıma çök arkadaşım
Mızrağı vurdular benim kalbime
Hançerle de onu sök arkadaşım
Her işte hayır var tesellim odur
Gerçek sevenlerin hali bak budur
Zehir imiş zehir zannettim sudur
İçme bu şarabı dök arkadaşım
Bu derdin dermanı Mevla’da
Seven berduş olur sevilen nazlı
İstersen yavaş git istersen hızlı
Molası durağı yok arkadaşım
Anlatma derdini arif bulmadan
Varamazsın O’na yanıp solmadan
Taşı yüreğinde hiç yorulmadan
Sevda ki en ağır yük arkadaşım
Gurur kibir ile yürünmez yolda
Evvel haya edeb olacak kulda
Can vermeden varıp hak huzurunda
Boynunu edeble bük arkadaşım
Aç evvel kalbini ALLAH’a sen aç
Masiva denilen dünyadan bir geç
Bir O’na kul ol kul bir ona muhtaç
Aşık bu dünyaya tok arkadaşım
(24 EYLÜL 2004 SAYI: 111)
AH ÇEKERSİN
GÜLÜM GÜZELİM BİRGÜN
Genç yaşında seni çoğu beğenir
Kaç yiğit uğruna nice bezenir
İtibar etmezsin belki de bugün
Ah çekersin gülüm güzelim birgün.
Biraz zengin dersin biraz efendi
Seni yakar birgün çapkının fendi
Bu garip hakkında bak ki ne dedi
Ah çekersin gülüm güzelim birgün.
Birgün koca dünya döner tersine
Kimi Van’a gider kimi Mersin’e
Aldanırsın çağın sahte sesine
Ah çekersin gülüm güzelim bir gün
Bir makam uğruna çok yitirirsin
Güvenme malına tez bitirirsin Zalimin birine ‘’yar’’ dedirtirsin
Ah çekersin gülüm güzelim bir gün
O güzel bedenin erir nazarda
Bu garibin ahı bir gün azar da
Yaşlılık ve düzen seni bozarda
Ah çekersin gülüm güzelim birgün
(13 AĞUSTOS 2004 SAYI: 108)
AŞKIMIN FIRTINASI
Aşk; Yazılmaz, anlatılmaz, diyorlar!
Yaşatılır, yaşanır, yaşadıkça bilinir, diyorlar!
Yaşamadım, yaşatmadım, yazıyorum; okuyun!
Yaşamaya karar vermişseniz eğer,
Aşkı tanıyın, aşkı yaşayın,
Aşk; Sevdiğinde kaybolması sevenin
Aşk; büyük bir ateşdir evrenin
İnsan ruhunun içgüdüsü;
Duyguların hislerin ilahi bir dürtüsüdür!
Aşk benim hasretim,
Benim özlemim gurbetim,
Bilinen meçhulümdür, benim!
Aşk; benim yüreğimde burukluk değil,
Vurgunluk, durgunluk, değil
İlhamımın fırtınasıdır, aşk!
İlhamım aşkımın fırtınasıdır!
İlhamım aşkımın fırtınası,
Şiirlerim; sevgilimin gözyaşlarıdır!
Takdiriniz, tenkitleriniz,
Manasıdır mısralarımın!
Aşk; gönülü kalp yapar,
O kalp Mevla’ya tapar
Aşk, Mevlayı aramak!
Onu; kulda bulmaktır.
Aşksevmek değil kesinlikle!..
Kesinlikle sevdiğinde kaybolmaktır!
(23 TEMMUZ 2004 SAYI: 105)
HADİ GERÇEKÇİ OL
Neden yaşama bu küskünlüğün
Oysa olmalıydı hayat sana düğün
Gelecekten beklentilerin kördüğüm
Sanırım nedeni senin küçüklüğün
Ercan senin dünyandır şiirlerin
Çorak topraklara ekmişsin hayallerin
Korkarım sonunda içinde kalacaksın gerçeklerin
Çünkü ço zor büyümesi bu hayallerin
Rahatlatır belki bir yere kadar
Süsler düşleri hayallerdeki yar
Hayallerle yaşamak getirmez sana kar
Gerçekleri yaşarsın olmaz sana hayat dar
Mutlu olmak kolay değil
Gerçeklere sen ol meğil
Hayal kurmak güzel ama
İnan sonu hiç hoş değil
İrem hayal kurmaz neden
Hayali ayırır gerçeğinden
Çünkü bilirki mutsuzluğun kaynağı
Hiç gerçekleşmeyen o hayaller dağı
Neden insanlara bu kırgınlığın
Hayatı sev olmasın kimseye dargınlığın
Mutluluk en çok senin hakkın
Harcama gençliğini boş yere sakın
YALANCI
Söğütlerin dalları çatallamış
Çenemin kemiği raydan fırlamış
Güneş sıcaklığını alnıma ayarlamış
Kafa yolundan çıkmış bilmiyorum nasılım
Fotoğraflar sahte, sima perişan
Gülücükler yalan, sözcükler yalan
Sivilden bana kalan askerde benim olan
Bir kendimde bir özümde asılım
(9 TEMMUZ 2004 SAYI: 104)
NİKAHINI KİMİNLE KIYIYORLAR SEVGİLİM
Unut tüm olanları söyleme bana yalan
Nikah gibi söz verdik ne idi seni vuran
Kimdir seninle pembe hayaller kuran
Nikahını kiminle kıyıyorlar sevgilim
Beni bırak unut git yeni nikahın var ya
Ben sildim zaten seni senden bu dünya darya
Hatırlama mazini bir gün yaran kanarya
O yaradan damlayan kan benim yara sensin
Enaniyet denilen hastalık varmış sende
İnanmak istemezdim inandım ben sayende
Bir sevgiyi ağlatmak O’mu vardı gayende
Başardın helal olsun, başardın sen sevgilim
Sendeki pak ruh idi beni sana bağlayan
Sen değildin sevdam dı beni sende dağlayan
Sözümü tutmadım bendim bir kez ağlayan
bundan sonra gözyaşın kimin için sevgilim
Yüreğimden kıymetli bir hediye verseydim
Masivayı anıpta sana bir kez gülseydim
Dünyayı bu kadar çok sevdiğini bilseydim
Dünyalık bir nikahı kıyardım ben sevgilim
Sevgilim diyorsam ben sana değil ruhuna
Beddualar etmişim yalan aşkın ruhuna
Şimdide bir fatiha sunuyorum ruhuna
Ruhun beni sevmemiş zalim ruhsuz sevgilim
(3 HAZİRAN 2004 SAYI: 101)
BAHARA HEP BAHARA
Umutları sakladım sevdayı yasakladım
Soğukta işe girdim üşüdüm ıskaladım
Soğuk benlik değilmiş bunu iyi anladım
Hesapları sakladım bahara hep bahara
Şiirler kala kaldı vicdansızın elinde
Aşktan yana adımız gezdi nice dilinde
Durgundur bakışlarım duyguların selinde
mutluluğu bekledim bahara hep bahara
AMERİKA TOPLA CONİLERİNİ
Ne işin var Irak’ta nerden geldin sen kimsin
Amerika toparla conilerini bağla
Haçlı zihniyetiyle tanınan bir kafirsin
amerika toparla conilerini bağla
Müslüman kanlarıyla hidayete erilmez
İslam’ın kalesine sur yıkarak varılmaz
Irak’ta yara açtın sanma ki bu sarılmaz
amerika toparla conilerini bağla
Mü’minin akan kanı size iyi gelmez ha
suriye İran dersin Türkiye’si var daha
Geceye varırsında varamazsın sabaha
Amerike toparla conilerini bağla
Üç beş kişi değiliz biz tam iki milyarız
Gaflet var, tasarruf var çok değil az susarız
Midemiz bulanırsa size ölüm kusarız
amerika toparla conilerini bağla
Müslümanım diyene binbir türlü oyun var
Bu oyunun içinde çakal köpek koyun var
Biz savaşa girersek bil ki bize düğün var
amerika toparla conilerini bağla
Eğer sen bağlamazsan biz bağlarız o biçim
Dışım sakin görünür içim kaynıyor içim
bize meydan okuma bize yaptırma seçim
Amerika toparla conilerini bağla
Irak’taki gözyaşı yüreğimi yakıyor
Bütün dünya susmuşta ekranlardan bakıyor
Irak’taki nehirler su değil kan akıyor
Amerika toparla conilerini bağla
Sazsız ozan Artvin2den iki çift sözüm sana
Daima kin besliyor dün bugün özüm sana
Osmanlı tokadıdır en güzel çözüm sana
Amerika toparla conilerini bağla
(27 ŞUBAT 2004 SAYI: 93)
TALİHSİZ ANILAR
Mazinin coşkusu yıkılıp gitti
Talihsiz anılar sevgiler yitti
Anlıyorum bir tanem duygularını
Bizim bu yüreğimiz ansızın bitti
Kurudu gönlümde umut çeşmesi
akıyor suları çatlak oluktan
Talihsiz anılar hep mahrum oldu
Sevgiden şefkatten nice bolluktan
SEVMEK YASAK ARKADAŞ
Konuşmak pek münasip oturup tatlı tatlıYa kız olur, ya erkek bu işte
biraz bahtlı
Ya şık araban olsun ya villan iki katlı
Para yedirmek serbest sevmek yasak arkadaş
Dinlemez fakirliğin beş yıldızlı otelde
Seni eritmek ister lokantada motelde
Malın servetin gider aptallık kalır elde
Kızı gezdirmek serbest sevmek yasak arkadaş
Yüzler binler şiir yaz okusun o keyfince
Bu yol biraz incedir çok düşün ince ince
Sen çok kötü olursun para suyu çekince
Gönül bağlamak varda sevmek yasak arkadaş
(30 OCAK 2004 SAYI: 91)
HAYAT BİLMECESİ
Hayat, hayat deriz de nedir hayatın özü
Allah izin vermezse görür mü kulun gözü
Yalan yanlış çekeriz manasız nice nazı
ama bilmeyiz neden, nasıl, meçhuldür sızı.
Tdbir takdir tevekkül nedir irade yazı
Bilmiyorum demekle bulamazsın çözümü
İnanın bilmiyorum şevkin gerçek yüzünü
Lanet kutsalselamet meçhuller ve alamet
Marifet, hakikatte varmış gerçek keramet
Ezgi ile olgunlaş duru düşün durgunlaş
Ceylanın gözlerine takıl çakıl vurgunlaş
Er meydanı yiğitlik, sevda çok zor arkadaş
Sazsız ozan gariban ararım hep doğruyu
İliğim iplik oldu çözemedim soruyu
O KUL HAKKA AŞIK OLMUŞ
Bak sevdadan olmuş deli
Kanmış pişmiş olmuş veli
Kapmış yakmış aşkın seli
Götürüyor nere bilmem
O kul Hak’ka aşık olmuş
HAK ANLAR
Türkleri yönetmişler
Padişahlar hakanlar
arkadaşlar var bir de
Gökhan Tarkan Hakanlar
Kulun gerçek halini
Dünya’da bir Hak anlar
SUYU VAR
Çölde serap var
Çölde Kuyu var
Gönüldeki yaraya
Sevgi adlı su yarar
Sevgisiz gönül kurur
Her gönlün bir suyu var
YIPRANAN GENÇLİĞİM
Ceylanların peşinde koştu kaplanlar gibi
Yolda türlü engeller çakal aslanlar gibi
Eridi taş yüreği gün görmüş buzlar gibi
Güneş görmüş buz gibi eridi bizim gençlik
Dev gibi sevdaların mecnunuydu severken
Kimisine geç vardı kimisine çok erken
Yirmibeş denen çağa merdiveni dayarken
Gurbet Sazsızozan’ı tahta gibi biçerken
Hasret atölyesinde biçildi gitti gençlik
SEVMEKTEN KORKUYORUM
Sarışın kumral esmer sevdim ben nicesini
Sonunda arif bildim gönlümün incisini
Muhammed (S.A.V)’de buldum ben gülün en goncasını
İkinci bie güzeli sevmekten korkuyorum
Gıdamız hasret bizim şiir de tercümanı
Muhabbet Muhammed’den (S.A.V.) başka da yok fermanı
İlahi aşktır kalbin tesellisi dermanı
Sultan’dan .... başkasını sevmekten korkuyorum
(10 OCAK 2004 SAYI: 89)
BURASI BEYPAZARI
Ankara’nın ilçesi, ilçelerin incisi
Güleryüzlü insanı, sevdaların goncası
Uzun yazmak gerekir yetmez birkaç cümlesi
Tarih, kültür kaynıyor burası Beypazarı.
Anadolu denilen yurdumun göbeğinde
Güzel şive bulursun yaşlısı, bebeğinde
Bacıları pek güzel, sevda var yüreğinde
İnsan cennet sanıyor burası Beypazarı.
Hitit, Firig, Galatlar, Roma, Bizans, Selçuklu
Bugün Türkiye adı, nam vurmuş hem Osmanlı
Yakup Şah’ın veziri Dinar koymuş adını
Beyhezar denmiş önce burası Beypazarı.
Karaşar, Uruş bir de Kırbaşı üç belde var
Altmış dörtte köyü var sanmayın ki bu kadar
Destan olmuş bu diyar hep, anlatsam çok uzar
Hayran kaldım görünce, burası Beypazarı.
Ayaş, Güdül, Polatlı, Mihallıççık, Nallıhan
Kıbrıscık, Çamlıdere, Seben’de öbür yandan
Yüz kilometre kadar uzaktır Ankara’dan
Düşün bir ince ince, burası Beypazarı.
Yedi asır yaşamış camiler yüreğinde
Buram buram tarih var sütunda, direğinde
Suluhan çıkagelmiş ustanın bileğinde
Gül güzeldir bilince, burası beypazarı.
Bir yanda Taş Mektep’i, Boğazkesen Kümbeti
Burda kaç eser yapmış Muhammed(SAV)’in ümmeti
Kara Davut, Yediler yaşamışlar sünneti
Gazi Gündüzalp derler burası Beypazarı.
Türbelerden biri de İvaz Dede Türbesi
Karaca Ahmet Sultan, bilmem var mı gerisi
Buyurun gelin görün, bilmenin hem iyisi
Kesik Baş burda saklı, burası Beypazarı.
Selçuklu’nun sultanı Alaaddin Keykubat
Bir cami yaptırmış ki, görünce dersin heyhat
Kurşunlu, Akşemseddin camileri hep sanat
Allah’a yap secdeni, burası Beypazarı.
Bindallılar dokunur kadifeden özenle
Ben uzun yazıyorum işim yok tez bezenle
Bana inanmıyorsan gel buraya gez anla
Yazdıklarım yetmez ki, burası Beypazarı.
Bindallının üstüne saltayı da giyince
Kızları başka güzel, çevreyi de örtünce
Telkari denen takı işlenir ince ince
Anlatmakla bitmez ki, burası Beypazarı.
El sanatları zengin semercilik, saraçlık
Sim sırma, ipek bürgü, kilim dokumacılık
Kundura, güğüm, ibrik, gümüş ve yorgancılık
Elde nice marifet, burası Beypazarı.
Bu kadar çalışan var sanmayın yemek yemez
Zengin mutfak kültürü demeyin şair demez
Artvinli’dir bu şair Beypazarı’nı bilmez
Gördüğünü yazıyor, burası Beypazarı.
Beypazarı’na özgü bir yemek olan güveç
Ye yaprak dolmasını, kurusunu kalma aç
Havuç lokumu var ki, gözlere şifa ilaç
Çünkü umut var burda, burası Beypazarı.
Havuç ve güveç bir de el sanatları için
Festivaller yapılır Beypazarlılar için
İnsanların gözünde gülücükler var niçin
Çünkü umut var burda, burası Beypazarı.
Seymen ekibimiz var çalar söyler ve oynar
Bunca güzellikler var insanın kanı kaynar
Gelenler bu diyara yalancı cennet sanar
Hakları da var hani, burası Beypazarı.
Tarihi evlerini sana doğru sakladım
Gördüğümü yazdım ya ben kendimi akladım
Bin güzeli bir yerde görünce bakakaldım
Aşık oldum vesselam, burası Beypazarı.
Hangi tarafa baksam, tarihten bir hatıra
Şiire döktüm ama eksik kaldım bu sıra
Zor sığdırdım ilhamı dostlar seksen satıra
Şiir benden hatıra, burası Beypazarı.
Taş Mektep’te içtim hem acı Türk kahvesini
Kahve verirken gördüm hanımefendisini
Altı gün tadabildim suyunu, havasını
Çok güzel bir diyar bu, burası Beypazarı.
Sazsızozan Artvinli Ercan GÜNDÜZ söz dedim
Anlatacak çok şey var vaktim yok ben öz dedim
Telefon numaramı isteyene yaz dedim
Çok lazımdı az dedim, burası Beypazarı.
(12 ARALIK 2003 SAYI:85)
|
DURUM BUNDAN İBARET
Damlaya damlaya göl olur derler,
Aktı sağnak sağnak sığmadı göle,
Gurbet der, sıla der azap verirler,
Kum olsam, savrulsam sahile, çöle.
Boyun bükülünce kılıç inermiş,
Şarap sunulunca gazap dinermiş,
Beli bükülene semer binermiş,
Kısaca son durum bundan ibaret.
Hayal güzel amma hayat pek acı,
Düşümde padişah başında tacı,
Öyle garip dert ki meçhul ilacı,
Darılsın onurum budur vaziyet.
Sözlükler değişmiş, manalar başka,
Güzel Beypazarı düşürdü aşka,
Gelip görmeseydim diyordum keşke,
Doğrular yanılmış yakan meziyet.
Çile gönül çile gelsin ne varsa,
Nil fırat şaşırıp terse akarsa,
Pişmeye razıyım sevda yakarsa,
Koşarak giderim hakkımız darsa,
SAZSIZ’ım son sözüm bundan ibaret.
30 Nisan 2005 Cumartesi Yıl:3 Sayı:133
SEN MİSİN?
Rüya ile uykumu bitiren
Bir parçada olsa huzur getiren
Aklımı benden alıp götüren
Düşündüren, yoran sen misin?
Bilinen meçhul dediğim
Yıllardır habersiz özlediğim
Sevgi diye gözlediğim
Bekletipte gelmeyen sen misin?
Mutlu günler gibi akan
Kızgın kor gibi yakan
Bana yürekten bakan
Aradığım meçhul sen misin?
8 Nisan 2005 Yıl 3 Sayı 131
HAYAT VE İNSANOĞLU
Hayat
İyi kötü
Gelir geçer
İnsanoğlu bu
Kimi doğru
Kimi
Yalan yanlış yol seçer
KAR YAĞDI
Kara beyazdır derler ama öyle değil
Kapkara bir kar yağdı koca dallar eğildi.
Zifir karanlıkta gök kara kara ağladı,
Beyaz kar taneleri kara örtü bağladı.
Güz mevsimi aniden bir soğuk kışa döndü,
Güneş sanki parladı, lakin sıcağı söndü,
Kara kar yağdı, dostlar birgün umutlarıma,
O günden aklar düştü kapkara saçlarıma.
MATEMİN HAYKIRIŞI
Bir insan eli, kolu bağlı
Düşleri karmaşık, yüreği dağlı
Bir çıkış arıyor çevresi ağlı
Kendi bir kemik, bir deri
Ve bu insanın dertleri tavlı
Acıları yoksullukla yağlanmış,
Elleri zincirlerle,
Hayalleri umutsuzlukla bağlanmış.
Bir matem çökmüş sırtına
Dertlerinden ağır
Bir umut var ötede
Bizimki sessiz sessiz bekler.
Mutluluğa sağır,
Ve bir hıçkırık bir haykırış,
Bir güçsüz düşmüş insanın
Sanmayın ki, kurtuluşa varışı
Bu haykırış.
Matemin haykırışı.
28 Ocak 2005 Cuma Yıl:3 Sayı:124
KARA GÖZLÜM
Seni Sevdim boşluk sana sesleniyorum!
Sakın susma sustukça sararıp soluyorum.
O kara gözlerine baktıkça doluyorum.
Sevdam beni ağlatma, sevdiğim kara gözlüm!
Acısıyla severim acı bana aşıktır,
Çile çekmek inan ki, benimle barışıktır,
Bende mantık arama, hislerim karışıktır,
SASSIZ’ım saklıyorum kalbimde kara gözlüm!
AKŞAM OLMUYOR
İnsanlar şarkı söyler,
Sabah olmuyor diye.
Ben akşamı beklerim,
Görün bakın ne diye.
Gündüz fitne kuşatmış,
Kullar yaşam derdinde,
Ben ihamımı ararım,
Evrenin derininde.
Mehtabı seyreylemek,
Yıldızlarla konuşmak,
Sessizliği kavramak,
Gecenin nefesinde.
Akşam olmuyor akşam,
Yalnızlıkla dost olsam.
SASSIZ’ım ilmim olsa
Kainatı okusam.
Ben geceyi özlerim,
Saf duygular özlemim.
07 Ocak 2005 Cuma Yıl:3 Sayı:121
SAVAŞ ŞART OLDUĞUNDA
Yunanistan, İngiltere, Sırp ile Amerika,
Savaş için haykırır yeryüzü, bütün kıta.
Kollar sıvandı artık Mehmetçik durdurulmaz,
Savaşın kuralıdır yaşlı, kadın vurulmaz.
Dostumuz az olsa da hepsi imanlıdır
Her asker, her müslüman doğuştan şanlıdır!
Mehmetçikte korku yok, hepsi mangal yürekli,
Tükenmeyen bir iman, hepsi çelik bilekli.
Selimiye haykırır Arş’a doğru Ezan’ı
Cihadla kuracağız biz cihadda mizanı!
Otuz yıl sürer sabret, barış için bir savaş,
Müslümanı tanırlar küffarlar yavaş yavaş
İsveç, Norveç, Fransa siper alır bizlere,
Onu da getiririz Akdeniz’de dizlere.
İtalyan çizmesiyle çiğneyip İtalya’yı
Hak için titretiriz, koskoca Avrupa’yı!
Komutanım haykırır bir beldeden emiri!
Aşkımızdan erir bak Divriği’nin demiri.
İstanbul, Çankkale geçilmez, Cihan bilsin!
Böyle bağnaz bir fikri, küffar aklından silsin!
Altı yüz yirmi iki yıllık bir Osmanlı’yız,
Kıtalar fetheyleyen erler kadar şanslıyız!
Hak uğruna cihadda bizler daha canlıyız,
Yetmiş yıldır boş yattık ondan heyecanlıyız.
Savaş şart olduğunda mangal olur yürekler,
Bizi bekler cephede silahlanmış şehitler.
Kocatepe haykırır Ankara’nın bağrından,
Bir solukta aşarız koca Ağrı Dağı’ndan.
Ermeniymiş doğuda kafa tutan birisi,
Askerini sileriz, kalmaz inan dirisi!
Rusya cesaret edip gelemez üstümüze
Karadeniz Kafkasya getirir, onu dize
Güney Kıbrıs Rum kesimi ve İsrail ülkesi,
Düzeltecek orayı müslümanın gür sesi!
Yunanistan balkonu Hristiyan Hanı’nın,
O handa iman yoktur, o han Avrupalı’nın.
Doğuyu düzeltecek Afgan ile Pakistan
Rusya’yı içten yıkar, kuzeydeki Kürdistan.
Tam otuz yıl sürecek barış için çıkan harp,
Müslümana dayanmaz kuzey, doğu, güney, garp.
(17 ARALIK 2005 SAYI: 119)
SORARLARSA SÖYLERSİN
Sorarlarsa söyle, o bir gariban!
Aşkına susamış hayta yaban
SASSIZ OZAN’dır o şiirleri yazan
Beni sorarlarsa söylersin!
Hakkımda sakın ha, atma palavra!
Hem aşık, hem küskün dersin ki, yara
İtimat etmezdi fal ile zara
Beni sorarlarsa doğru söylersin!
Bir sürü kız sevdi, birisi Eylem,
En ciddi olanı gözlüklü Meryem,
Birisi olmadı derdine melhem,
Dermanı arar da gezer, söylersin!
Bir türlü doyasıya ağlayamadı,
Kalbini canana bağlayamadı,
Bir tane güzeli dağlayamadı,
Dağın ceylanını seçer, söylersin!
Bir güzel sevmişti, bitmedi nazı,
Fırsatı buldukça yazardı yazı,
Çalamadı garip öğrenip sazı,
Derdini döker de yazar söylersin!
Hayatın akları düştü başına,
Zımpara vurdular kader taşına,
Cahillik zor geldi o genç yaşına,
Aklımda değdi nazar söylersin!
Derdini döktü de kaplar almadı,
Dertten anlayacak ARİF bulmadı,
Sabır etti, saçın başın yolmadı
Almadı derdini kazar söylersin!
Garibin hakkını korumak ister,
Haram yiyen her kim olursa küser,
Kalemi doğrudan hep yana eser,
Batılı kökünden kazar söylersin!
SASSIZ’ı
Ercan’ı sorarsan ne yapar diye,
Kalbini Hak yola eder hediye,
Kimseler derdini sormazlar, niye!
Sorsa da söylemez, diye söylersin!
Halini bilen yok, diye söylersin!
Kaderi yazılmış, silemez dersin!
HAKK’tan başka birşey dilemez dersin!
DİŞ SAĞLIĞI MESELESİ
Signale, ipanaya
Gerek kalmaz arkadaş!
Sen takvimi geri gönder.
Ona çözüm verdi önder.
Adı Güzel Muhammed (S.A.V.)
Konuştu, demet demet
Şimdi bunca doktorlar
Bize ediyor minnet.
“Eğer ümmetimi zora
Koşmayacağımı bilseydim
Her yemek sonrasında
Diş fırçalamayı emrederdim”
(10 ARALIK 2005 SAYI: 118)
ACABA SARHOŞMUYUM
İçtim çile çeşmesinin acı dolu şerbetini
Yüreğimde duydum aşkın bitmeyen hararetini
Gözyaşı da benim için harcamış tüm servetini
Dünya rüzgarlı,dumanlı yoksa bende sarhoşmuyum?
Açmış bütün kapıları gel diyor çile ile dert
Hayat mı cimri kalmış acı denen sırdaş mı mert
Dağlar taşlar erimişler pamuk rüzgar olmuş sert
SAZSIZ’a sorma Bağdat’ı bilmez sorar ”sarhoş muyum”?
(29 EKİM 2004 SAYI: 113)
HAN EYLEDİM
Dert doldurdum yüreğime
Gönül dert dağı oldu
Han yaptım yolcular dinlensin diye
Bir tek aşıkların uğrağı oldu.
(15 EKİM 2004 SAYI: 112)
SEVDA DERSİ VERİLİR
Söz değil göz ile başlarız kardaş
Otur hele otur dinle sırdaş
Evvela olucan sarhoş ve berduş
Ararsan sevdayı dersi verilir
Evvel gözlerine hakim olucan
Hemen söz söyleme sakin olucan
Evvela kalbinle yakın olucan
Ararsan sevdayı dersi verilir
Yanıcan Cehennem ateşi yetmez
Bir başla bir ağla gözyaşı bitmez
Sitemden çekinme pat diye gitmez
Ararsan sevdayı dersi verilir
Başında sen aşka aşık olucan
Yanacak yüreğin biraz solucan
Dalarsan kalbinle HAKK’kı bulucan
Ararsan sevdayı dersi verilir
Aşk HAKK’kın kulunda bir cemalidir
Aşk ruhun vardığı son kemalidir
Mevlana’nın HAKK’ta tek emelidir
Ararsan sevdayı dersi verilir
Kadın erkek deme bu iş o değil
Kalbini eyle sen Mevlaya meğil
Resul’e aşık ol Allah’tan sevil
Ararsan sevdayı dersi verilir
(20 AĞUSTOS 2004 SAYI: 109)
AŞIK OLMADIKÇA
ANLAYAMAZSIN
Sorma bana boynum neden bükülmüş
Genç yaşta saçlarım neden dökülmüş
Kalbime saplanan mızrak sökülmüş
Aşık olmadıkça anlayamazsın
Sevgi muhabbete taç demişim taç
Severken kalmışım sevgiye muhtaç
Yalana tokum tok gerçek aşka aç
Aşık olmadıkça anlayamazsın
Sazsın ozan sözün yoktur gereği
Bize yeter inan aşkın çeyreği
Sıkısı olmazsa varsın seyreği
Aşık olmadıkça anlayamazsın
KARA KAR YAĞDI
Kara beyazdır derler ama öyle değildir
Kapkara bir kar yağdı, koca dallar eğildi
Zifir karanlıkta gök kara kara ağladı
Beyaz kar taneleri kara örtü bağladı
Güz mevsimi aniden soğuk bir kışa döndü
Güneş sanki parladı, ama sıcağı söndü
Kara kar yağdı dostlar benim umutlarıma
O günden aklar düştü kapkara saçlarıma
(6 AĞUSTOS 2004 SAYI:107)
KENDİNE DÖN, KENDİNE GEL
Çay aşkın şarabıdır demleyip içeceksin
Aklı kenara koyup kendinden geçeceksin
Karanlık dünyadasın doğru yol seçeceksin
Arıyorsan mevlayı kendine dön kendine
Aşık olmak ne demek yüzüme bak anlarsın
Tatlanmaya gerek yok üzüme bak anlarsın
Yaşlarıma aldanma gözüme bak anlarsın
Arıyorsan sevdayı kendine dön kendine
Sarhoşum ben bu gece kaç gece gibi sarhoş
Sevemem diyor kötü sesini duymak bir hoş
Aklı koydum tereye kalem kağıdım berduş
Çalamazsan kaydeyi kendine dön kendine
Gurbette hasret varmış o yokken dünya darmış
Gönlüm meçhulde kalmış O’nun da yeri varmış
Ne yapayım sevdimse sevda ateşmiş narmış
Koparamazsın gülü kendine dön kendine
Sen sevdanın adını, adını duydun daha
Birde tadını bilsen çıkamazsın sabaha
Yaban bakmaz anlamaz gözyaşına eyvaha
Dök derdini Allah’a kendine gel kendine
Sevda saf gönüllerin ariflerin işidir
Yüreklerdeki kor belgesidir fişidir
Sevilen ol maşuktur sanma erkek dişidir
Taklit etme bülbülü kendine gel kendine
Eneyi yırtamadan bulamazsın hüveyi
El kızı gelin olmuş var olma sen güveyi
Sarp kayadan bir dağdan kim çıkardı deveyi
Eşekte olamadın kendine gel kendine
Hele bie sen hak eyle görki mevla vermez mi
Kullar O’nun emriyle gül sümbülü dermez mi
Mevla ilham eylerse lütfü sana gelmez mi
Daha anlayamadın kendine gel kendine
Masivanın peşinde koşarsın Karun gibi
Hakikatı ara sen Nuh gibi Harun gibi
Dede kesildin başa çok bilmiş torun gibi
İlmine eremedin kendine gel kendine
Sarhoş oldum deyipte saçmalama sözleri
Yandım diye haykırıp söndürme sen közleri
İtaat et iman et yaban sanma özleri
Özünü bilemedin kendine gel kendine
Gayrı burda kes sözü uzun etme şaşarsın
İhlas ve sebat etsen ne ummanlar aşarsın
Mevladandır ol nimet sen acizsin beşersin
Sazsız Ozan cahilsin kendine gel kendine
(11 HAZİRAN 2004 SAYI: 102)
SEVDİĞİMİN MEÇHULÜYÜM
Şairler çile çeker
Hasret, sevda, acı dert
Sevdiği güzel merttir
Ama ma talihi namert
Şairler sevda çeker
Dertli gizli aşikar
Vurur kalbe bir sevda
Köz gibi yanar yakar
Ben Mevla’nın kuluyum
Bir kulunu sevdirdi
Atmıştım ben sırtımdan
Aşkın alev hırkasını
Aşık etti kuluna
kulunu hırka yaptı
Üzerime giydirdi
Çile bana yar yar bana çile dedim
Sevdiğim ele vardı ben aşka mola verdim
Omuzumdan yük indi rahatlanayım dedim
Bir şairin aşkını yüreğime gizledi
Bu gün yine gördüm bak
O cengaver güzeli
Verir mevla lutfuyla
Aşığa mola yoktur
Duy beni beni anla
Şair aşık olmaya mahkum
Mahkum eden yüce hakim
Sevdiğim kulunu da O’na havale ettim
Sazsız ozan derim ki
Yandım eridim bittim.
(30 NİSAN 2004 SAYI: 99)
KISMETSE GELECEĞİM
Şubat onbeş demiştik Mart’ın onbeşi oldu
Bayrama varamadım yüreğimde gül soldu
Defterim tükenmedi ama çoğu da doldu
Çok az kaldı sabredin kısmetse geleceğim
Elliyedi gün daha kamuflaj giyeceğim
Elli yedi gün daha karavana yiyeceğim
Elveda Sarıkamış bensiz kal diyeceğim
Mehtap şafak ardarda kısmetse geleceğim
Çoğu gitti bu yolun kalmadı bak çeyreği
Sevinin bu günlerde yok hüzünün gereği
Çiçekteyken görücem elma armut eriği
allah’ın izni ile kısmetse geleceğim.
GELEMEM ANAM
Askerim anam
Nöbet içtima çalışma var
Geride ikiyüz küsur gün var
Yarın gel deme gelemem anam
Üst devreleri yolcu edeli
Çok oldu yar benden ayrı gideli
Sayılı gün ama bitmiyor sanki
Çilemi çekerim gelemem anam
Büyütttün gönderdin en son askere
Askerlik iyi de uzak teskere
Selam göndermişim nice yerlere
Selamım varmadan gelemem anam
Yarıdan fazlası geride kaldı
Sevdiğim gülleri yad eller aldı
Bilki oğlun yine şiire daldı
Defterim dolmadan gelemem anam
BEN KÖYLÜ ÇOCUĞUYUM
Niçin bakarsın bana öyle
Pantolonumdaki yamamamı gülersin
Sen toprak nedir bilirmisin
Ben köylü çocuğuyum
Gözüm yoktur benim
Sosyetede modada
Bizde rızık toprakta çoban davarda
Alınteri var bizde sen bunu bilirmisin
Hayvanlar otlatırız mera bayırda
tırpanı sallarız tarla çayırda
Azda olsa gönlümüz koşar bizim hayırda
toprağa özen vardır sen bunu bilirmisin
Asansörle çıkarsın sen otuzuncu kata
Umulmadık bir yerde yaparsın küçük hata
Kazma vurdun mu hiç sen tarlaya nakata
Bereket orda olur sen bunu bilirmisin
Mısırı ufatırız yeriz düğmeç çadıdan
Sinoru öğrenirsin yoktur dersen kadıdan
Ben köylü çocuğuyum sen bunu bilirmisin
Parti eğlence değil biz harfono yaparız
Irgatlık iş olunca imeceği toplarız
Tarla bir karış iken temizce çapalarız
Biz bunları yaparuz sen bunu bilirmisin
Ben köylü çocuğuyum biraz safım arkadaş
Gel köyüme gidelim sende ol bana yoldaş
Biz toprakla oluruz hem arkadaş hem sırdaş
Bitkiler hep konuşur sen bunu bilirmisin?
Kışın alır sıkayı bayırlardan bineriz
Bir yukarı çıkarız bir aşağı ineriz
Suçlu olduğumuz an ufacıktan sineriz
Dört mevsim çalışırız sen bunu bilirmisin?
Ben köylü çocuğuyum disko nedir bilemem
Bana köylü demişler bu şerefi silemem
Haktan isterim hakkı başka birşey dilemem
Doğruyu seviyorum sen bunu bilirmisin?
Aldatmak kolay kolay yaklaşamaz bizlere
Bize küfür etseler cihan biner dizlere
Kentli köylü farkeder anlarsın bak yüzlere
Biz yardımı severiz sen bunu bilirmisin?
Uzatılan bir eli kolay boş çevirmeyiz
Sevginin ağacını kesmeyiz devirmeyiz
Biz cimrilik ne bela reddetmek ne bilmeyiz
Biz misafirperveriz sen bunu bilirmisin?
Yolda kalmış gariban benim canım baştacım
Mümkününü yaparım ne var ise ilacım
dostumun baş ağrısı olur karnımda sancım
Dostluk özümüzdedir sen bunu bilirmisin?
(23 OCAK 2004 SAYI: 90)
TABİ Kİ DEYMEZ KARDAŞ
Kısacık bir ömür sınav mekanı
Mekan bu dünyadır çoktur bıkanı
Gerçekler dururken dönme arkanı
Aldanma dünyaya değer mi kardaş
Siyah saçlarını aklatan dünya
Yüzüne kırışık atan bu dünya
Sen hep çalışırken dönen bu dünya
Başını döndürür değer mi kardaş
Karısı, parası aldatır seni
Çilesi, hilesi çıldırtır seni
Şeytanı geçenler saf sanır beni
Kurtlu, çakallıdır değer mi kardaş
Kibirin uğruna dostun kırarsın
Ayağın kayınca dostun ararsın
Şehvete dalarsan daim yanarsın
Hak varken, batıla değer mi kardaş
YENİ BİR DÜNYA
Sevgide samimi
Doğru ve düzenli
Sağlam temelli
Yeni bir dünya
Özlemim, niyetim
Hayalim ve düşüncem
Gelecekten beklentim
Yeni bir dünya
Gülün gülümsediği
Adaletin çağladığı
Kırların çiçek bağladığı
Zalimlerin öldüğü
Mazlumların güldüğü
Beklentim ve umudum
Yeni bir dünya.
ADALETİN BU MU DÜNYA?
Sevmek bile suç oldu insanları yürekten
Sevenler yargılandı zor döndüler direkten
Bize yürekten seven yar düşmedi felekten
Sevenler hep hüzünlü adaletin bu mu dünya?
İŞTE O KADAR
Kalemler susmayacak
Ta ki ölene kadar
Gözler kör olmayacak
Hayat görene kadar.
HALİMİ SORMAYIN
Bilinen meçhule aşık olmuşum
Dert ile keder ile, düşünceyle dolmuşum
Merak etmeyin beni nerde ne olmuşum
Ricam var sizlerden sormayın halimi.
(2 OCAK 2004 SAYI: 88)
BİR ASKERİN KALEMİNDEN
ÜÇ SEVGİLİM VAR
Üç sevgilim var benim! Serap, Mehtap ve Şafak. Serap’ı gördük geldi ve
gitti, gerilerde kaldı. Mehtap bir göründü gözüme, kaybolup gitti.
İhtimal o ki, bir iki defa daha göresim geldi. Görsem de nafile, benim
gönlüm ŞAFAK’ta.
Şafak ufuklardan doğan güneş gibi birşey. Son güneşin adı şafak, DOĞAN
GÜNEŞ derler ona, yakınına varınca! Siviller çekilir, buram buram
memleket kokan, hasret kokan, sıla kokan, yurt kokan türkü misali.
Bu türkü öyle bir türkü ki; sazla çalınmaz, kaidesi, makamı, bestesi,
yöresi, töresi yok bunun. Bu türkü; bittiği gündür bekleyişin! Geldiği
gündür mutluluğun, doğduğu gündür ŞAFAK’ın, umudun.
Serap, hayaldir, mehtap, hayal meyal bir sızıdır; kavuşmak, ayrılmak,
arkasından kavuşma ümidiyle bekleyiştir. Yeni gurbet, yeni umut, yeni
hasret, yeni bekleyiştir mehtap!
Ama demiştim ya hani ŞAFAK var! Güzellerin güzeli, beyaz gelinlik
giymez bu şafak, parlak duyguları saklar çeyiz sandığında...
Evlenmez, eylenmez bir yiğitle. Bu ŞAFAK nice yiğidi evlendirir ve
eylendirir.
Yiğit mutlu olur ŞAFAK’ın yanına yaklaşınca, gün gelipte ona kavuşunca.
SEVGİLİM
Gurbetin denizinde biz yelken açıyorduk
Gönül tuzaklarından bir hayli kaçıyorduk
Çevreye ya bir nefret ya ateş saçıyorduk
Volkan mısın nesin sen, soldum soldum sevgilim.
Yetmiyordu inan ki bana dünya denen han
Mutluluk duymaz oldu hayat türküsünden can
Hasret idim huzura, ümidimdi yaşatan
Sevda pınarı mısın doldum doldum sevgilim.
Aldatılmıştım ya ben her yalana kanmazdım
Her sevda ateşiyle tutuşupta yanmazdım
Bu gönül böyle aşkı yaşar mı inanmazdım
Sazsızozan’ım aşık oldum oldum sevgilim.
UMUTLAR OLMASAYDI
Terketmezdi elbette kimse memleketini
Bırakmazdı ardında yaşar iken yetimi
Eritmezdi gurbette yüreğini, etini
Yarınlar ve hayaller, umutlar olmasaydı.
Geceleri uykusuz kalır mıydı bir baba
Titrer miydi kışlarda evinde varken soba
Dertleri olur muydu yığılı böyle kaba
Hayattan beklentiler, umutlar olmasaydı.
Sazsız terkeyler miydi yurdunu, vatanını
Atar mıydı gurbete bedenini, canını
Akıtmazdı gurbette gözyaşını, kanını
Hayata namus sözü, umudu olmasaydı.
FEDA
Dikenlerin içinde gül büyütmek bir amaç
Usanmadan yürürüz, yollar olsada yamaç
Bu azmin kaynağı imandır ve de inanç
Ateş olsa da yollar, el ayak feda olsun.
Bilene bilmeyene anlatıcan gerçeği
Vuramazsın kartalı, incitemen serçeyi
Dikenlerin içinde sulayacan çiçeği
Suların şırıltısı ruhunda seda olsun.
Sazsızozan, bu yolda yorulmak yoktur anla
Mevla kısmet eylese ödesen şükrü canla
Bir çiçek az geliyor donat yolları gülle
Aşıksan yanacaksın Hak yola nida olsun.
(16 ARALIK 2003 SAYI:86)
|