Yaşamak bir sanattır. Ne mutlu
onu icra edenlere, yaşama dört elle sarılanlara, güçlükler karşısında
yılmayanlara, ayakta kalabilenlere, herşeye rağmen yaşamdan zevk
alabilenlere....
Yaşamın gerçek gayesini bilen, idrak edenler var oluşuna uygun olarak bu
sanatı icra edenler işte onlar ne kadar huzurlu ve ne kadar mutludurlar.
İnsan olmanın altında yatan gerçeği idrak eden yaşamanın değerini bilir,
kendi kıymetini ortaya koyar. İnsan isterse yaratılan tüm mahkukattan
üstün olabilir ya da kendine verilenlerin kıymetini bilmeyerek, aklını
kullanmayarak, düşünmeyerek en aşağı seviyeye inebilir. Herşey biz
insanların kendi elinde. Yaşam ne kadar zor olursa olsun mutlu olmak ya da
mutsuz olmak bir tercihin sonucu. İnsan isterse yaşadığı olumsuzluklar
sonucu hayata kahredebilir daha da mutsuz kılabilir kendini. Ya da
herşeyde bir hayır var deyip Rabbim’e havale edip sabreder, isyana
düşmeden bunun bir sınav olduğu kabul edip olumsuzluğu olumluya
çevirebilir. Bunun da üstesinden geliriz inşallah, Rabbim benden daha iyi
bilir, ben herşeyi olduğu gibi bunu da ona havale ediyorum. Senden geldik
sana döneceğiz demeyi tercih edebilir. RABBİM’den geleni sorgulamak bize
düşmez. Mutlak o bizden daha iyi bilir. Nitekim biz insanoğlu dualarımız
kabul olmuyor diye üzülür isyan ederiz. Bilmeyiz bundaki hikmeti; Bizi
sayısız nimetlerle donatan hergün bereketiyle evlerimizi soframızı
dolduran RABBİM bizler dua ettiğimizde kabul etmeyecek; Bu mümkün mü? Bunu
akıl alır mı hiç. Dualarımızın kabul olmasının da bir zamanı var. Belki de
istediğimiz şeyler bizim için hayırlı değil o yüzden kabul olmuyor. Bunu
O’ndan başka kim bilebilir Yüce Yaratıcıdan Alemlere rahmet olan Cenabı
Hak’tan. Biliyormuyuz ki, dualarımızın mutlak karşılığı var, yerini
buluyor ve kabul ediliyor ama nasıl? İşte biz insanoğlu bunu idrak
edemiyor, bundaki hikmeti göremiyoruz. Rabbim dualarımızın karşılığını bu
dünyada veriyor eğer hayırlı değilse bir günahımızı siliyor ya da ahirete
saklıyor. RABBİM “Bana bir adım gelene Ben 10 adım gelirim, Bana yürüyene
ben koşarım” buyuruyor. Bu nasıl bir mutluluktur. Bu ne kadar büyük bir
lütuftur. İşte bunu bilene ve yaşayana ne mutlu. Bizleri böyle bahtiyar
eyleyen RABBİM’in dua ettiğimizde kabul etmemesi mümkün mü?
İnsan olmaktaki hikmet, varoluşundaki gaye... Sonuç; huzur ve kazanç hem
bu dünyada hem de ahirette
Yayınlanma tarihi: 28 Ocak 2005 Cuma Sayı:124 Yeni
Yıldız Gazetesi
ÇOCUKLARIMIZ NEDEN SAHİPSİZ?
Çocuklar, çocuklarımız hayata
umutla bakmamızı sağlayan yarınlarımız, umudumuz, geleceğimiz, herşeyimiz...
Her insanın içinde sakladığı bir çocuk vardır. İşte bunun gün yüzüne
çıkmasına vesile olan çocuklarımızla paylaştığımız anlardır. O yüzdendir
çocuklar bizim zaaf noktamızdır. İnsan en çok çocuklarla geçirdiği anlarda
tüm sıkıntılarını unutur. Gerçekten kahkahalar atarak içten bir şekilde
güler, mutlu olur. Hayatta hiçbir an bu huzurun yerini tutamaz değil mi?
Bu kadar keyifli zaman geçirdiğimiz ve bizim herşeyimiz olan çocuklarımıza
neden sahip çıkamıyoruz? Neden onların kötü davranışlarına engel
olamıyoruz? Neden onları kötülükten koruyamadığımız gibi kötülüğe itiyoruz
sahip çıkmayarak, sokaklara terkederek...Neden hayata karşı savunmasız
bırakıyoruz ve en kötüsü hata yaptığında kendimizi sorgulamamız gerekirken
neden çocuklarımızı suçluyoruz?
Nitekim çocuklarımız kötü davranışlarda bulunduğunda, asi bir tutum içine
girdiğinde kendimizi sorgulamamız gerekir. Acaba çocuğumun boğazından
haram lokma mı geçti demeliyiz. Bazen biz büyükler farkında olmadan
bazense bilinçli olarak helal kazancımıza gerek ifadelerimiz, gerekse
davranışlarımızla haram katıyoruz. Örneğin helal kazandığımızı harama
yatırıyor, yüksek faizle paramızın katlanmasını istiyoruz. Bu kazancı
sonra ailemize harcıyoruz. Biz kendimizde dahil olmak üzere en büyük
kötülüğü yapıyoruz ailemize ve en önemlisi çocuklarımıza. Bediüzzaman
Said-i Nursi Hazretleri diyor ki: ”Helal dairesi o kadar geniştir, keyfe
kafi gelir. Harama girmeye gerek yoktur” . Hakikaten de öyle değil mi? Biz
anne babalar bu konuda hassas olmamız gerekmez mi?
Bununla birlikte çocuklarımıza aile içinde yeterli terbiyeyi veremiyor,
onları sosyal çevreye adapte olmasını sağlayacak şekilde yetiştiremiyor,
hayata hazırlamıyoruz. Ya çok para vererek, her istediğini alarak
şımartıyoruz ya da herşeyin var diyerek onları suçluluk psikolojisinde
bırakıyoruz. Bir türlü dengeyi kuramıyoruz. Ayrıca sevgisiz, öz güveni
olmayan çocuklar yetiştiriyoruz. Kendi kişiliğinin oluşmasına yardımcı
olacak zemini hazırlayıp onun tercihlerini, bir birey olarak düşüncelerini
dinlemiyoruz. Onlarla hayatı paylaşmıyoruz. Varsa yoksa bizim doğrularımız,
bizim düşüncelerimiz.
En önemlisi yaşayamadığımız için, kulaktan duyma bilgilerle var olan
islamı yaşayışımızı aktaramıyoruz, örnek teşkil edemiyoruz, model alarak
büyüyen çocuklarımıza. Kendimizi yetiştirmiyor, bilmediklerimizi öğrenme
çabasına girmiyoruz. Okuma alışkanlığımız yok biz büyüklerin. O yüzden de
çocuklarımıza örnek olacak hiçbir yanımız da olmuyor.
Aslında inançlarımızı, müslümanım demenin altındaki anlamı önce kendimize
öğretebilsek bu yaşayışımıza da elbette ki, yansıyacak ve tabiiki
çocuklarımızın da bizi örnek alacağı birşeylerimiz olacak. Onlara
birşeyleri yapmalarını tavsiye ederken onlar neden sen yapmıyorsun
dediğinde mahcup olmayacağız. Nitekim kendimizin dahi yapmadığımız bir
davranışı çocuklarımızdan beklememiz hata olur.
Tüm insanlığı kötü olan herşeyden alıkoyan Allah korkusudur. Biz Cenab-ı
Hakk’ı çocuklarımıza hakkıyla tanıtırsak emin olun Allah sevgisiyle
büyüyen çocuk kötü ve yanlış olan şeyler yapmayacaktır. Yeter ki, biz
çocuklarımızı bu bilinçle yetiştirebilelim, bu yolda gayret sarfedelim.
Sahipsiz, kötü alışkanlıkları olan topluma ve çevreye zaran veren davranış
şekilleri sergileyen çocuklar geride kalacaktır. Her şey öncelikle aileye,
anneye düşüyor. Gelin hep beraber temiz bir toplum yetiştirelim.
Çocuklarımıza sahip çıkalım.
Yayınlanma tarihi: 10 Aralık 2004 Sayı: 118 Yeni
Yıldız Gazetesi
KIŞ MEVSİMİYLE GELEN HÜZÜN
Mevsim değişiyor. Zaman
ilerliyor ve takvimler Aralığı göstermekte. Kalplerimizde bir hüzün yumağı
oluşmakta. Sonbahar sarı yapraklarla beraber geldiği doğaya veda etti,
yerini en uzun zaman dilimi olan kış mevsimine bırakarak.
Mevsimler, ne kadar da çok etkiliyor haleti ruhiyemizi. Adeta onlarla
belirleniyor o günkü ruh halimiz. Hava açıksa cıvıl cıvıl oluyoruz, içimiz
sevinç doluyor. Bahar o yüzden hüzünleri erteliyor üzüntüleri, elemleri,
kederleri. Pek sıkılmaz içimiz bahar geldiğinde, çok fazla üzülmeyiz en
azından bir şeyleri, yaşadığımız sıkıntıları büyütmeyiz. Kendimizi çok
kötü hissettiğimizde uzun yürüyüşler yaparız. Bize çok iyi gelen
yürüyüşler. İyi hissetmemizi sağlayan yürüyüşler. Oysa kışın karda, o
soğukta pek yürüyüş yapan insanları göremeyiz. İnsanlar bir an önce evde
olmak için koşar adım arşınlarlar kaldırımları. Akşam olduğunda evlerine
koşan insan manzaralarına pek sık rastlarız kışın.
Baharın kıymetini öğreten kış...Her şeyi su yüzüne çıkaran kış...Ölümü
hatırlatan kış...Her daim baharı yaşasaydık fıtratımız gereği sıkılırdık,
bahar mevsimini bu kadar çok sevmezdik.
Her mevsim kendi içinde bir anlamı barındırıyor. Bize Rabbi’l Alemi’nin ne
kadar büyük ve ne kadar güzel olduğunu hatırlatıyor. Nitekim herşey Cenab-ı
Hakk’ın varlığına delil değil midir? Ancak O’nun kudreti yeter herşeye, bu
mevsimlerin bir düzen içinde süregelmesine de.
Yaz, kışa ön hazırlık olması için yerini sonbahara bırakır. Ne kadar
muntazam bir düzendir bu değil mi? Mevsimler bile aniden değişmiyor.
İnsanı hazırlıyor Rabb’l Alemi’n sonbahar mevsimiyle kışa. Yazın kavurucu
sıcağı, yerini sonbaharın serinliğine bırakıyor. Sevinç yerini hüzne...Yeşil
yerini sarıya...
Sonbaharın hüznünü kaldırmak zordur yazın sevincinden sonra. Daha bir
içimiz sıkılır. Hep havanın kapalı olmasına yorumlarız bu durumu.
Hakikaten de öyle değil midir bu? Etrafı kaplayan sarı yapraklar hep
hüzünlerdirmez mi bizi? Çıtırdıyan yaprakların üzerinde yapılan yürüyüşler
bizi geçmişe götürür. Kimi zaman kaybettiklerimizi hatırlarız ebediyete
intikal eden sevdiklerimizi, kimi zamansa şimdi yanımızda olamayan çok
özlediğimiz dostumuzu.
Sonbahar kışa hazırladığı zeminden sonra bir daha ki, seneye kadar bize
veda eder. Yerini günlerin kısalmasıyla birlikte uzun kış geceleri alır.
Akşamları yudumlanan çayların eşliğinde yapılan sohbetler, ne kadar çok
uyusak da kanmadığımız uykular, işe gidecekler için zor gelen sabah erken
kalkmalar, üşümeyle beraber yaza duyulan özlemler... En çok çocuklar mutlu
oluyor kış mevsiminden. Kar topu sevincini en çok onlar yaşıyabiliyor
böyle doyasıya. Hiç şikayetçi olmayarak, kahkahalar kaplıyor gökyüzünü.
Yaşadığımız zorluklardır bize zor gelen, bizi böylesi hüzünlendiren.
Ölümün kendini hatırlatmasıdır bu kadar bariz. Daha da önemlisi zor
durumda olan insanları anlamaya başlamanın verdiği ağır yüktür bizi
hüzünlendiren. İnsana sahip olduklarının değerini hatırlatmasıdır. Şükrü
öğretmesidir kışın kazancı. Hüzünden daha çok ağır basar bu kazanç. Hüznün
getirdiği kazançla hayırlı kışlar
Yayınlanma Tarihi: 3 Aralık 2004 Cuma Sayı: 117
Yeni Yıldız Gazetesi