İHSAN CANER (Beypazarı Müftüsü)

Gazetemizin haber scriptine  www.yeniyildizgazetesi.com adresinden ulaşabilirsiniz

Ana Sayfa
Reklamcılık
Matbaacılık
Gazetecilik
Kitap&Kırtasiye
Web&Hosting Hizmeti
Bilgisayar
Hediyelik Eşya
Mail Form
Sitemizi Tavsiye et
Anket
Ziyaretçi Defteri
Forum
Chat
Messenger
Link Bankası
E-Kart
Size Özel
İlanlarınız
Resim Galerisi
Beypazarı Tanıtım
Açılış Sayfam Yap
Sık Kullanılanlara Ekle
 
 
 
 
 
 
 

HAKLI OLANIN VE

HAKLININ YANINDA,

HAKKIN SESİ

HAKLININ SESİ


Gazetemiz Yeni Yıldız

ayrı bir sitede

Gazetemiz Yeni Yıldız bu web sitemiz içinde değil artık ayrı bir sitede yayınına başladı. Gazetemizin yeni adresi linkler sayfamızda.

 

Yeni Yıldız Gazetesi

Bağlantı Sayfaları

Tarihçesi
Yayın Bölgesi
Temsilciler
Künye
Gazete Kadrosu
Abone Formu
Yazarlar
Şairler
Araştırma Yazıları
Şifalı Bitkiler
Eğitim
Sağlık
Çocuk Köşesi
Kadın Köşesi
Arşiv
Reklamlar
İlanlar

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Küçük Birikimleri Yatırıma Dönüştüren Kuruluş

 

Yayınlanma Tarihi:12 Şubat 2005  Yıl:3 Sayı:126

HİCRET ve TARİHTEKİ ÖNEMİ

Önümüzdeki 10 Şubat Perşembe günü hicri yılbaşıdır. (1 Muharrem) hicri 1426. yılına giriyoruz. Hayırlı olsun. Hicret nedir? Bu yazımızda hicret ve önemini açıklayacağım.
Hicret, sözlükte terketmek, ayrılmak manasına gelir. Terim olarak Hz. Muhammed (S.A.V)’in ve Mekkeli müslümanların müşriklerin zulmünden ve müslümanlara baskısından imanlarını ve dini yaşamak, hürriyetlerine kavuşmak için Medine-i Münevvere’ye göç etmeleri olayıdır.
Hicret, bir müslüman için çok büyük değeri olan İslam tarihinde bir dönüm noktası olan büyük bir olaydır.
Daha öncede kavimlerin zulmünden ve ezasından peygamberler göç etmişler, dini yaşayacakları bölgelere gitmişlerdir. Hz. ibrahim, Hz. Lut, Hz. Şuayb göç eden peygamberlerdendir. Kafirlerden görülen baskı, zulüm ve hak dinin tebliğ imkanının ortadan kalkması gibi Hz. Muhammed (S.A.V)’in alaya alınıp eziyet edilmesi ve hatta Hz. Muhammed (A.S)’in öldürülmesi kararının alınması gibi bir çok sebepten dolayı, Peygamberimiz Hz. Ebubekir (R.A)’la beraber 622 yılı Eylül ayında (12 Rebiulevvel ayında) Mekke’den çıkıp 12 günlük zahmetli bir yaya yolculuğun ardından Medine’ye gelmişlerdir. İslam tarihi kitaplarında 50-100 sayfa olarak anlatılan Hicret olayını kısa bir makalede anlatmak mümkün müdür? Ama müslümanların asgari seviyede kendi Peygamberlerinin hayatını ve İslam uğrunda çekilen çileleri bilmeleri gerekir.
Hz Muhammedin (A.S.V)’in Mekke’den Medine’ye hicretiyle İslam tarihinde yeni bir dönem başlamıştır. Hadise sadece bir mekan değişikliği olarak kalmamış. İslamın daveti, müslümanların dinlerini rahatça yaşayabilmeleri ve Medine’de güçlenip güçlü bir İslam toplumu meydana getirmeleri, İslamın hakim olması gibi pek çok noktada Hicret’in önemli bir yeri vardır. Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de Hicret edenleri övmektedir. ” Öne geçen ilk Muhacirler ve Ensarla onlara güzellikle tabi olanlar, İşte Allah onlardan razı olmuştur, onlar da Allah’tan razı olmuşlardır. Allah onlara içinde ebedî kalacakları, altından ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır. İşte bu büyük kurtuluştur.” (Tevbe Suresi, 100 Ayet)
Peygamberimiz Medine’ye gelince Medine’de muhteşem bir komutan gibi karşılanmış, yolda Ranuna Vadisi’nde toplanan sahabelerle beraber ilk Cuma namazını kılmıştır. Peygamberimiz’i misafir etmek isteyen kimseler paylaşamamışlar, bunun üzerine devesinin çöktüğü yere en yakın olan Ebu Eyyube’l Ensari’nin evinde 7 ay misafir olarak kalmıştır.
Hicret, İslamî açıdan büyük önem taşımaktadır. Mekke döneminde nazil olan ayetlerde tevhid, nübüvvet, ahiret gibi temel inanç konuları işlenip, ibadet ve ahlakla ilgili İslam esasları konulurken, Hicretten sonra ferdî ve ictimaî hayatı düzenleyen hükümlerle ilgili ayetler inmiş. İbadet ve muamelat, nikâh ve talak, ceza adalet, insan hakları, kadın hakları, tesettür, miras ve devletler arası hukuku ilgilendiren konularda ayeti kerimeler nazil olmuştur.
Hicretle ortaya çıkan önemli hususlardan birisi de, Müslümanların hürriyet içinde yaşayacakları bir yurt ve vatanın elde edilmiş olmasıdır. Mekke döneminde siyasi bir organizesi bulunmayan müslümanların, Medine’de bir devlet kurma imkanına kavuşmuşlar, bağımsız Medine İslam Devletinin kurulmasıyla birlikte, gerek Kur’an-ı Kerim’de gerekse sünnette, müslümanların toplumsal ve milletler arası ilişkilerini düzenleyen siyasî, hukukî ve iktisadî esaslar vazedilmiştir (kanunlaşmıştır).
İslam dini, yalnız bir inanç sistemi değil aynı zamanda bir hayat tarzı ve dünya görüşü olduğundan, müslümanların İslâmî hüküm ve vecibelerin rahatlıkla yerine getirilebildiği bir ortamda huzur içinde yaşamaları büyük önem taşır.
Hicretle Peygamberimiz’in 23 yıllık peygamberlik hayatının 13 yıllık Mekke dönemi bitmiş ve 10 yıllık Medine devri başlamıştır. Hicretten 17 yıl sonra Hz. Ömer’in halifeliği döneminde Hz. Ali’nin teklifiyle hicret, hicri takvimin başlangıcı olarak kabul edilmiştir. Hz. Muhammed (S.A.V)’in hicret ettiği yılın 1 Muharrem’i olan 16 Temmuz 622 tarihi hicri takvim için takvim başı olarak kabul edilmiştir.
1426ncı hicri yılınızı kutlarken okuyucularımızın hicret olayından ve Hz. Muhammed (S.A.V)’in meydana getirdiği islam toplumundan günümüze ibret dersi çıkartmamız ve çağımızın girift hastalıkları ve meselelerine İslâmî çözümler üretmemiz gerektiği kanatıyla dini hayatımızın bugünkünden daha fazla canlı tutmaya gayret etmeliyiz ve nesillerimize mutlaka Hz. Muhammed (S.A.V)’i okutmalı ve tanıtmalıyız.

Yayınlanma Tarihi:14 Ocak 2005 Cuma Yıl:3 Sayı:122

MÜBAREK BAYRAMLARIMIZDAN KURBAN BAYRAMI

Bayram, sevinç ve mutluluk günü, bayram; müslümanların kavuşma ve kaynaşma günü bayram; Allah Rasul’unun mü’minlere hediye ve tavsiye ettiği mübarek bir gün bayram; yardımlaşma dayanışma fakirlerin gözetilmesi ve Allah’a karşı kulluk bilincini canlı tuttuğumuz ibadet ve Allah’ı zikir günleri.
Kurban Bayramı, aynı zamanda mevsim itibariyle Mekke’de Hac farizasının bütün dünyanın muhtelif ülkerinden gelen milyonlarca müslüman tarafından eda edildiği, Kabe’nin tavaf edildiği Arafat’ta Müzdelifede Allah’a yalvarıldığı mübarek zaman dilimi olması hasebiyle de ve Allah rızası için Allah’ın emri ve Peygamberimiz’in uygulamaları gereğince Kurban ibadetini yerine getirdiğimiz ve Allah için kan akıttığımız (kurban kestiğimiz) ve ibadetlerimizde teşrik tebrikleriyle Allah’ı andığımız mübarek zaman...
Hepimize ve bütün İslam alemine mübarek olsun.
Bayram zamanları turisttik amaçlı gezilerin yapılacağı zaman değil, şehirlerin terk edilip eğlence mekanlarının doldurulacağı herkesin selamsız ve kelamsız olarak birbirinden kaçacağı bir uygulama kesinlikle olmayıp, bilakis İslam toplumunun ve bütün müslümanların samimi niyyetlerle muhabbetleşeceği, kardeşlik duygularının zirveye çıktığı, büyüklerin ellerinin öpüldüğü, çocukların şefkat ve merhametle kucaklandığı, acizlerin ve zayıfların, yetimlerin, öksüzlerin, çocuk yuvalarının, huzur evlerinin korunduğu ve gözetildiği biz mü’minleri birleştiren ve kalplerdeki kin ve nefret tohumlarını bir tarafa bıraktıran mübarek ve müstesna günlerdir.
Seviniyoruz ve Allah’a şükrediyoruz ki, Ramazan ve Kurban Bayramı gibi nice dini günlerimiz ve gecelerimiz mevcuttur. Özellikle Kurban Bayramımız Hz. İbrahim’in oğlu İsmail’i kurban etmek istemesi, İsmail’in de buna razı olması nihayet Allah’a karşı gösterilen büyük sadakatin karşılığı olarak hayvan kurban edilmesi ve böylece mü’minler Kurban kesmekle bu iki Peygamber’in Allah’a karşı verdikleri başarılı imtihanın sevincini yaşamaktadırlar.
Sevgili Peygamberimiz Medine’ye hicret edince Medine halkının değişik bayramlar yaptığını görünce “Allah sizin için Kurban ve Ramazan Bayramını nasip etmiştir. Bu günümüzde yapacağınız ilk şey namaz kılmaktır.” mealindeki hadise göre bayramlarımız bayram namazı kılmak suretiyle başlar.
O halde çocuklarımızı yavrularımızı yanımıza alarak, bayram sabahı erkenden gusül abdesti alıp güzel koku sürünüp doğruca camilere koşmalı ve genç yavrularımızın, taze beyinlerine bayram fikrini namaz fikrini aşılamalı ve İslam’ın bütün güzelliklerinin bizim kültürümüz ve kimliğimiz olduğu bilincine varmalıyız. Böylece neslimiz ve inançlarımız kendi dini bayramlarımızı ve günlerimizi kutlamalı ve saygı duymalı yabancı adetlerden ve kültürlerden şiddetle kaçınmalıdır. Asırlardır Müslüman Türk milletim İslamın bayraktarlığını yapmış ve İslamın mührünü üç kıta, yedi denizde hakim kılmış, Viyana’dan Yemen’e, Fas’tan Hazar Deniz’ine, Hint Okyanus’undan Kırım’a, Sudan’dan İran’a kadar her gittiği yere İslam medeniyetini götürmüş, bütün insanlığa Hakkı adaleti temizliği ilmi doğruluğu hakkı ve hukuku öğretmiştir. Ecdadımız bayram kutlamalarına büyük önem vermiş hatta devlet bazında mehter marşlarıyla bayram kutlamışlar, değişik şekillerde bayram kutlamaları devam etmiş, bugüne gelinmiştir.
Peygamberimiz döneminde bayram, kadınların ve kızların da katıldığı bayram namazıyla başlamış, çoşku içinde bayramlar kutlanmıştır. Peygamberimiz bayramların çoşku içinde kutlanmasını arzu ettiği için kılıç-kalkan oyunları dahi oynanmış meşru şekilde yeme-içme ve eğlenmeye müsade etmiştir. Bayramların asıl önemli hususiyeti insanların birbiriyle kaynaşması, tanısın tanımasın herkesin birbiriyle bayramlaşması ve insanların güven içinde birbirlerine güvenmeleri, böylece mal, can ırz cemiyetinin de tesis edilmesine vesile olur. Malesef büyük şehirlerde bayram geldiği zaman eski bayramların ruhunu ve tadını alamıyoruz. Niçin toplum bu kadar birbirine yabancılaştı? Geçmişten günümüze hadiseleri düşündüğümüz zaman çocukluğumuzdaki o güzel bayramları hatırlıyoruz ve özlüyoruz.
Geçmişten geleceğe baktığımızda bayramlar aslına uygun olarak kutlanıyor mu? Nerede o eski bayramlar, o eski manevi zevklerin doruk noktası... Nerede o samimi bayram atmosferi...
Bayramı geçen yıl Ankara’da geçirmiştim, sabah erkenden çocukları kaldırıp birlikte bir camiye gitmiştik. Cami dolmuş, avluda kartonlar ve kilimler üzerinde cemaat boş bir yer arıyordu. Cemaat çoktu ve kalabalıktı. Ne kadar sevinmiştim. Düşünüyordum ki, eski günlere rağbet artıyordu. Namaz kılındı, hutbe bitince apar topar cemaatin hızla dağıldığını gördüm. Hiç kimse birbiriyle konuşmuyordu. Sanki küs gibiydiler. Ne bayramlaşma vardı, ne konuşma...Yüreğim cız etmişti, çocukları alıp eve dönerken sokaklarda hiç kimse, kimseye “Bayramın mübarek olsun” demiyordu. Eve geldim. Ne kapı çalınıyor, ne gelen oluyor, ne de giden. Koca apartmanda çıt yoktu. Ara sıra komşunun evinden müzik sesleri duyuluyordu. Çekildim köşeme ve eski köy bayramlarını, eski komşuluğu düşündüm ve eski bayram havasını sizlerle paylaşmak istedim:
Yemen gazisi dedem hepimizi sabah kaldırırdı, erkeklerin tamamı camiye gider, sabah namazından sonra Hoca efendinin vaazını aşkla dinlerdik. Hatta hacılarımız camide sarık ve cübbe giyerlerdi. Evin kadınları da erkenden kalkar (bir vakitte), inanışa göre çeşmeden akan zemzem olur diye köy çeşmesine suya giderlerdi. Camide namazdan çıkıp, büyüklerle bayramlaşılır, cemaat halka olur, tamamı cami önünde bayramlaşıken, kadınlar damlardan cemaati seyrederdi. Sonra toplu mezarlık ziyareti, dua ve Kur’an okunur dönülürdü.
Bütün komşular sabah yemeğini köy odalarında yer, tepsiler üzerinde yemekler odalara taşınırdı. Yaşlı amcaların tepsisini bizler taşırdık. Sonra tekrar bayramlaşma ve diğer köy odalarındaki cemaatle bayramlaşılırdı. Böylece bütün halkla bayramlaşılır, evler gezilir ve bayram gerçek bayram olurdu. O çocuklar; oda oda, ev ev gezen çocuklar, şeker toplayan ayağı lastikli çocuklar, tebessümle bakan caddeler...
Şimdi. Evet şimdi; apartmanda yalnızdım ve Medine’de Ensarla Mucahirler arasındaki samimi İslam kardeşliğini düşünüyorum. Çocukluğumdaki bayramlarda ak sakallı ihtiyarların köy odasındaki bayramlaşmalarını düşünüyorum. Edep ve saygı misali kadınlarımızın çeşmeden su götürürken erkeğin önünden geçmediğini hatırlıyorum.
Ve ben apartmanın kuytu dairesinde yalnızım ve balkona konan suçsuz güvercinin sesini dinliyorum, başka kimse yok.
Ben ve benim gibiler bu bayramdan birşey anlamadık.
Bayram gelmiş neyime anam anam garibem,
Kan damlar yüreğime anam anam garibem.
Doğru söyleyin siz bir şey anladınız mı bayramdan?
Hakiki, ruhuna uygun, ezilen müslümanların mansur ve muzaffer olduğu, kardeşliğin zirveye çıktığı bayramları kutlamak dileğiyle.
Allah’a emanet olun.

Yayınlanma Tarihi: 07 Ocak 2005 Sayı: 121

KURBAN ve HÜKÜMLERİ

20 Ocak Perşembe günü idrak edeceğimiz Kurban Bayramı dolayısıyla kurban ve ahkamı hakkında açıklamalar ve bilgiler vereceğim.
Muhterem okuyucularım; Kurban, ibadet niyetiyle Allah rızası için zengin müslümanların (dinin zengin olanların) belli günlerde keseceği hayvana denir. Kurban Allah’a kul olmanın, Allah’ın emirlerine itaat etmenin, teslimiyetin bir nişanesidir. Diğer ibadetlerde de aynı niyet, aynı teslimiyet vardır. Rükuya giden yalnız Allah’ın karşısında eğilip namaz kılan, secdeye varan Allah rızası için yaz sıcağında binbir türlü sıkıntı dahilinde 16-17 saat onu her türlü ortamda dinini idame edip yaşayan müslüman elbette Allah katında büyük derece elde edecektir. Kur’an-ı Kerim’de Hz. İbrahim (a.s)’ın oğlu İsmail (a.s) kurban etmek üzere hazırlanırken oğlu İsmail (a.s)’ın “Babacığım madem Allah’ın emri işte boynum kesebilirsin. Emrolunduğunu yap, inşallah beni sabredenlerden bulacaksın” ifadesindeki derin mana ve ibrete dikkat edersek, Kurbanın manasını daha iyi anlarız. Akıl, iz’an, irfan sahibi müslüman Kurbanı, hayvan katliamı veya gereksiz israf gibi düşünemez, islama inanmayan islamı ve ilkelerini kavrayamayan gayr-i müslimler değişik yorum ve düşünüşe girebilirler. Ama Allah’a inanan ve inandığını söyleyen Hz.Muhammed (s.a.s)’İ son Peygamber olarak kabul eden Kur’an-ı Kerim’in Allah’ın son ilahi kitabı olduğuna inanan ve en üstün ve eşsiz din olarak islama inanan müslüman Kurbanı gereksiz ve zamanı geçmiş bir olay veya adet olarak göremez ve görmemelidir. Küçülen ve bir köy durumuna gelen dünyada o kadar sapık fikir, din, inanç mezhep adet, olay ve izm’ler var ki.... Bütün insanlığı mesut edecek evrensel ilke, ahlak, ibadet ve heklus muhtarî bir din. Böyle değerlendirirsek görürüz ki, Yüce Allah’ın kurban emri de toplumun ve insanlık için gerekli ve faydalı bir mali ibadet. Zekat da öyle, Hac da....İnanan mali durumun iyi olan müslüman, Kurban kesmekle Hz.İbrahim ve Hz.İsmail’in Allah’a bağlılığı gibi, gerektiğinde Allah ve dini için İlah-i Kelimetullah için her türlü fedakarlığa hazır olduğunun bilincine varır. Bayram tatillerinde gelen ve otellerde kalan tatil merkezlerinde sahillerde milyarlarca para harcamaya (hatta günahlara-içki, kumar, fuhuş, dans v.s) milyarlar akıtılırken bir müslüman Allah’ın rızasını kazanıp, emrini yerine getirmek için çok cüz’i miktarı senede bir kere Kurban için harcayıp onu da fakir fukaranın, garip garibanın hizmetine sunması nasıl gereksiz görülebilir. Cihanşumul Peygamberi (a.s)’ın “Kimin hali vakti yerinde olup Kurban kesmezse bizim namazgehamıza yaklaşmasın” ifadesindeki ağır ikazı düşünmemiz gerekir. Ne hazindir basın ve yayınlarda özellikle bir kısım tv kanallarında kurbanın, bayram namazının, bayramın güzellikerini ince bir eda ile genç nesillere sevdirmek varken, daima kurbanın olumsuz taraflarını, caddelerdeki kan ve pislikleri ve kaçan boğaları göstermesi, buna mukabil yıl başında o sevimsiz noel baba efsanesini ballandıra ballandıra günlerce çocuklara sevdirmesi ne kadar büyük bir faciadır.
Evet muhterem okuyucularım; müslüman feraset sahibidir, irfan sahibidir. Hayrı şerri, faydalıyı zararlıyı bilir ve bilmesi gerekir. O halde ilahi mesajın hiçbir emri kötü olamaz. Hiçbir haram ve günah da iyi ve çağdaş olamaz. Her amelimiz, davranışımız ihlaslı ve samimi olması gerekir. Kurbanda da asıl olan samimiyettir. “Onların ne etleri, ne kanları Allah’a ulaşır. Fakat Allah’a sizin takvanız, (samimi niyyetiniz) ulaşır.” (Hac Suresi, 37.ayet).
Bir yıl içinde hiç etin tadını almayan, et görmeyen fakirler, Kurban mevsiminde bir bastun kesip istifade ederler. Toplumda manevi sevinç zirveye çıkar. Aslında bizim milletimizin çimemtosu İslamdır- İslamı ayakta tutmaktır. Bayramlar, ibadetler, sosyal dayanışmalar, düğün yemekleri, yardımlaşma, zekat, sadaka mehamet sahneleri nice hasletler İslamdan kaynaklanmıyor mu? Elbette evet.
Kurbanın iyi hayvanlardan, azalarında kusur olmayan, büyük başlar hayvanlarda mutlaka 2 yaşını doldurmuş olmasına dikkat edelim. Kurbanlarımızın başında bulunarak tekbir ve besmeleyle keselim veya kestirelim, olumsuz manzaraların bizlerin aleyhine dönmemesi için cadde kenarlarında, asfalt üzerinde kesmeyelim, İç kullanılmayan pisliklerini sakın ola sağa-sola atmayalım, kanalizasyon borularının tıkanmasına yol açan parçaları atmayalım. Temiz ortamlarda, bahçede boş alanlarda mezbahanelerde keselim. Hayvanlara eziyet etmeden keskin bıçaklarla keselim. İbadetiniz makbul, kurbanınız kabul olsun. Nice bayramlara afiyet içinde kavuşmanız dileğiyle.
Allah’a emanet olun.

Yayınlanma Tarihi 04 Ocak 2005 Sayı:120

DİN ve KİMLİK

Din kelimesinin 30’u aşkın manası vardır. Ceza, adet, inkıyat, hesap, hakimiyet, galibiyet, saltanat, mülkiyet, hüküm, ferman, ibadet, millet, şeriat, itaat... gibi manalarına gelir.
Kuran-ı Kerim’de din kelimesi 92 yerde geçmektedir. İslam ıstılahında din, Allah tarafından konulan ve insanları Allah’a ulaştıran yoldur. Başka bir tarifle, kişinin bütün hayatını Yüce Allah’a vakfetmesi, bütün samimiyetiyle Allah’a teslim olmasıdır. Her zaman Allah’ı hatırlamak ve koyduğu esaslardan ayrılmamaktır.
Dini-islam’ı inanıp kabul eden insan mümin ve müslümandır. Dine inandığı için bütün ilkelerine de inanıp uygulaması için Allah’a söz vermiştir.
Din, sadece inanç olmayıp hayatın bütününü kuşatan, her hadiseyi kapsayan, her hadise ve hayat tarzına açıklık ve hüküm getiren bir inanç-amel manzumesidir. Nitekim Ali İmran Suresinin 19. ayetinde ’Allah katında din şüphesiz islamdır’ buyrulur. Aynı surenin 85. ayetinde ‘Kim islamdan başka bir dine yönelirse onun dini kabul edilmeyecektir ve o ahirette de kaybedenlerdendir’ buyrulur. Din muhtelif adetlerde adet, yol, kanun, teslimiyet manalarına geldiği için Allaha nisbetle hakim olma, hesaba çekme; kula nisbetle boyun eğip ibadet etme hususunu ihtiva eder.
Müslüman ile din arasında sıkı bir münasebet vardır. Din müslümanın kişiliğinde, davranışında, amelinde, muamelelerinde, beşeri münasebetinde, ticaretinde hayatının her alanında kendini gösterir.
Bir müslüman bütün davranışlarının Allah tarafından bilindiğine ve görüldüğüne inanır. Din fikri ve düşüncesi doğuştan herkesin içinde bir duygu olarak tezahür eder. Her doğan çocuğun islam fıtratı üzerine doğduğunu Peygamberimiz bildirmiştir. Kur’an-ı Kerim dünya ve ahiret mutluluğunu inanç ve salih amel beraberliğine bağlamış ve gerçek kurtuluşun Allah’ın emirlerine teslimiyetle olduğunu bildirilmiştir. Yaratılışa ters ameller akıl ve mantığa da ters gelir. İnanç olarak insanlar bir varlığa inanmak ve bağlanmak durumundadır. Müslümanlıktaki temel inanç Kelime-i Tevhid’dir (La ilahe illallah Muhammedin Rasululah). Bu inancı küçük yaşta alan bir çocuk, ömür boyu bu inanç istikametinde yaşayacaktır.
Kur’an-ı Kerim’e inanan ve bunu kitabı olarak kabul eden müslümanlar, bu kitaptaki ilkeleri inceledikleri zaman dinin sadece ibadetten ibaret olmadığını ve hayatın bütün alanları konusunda hükümler, emirler ve yasaklar bulunduğunu görecektir. Peygamberimiz’in hadisleri ve açıklamaları da dikkatle incelendiğinde sosyal hayattaki karşılaşacağımız mesele ve problemlerin halli konusunda yaşantısıyla da müslümanlara örnek olmuştur.
Değerli okuyucular; Hülâsa-i kelâm, din dünya hayatında bütün güzellikleri yakalayabilmemiz ve huzura kavuşmamız, ahirette de ebedi saadete kavuşmamız için gönderilen ilahi bir sistemdir. Bu din milletin hayatında, insanların kimlik ve kişiliğinde, davranış ve ahlakında tezahür eder. Örf adetlerin ve yaşadığımız kültürün temelinde, din ve dinden kaynaklanan ilahi mesajın alametleri mevcuttur. Çocuğumuza islama uygun isim koymak, ona terbiye ve ahlak aşılamak, buluğ çağında abdest, gusül gibi dini vecibelerin yerine getirilmesi (kızlara ayrıca gerekli olan hükümler) ibadet esasları, ahlak esasları, ev içindeki yaşantımız, kadın-erkek münasebetleri, edeb ve hayâ kuralları, kadın ve erkeğin gerekli şekilde örtünmeleri, iş ve ticaret ahlâkı, zararlı olan kötü huylar, aile düzeni, miras meseleleri, nikah ve talak, çalışma düzeni, muamelat, beşeri münasebetler, iktisadi hayat ve bu hayatta Kur’an ve sünnet istikametinde dikkat edeceğimiz meseleler, haram ve yasak olan davranışlar, dini bayramlarımız gibi daha nice meseleler, idare eden ve edilenler arasındaki münasebetler, müslüman ve gayrimüslim münasebetleri, hukuki hususlar v.s. hepsi yüce dinimizde mevcut olan ilkelerdir.
Müslümanların kimliği, kişiliği ve yaşantısı islamla şekillenmiştir. İslamın içinde yoğrulmuştur. Böylece islam, müslümana güç-kuvvet kazandırmış, bu dinden muazzam bir İslam Medeniyeti meydana gelmiştir.
İslam’ı bütün bu sosyal boyutundan arındırarak sadece cami içine ve vicdanlara hapsetmek, hayatın diğer alanlarında dini tecrid ederek uzaklaştırmak, akli ve mantıki, bilimsel ve sosyolojik gerçeklere uymayan yanlış düşüncelerdir. Hatta şunu bilelim ki, toplumda dini hayatın zayıflaması tehlike çanlarının çaldığının da bir alametidir. Hırsızlık, kapkaç olayları, devlet malına zarar verme, yolsuzluk, haydutluk, ırza tecavüz, alkolizm, fuhuş ve zina, kumar piyango spor-toto çılgınlığı, çıplaklığın çoğalması, mahremiyet esaslarına dikkat edilmemesi, tembellik, cehalet, taassup gibi hususlar dinin yaşanmaması ve emirlerine uyulmaması konusunda meydana gelen yanlış ve insanı perişan eden davranışlardır.
Asırlardır Türk milleti İslamın bayraktarlığını yapmış, onu bir mihenk taşı olarak görmüş ve ilahi Kelimetullah uğrunda üç kıta yedi denizde hükümran olmuştur. O halde din hayatın kendisidir. Din hayattır. Din ekmek, su gibi ihtiyaçtır. Din gerçek hürriyetin tadına varmak ve gerçek insanlığın, insan haklarının zirvesine yükselmektir. O halde dini iyi anlamalı yanlış dini bilgilerden uzak olmalıyız. Dini ve dindar hayatttan korkmamalı ve çekinmemeliyiz. Çünkü batı alemi Hrıstiyanlar, kendi dini kimliklerinden hiç çekinmemektedir. Bu vesileyle hepinize dünya ve ahiret mutluluğu
bahşetmesini Yüce Allah’tan temenni ederim.

   

Orta Anadolu Desing  24-05-2006 01:00:00

Tel:0.312.762 51 63 Fax:0.312.762 67 70

 

Kampanyalar

İletişim Şirket Haberleri Şirket Hakkında Şirket Faaliyetleri Site Haritası

Bu web sitesi ile ilgili soru veya görüşlerinizi ortaanadolu@ortaanadoluas.com adresine gönderin.

Telif hakkı © 2005 ORTA ANADOLU GAZETECİLİK REKLAMCILIK MATBAACILIK İNŞAAT MADENCİLİK TURİZM S.K. TAAHHÜT PAZARLAMA SANAYİ ve TİC. A.Ş.

mail adres             Web adres