Kadriye AKÇİMEN

Gazetemizin haber scriptine  www.yeniyildizgazetesi.com adresinden ulaşabilirsiniz

Ana Sayfa
Reklamcılık
Matbaacılık
Gazetecilik
Kitap&Kırtasiye
Web&Hosting Hizmeti
Bilgisayar
Hediyelik Eşya
Mail Form
Sitemizi Tavsiye et
Anket
Ziyaretçi Defteri
Forum
Chat
Messenger
Link Bankası
E-Kart
Size Özel
İlanlarınız
Resim Galerisi
Beypazarı Tanıtım
Açılış Sayfam Yap
Sık Kullanılanlara Ekle
 
 
 
 
 
 
 

HAKLI OLANIN VE

HAKLININ YANINDA,

HAKKIN SESİ

HAKLININ SESİ


Gazetemiz Yeni Yıldız

ayrı bir sitede

Gazetemiz Yeni Yıldız bu web sitemiz içinde değil artık ayrı bir sitede yayınına başladı. Gazetemizin yeni adresi linkler sayfamızda.

 

Yeni Yıldız Gazetesi

Bağlantı Sayfaları

Tarihçesi
Yayın Bölgesi
Temsilciler
Künye
Gazete Kadrosu
Abone Formu
Yazarlar
Şairler
Araştırma Yazıları
Şifalı Bitkiler
Eğitim
Sağlık
Çocuk Köşesi
Kadın Köşesi
Arşiv
Reklamlar
İlanlar

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Küçük Birikimleri Yatırıma Dönüştüren Kuruluş

 

Yayınlanma Tarihi:25 Şubat 2005 Sayı: 129

SABIR

Allah’ın kullarında en çok aradığı en büyük özellik sabırdır. Kur’an-ı Kerim’de “Allah sabredenlerle beraberdir.” denilmektedir. Mü’min bir kul bunun manasını çok iyi bilir ve idrak eder. Ama katlanması çok zordur. Çünkü yaşamak ne kadar güzelse, hayatta o kadar zordur. Mücadele etmek çok zordur. Her insan bu depreme dayanıklı değildir. Kimi çarçabuk yıkılır. Enkaz yıkıntıları gibi olur. Kimi yaralar alır ama ölmez, o şekilde kurtulur. Kimi hiç etkilenmez, çünkü o sabreder yıkılmaz. Onu Allah’tan başka hiçbirşey yıkamaz, en şiddetli deprem bile yıkamaz. Çünkü yaşamak için en büyük desteği Allah’a ve sabra dayanmıştır. Gücünü, kuvvetini sabırdan almaktadır. Allah sabra çok büyük güç vermiş, kullarına da sabretmesini emretmiştir. Eğer Allah sabrı vermeseydi, insanoğlu hiçbir acıya dayanamaz, hiçbir zorluğa katlanamazdı. Ölüme, ayrılığa, kazaya, belaya, her türlü felaketlere ne kadar acı da olsa katlanamazdı. Ama katlanabiliyor, katlanmak zorunda, yaşamak için katlanmak zorunda, işte o da sabır sayesinde oluyor. Zaman da sabrın ilacı oluyor.
Kendini mü’min olarak yetiştiren bir insan sabrı çok iyi tanır, onun en yakın arkadaşı, en iyi dostudur. Başka çaresi yoktur. Mükâfatı ise çoktur. Allah kat kat sabrın mükâfatını verecektir. Allah’ın rızası sabırla kazanılır. Sabredilmeyen birçok olay pişmanlıklar doğurur. Hayatı azap içinde yaşamaya mahkum kılar. Zaten Yüce Allah herşeyi bir sebep içinde yaratmıştır. Yaşadığımız her olayda bir sebep, bir hayır vardır. Bize şer gibi görünen herşeyde bir hayır vardır. Bu sebepler, şerler bir imtihandır. Bu dünya bir imtihan dünyasıdır. Allah mükâfat olarak sonsuz Cenneti müjdelemiştir. Allah’ın verdiği her türlü sebebe sabretmeyi öğrenirsek, öğrenip de başarabilirsek ne mutlu bize. Ne mutlu ki, bunun sırrının sabır olduğunu bilenlere.
İnsan sabırla kendiyle ve hayatla barışıktır. Sabır aynı zamanda Allah aşkı, iman ve ibadet demektir. Sabırsızlık iman ve ibadet zayıflığı, dünya mutsuzluğu ve ahiret azabı demektir. Sabır kalp ve gönül temizliğiyle insanı her iki cihanda yüksek mertebelere ulaştırır. Kararan bulutları dağıtır, güneş açtırır. Yağmur yağdırır, ferahlatır, hayata gülümsemeyi öğretir, için kan ağlarken bile gülmeyi öğretir. İnsanın ruhunu nakış gibi ince ince işler, bir dantel zerafetinde ve güzelliğinde insanın kişiliğini yaratır. Hayata bakış açısını değiştirir ve olgunlaştırır.
Fakat her insanda sabır yoktur. Kiminde az, kiminde çoktur. Düşünün ki, Allah’ın en sevgili olan Peygamberlerimiz ne zahmetlere katlanmışlar, nelere sabretmişlerdir. Biz onların zerresi kadar olamazken, hayatımızdaki rahatlığa ve lüks yaşamaya bakın. Bu durumda bile sabır ve şükür yok. En ufak bir şeyden hemen şikayet, acizlik var. Kıyaslama yapacak olursak, her gün tövbe edip, binlerce şükretmemiz ve sabretmemiz gerekir. Sabırda keramet çoktur. İiki cihande bizim için mucizeler vardır.
Son sözü söyleyerek konuyu kapatmak istiyorum. Sabır sevilmeden sevebilmek, almadan verebilmektedir. Her insan böyle olursa yaşamanın anlamı budur. Allah hepimize bol sabırlar nasip eylesin. Saygılarımla
 

Yayınlanma Tarihi:24 Ocak 2005 Sayı: 123

SON PİŞMANLIK

Son pişmanlık, hayatımızda yaşadığımız bir kısır döngüdür. Keşke yapmasaydım deyiminin en son ifadesidir. Yaşadığımız maddi ve manevi zararların en son durağıdır. Çıkmaz bir sokaktır. Ve labirent gibi içinde yüzyılda dönsen çıkamazsın. İnsan hayatının zehir olduğu, artık çarenin olmadığı, imkanların olmadığı son safhadır. Ama çoğu insanoğlu son pişmanlığı umursamaz. Başına gelmedikten sonra, başkasının yaşadıkları ona hep yalandır. Katiyen yaşanmış olaylardan ve hayatın gerçeklerinden ders almazlar. Onların hiçbir gerçek akıllandıramaz. Ta ki, kendi başlarına gelene kadar. Ta ki, kendileri son pişmanlığı yaşayana kadar.
Son pişmanlık demek, geriye dönüşü olmayan, telafisi imkansız hatalar, yanlışlar demektir. Ama son pişmanlık kapısına dayanana kadar o kadar çok açık kapı vardır ki, biri kapansa biri açılır, diğeri kapansa öbürü açılır. Mesele, işi son kapıya getirmemektir. Son pişmanlığı görmemektir.
Biliyor musunuz her insanın hayatında keşkeler vardır. Keşke şöyle yapsaydım daha iyi olurdu veya zamanında böyle yapsaydım şimdi son pişmanlık içersinde olmazdım diye, hepimizin ah keşke sancıları içersinde kıvrandığımız zamanlar olmuştur. İlacı zamanında almak gerekir, keşke sancıları çekilmesin diye. İnsanlığın dostu olarak sizleri uyarmak istiyorum. Son pişmalık tedavisi mümkün olmayan çaresiz hastalık gibidir. Sizi ama yavaş yavaş, ama acil bir şekilde hayata küstürür. Bütün yaşama umutlarınızı sel gibi çarçabuk alıp götürür. Ebedi bir karanlığa gömer. Sizi yaşayan bir ölü yapar. Bir kere değil, bin kere öldürür.
Her insanoğlunun bir yaşamı vardır. Bu yaşam her insanın kendine aittir ve istediği gibi yaşaması en doğal hakkıdır, kimse karışamaz. Ama insanoğlu yaşamını düşünerek yaşarsa, hatalarını zararlarını önceden görürse, dününde, bugününde ve yarınında üzüleceği hiç bir şey olmaz. Tabi Allah’tan gelecek bir keder olmazsa. Çünkü her insan kendinden sorumludur. Hatalarıyla, yanlışlarıyla, günahlarıyla ve sevaplarıyla Allah herkese bir ömür vermiş, iyi ve kötü şekilde olmak üzere iki de yol göstermiş. Kötü yol; son pişmanlık yolu, iyi yol; saadet, mutluluk yoludur. O kadar basit işte. Neden düşünmüyorsunuz? Düşünmeden neden hayatın engebelerine balıklama atlıyorsunuz, sonra da acı çekiyorsunuz. Böyle bir hayat son pişmanlığın en kötü eseridir. O an var ya, o an işte ah bir son şans diye kıvrandığımız andır. Ama yok, yok ileriye ve geriye dönüşü yok. Nsıl son bulduysa o şekilde. Değişmeye imkan ve ihtimal yok.
İşte son pişmanlıklarla dolu bir hayatı yaşamamamız için, bize değer biçilen ömrü en iyi şekilde değerlendirmeli, düşünerek atmak, pişmanlık yaşamamamız içindir. Ama muhakkak birileri tarafından pişmanlık batağına saplanmadan defalarca uyarılmışızdır. Bu uyarılar hayatımızın kalp atışlarıdır. Zamanında dikkate alalım ve gerçek olanı görelim. Zarar son pişmanlık değildir, neresinden dönsen kardır. Yeter ki, son pişmanlık kapısına dayanmasın.
Bu haftada çok önemli bir konuya açıklık getirmek istedim. Çünkü hayatı risk taşıyan önemli bir meseledir. Dikkate alacağınız her şey sizin yararınıza olacaktır. İnşallah hayatınızda son pişmanlıklar yaşamazsınız. Akıllı ve düşünceli olursanız son pişmanlık ateşinde yanmazsınız. Yazıma son verirken iyi dileklerle mutluluk dolu, güzel bir yaşam mücadelesi diliyorum.

 

Yayınlanma Tarihi:4 Ocak 2005 Sayı: 120

KAYBETMEK

Kaybetmek dayanılmaz bir acı, hele sevdiklerini kaybetmek ölüm kadar acı bir duygudur. İnsan kaybettiği herşeye üzülür. Para kaybeder üzülür, eşya kaybeder üzülür. Hani eskilerden bir söz vardır. İğnesi düşen yere bakar ya da mal canın yongası diye. İşte ufak bir şey kaybetse bile üzülür.
Ya kaybedilen sevgiler, dostluklar ve arkadaşlıklar. Ya da kaybedlen yıllar. Bir yaprak dökümü gibi yitirilen bir bir umutlar. Farkında mıdır acaba bütün bunların bedeli nedir? Bedeli, kaybedenin ödemesi gereken çok ağır bir faturadır. Çoğu kez insan canıyla, sağlığıyla ve ömrüyle çok acı bir şekilde öder.
Kaybedilen sevgilerle konuyu daha da derinleştirmek istiyorum. Sevgi kolay bulunmayan, belki de ömrünce bir defa ya da izine hiç rastlanmayan yaşam iksiridir. Öyle kolay bulunmaz, çok sabır ve emek ister. Tek yönlü fedakarlık ister. Sürdürmek ömür ister. İş bitirmeye geldi mi bir dakikada biter. Dudaktan dökülen seni sevmiyorum kelimesi bitirmek için yeter. Acısı bir dakikada mı geçer? Yıllar geçer acı geçmez, ömür biter acı dinmez. Gözyaşlarının feryadı selleri geçer. Umutlar bir bir dökülüp sonbahar yaprakları gibi gazel olup ufalanıp gider. Bir daha geri gelmemecesine gider. İşte o zaman anlarsın. İşte kafan o zaman saat tam on ikiyi vurur gibi dank eder. Kaybedilen sevgiyi, sevginin değerini işte o zaman anlarsın. Ne fayda iş işten çoktan geçmiştir. Sevgi son yolculuğuna gömülmeye gitmiştir. Sizde bir parça yazılarıma kulak verirseniz, sevginiz ölmeden yaşatmak için elinizden geleni yapınız. Çünkü üzülen giden değil de hep geride kalandır.
Ya kaybedilen dostluklar ve arkadaşlıklar... İnsan arkadaş kazanır ama her zaman dost kazanamaz. İyi dost insan madden ve ruhen kendini çökmüş hissettiği zamanda yardımcı olabilen insandır. Gerçek dost kara günde belli olur. İyi günde zaten sana herkes dost, herkes arkadaştır. Önemli olan düştüğün anda gelip de seni kaldıran, uçuruma giderken seni tutan arkadaş sana dosttur. Böyle dostlukları sevgi ve saygı çerçevesinde yürütmeli, kıymetini bilmeliyiz. Kıymetini bilmezsek bir katlanır, iki katlanır, üçüncüde seni bırakır. İyi bir dostu kaybetmek de çok acıdır. Bunları ben söylüyorum. Dost acı söyler demişler, doğru değil midir?
Toplum olarak hep böyleyiz. Değerini bilmek için illaki bir şeyleri yitirmemiz gerekir. Bir şeylerin değerini ya kaybedince ya da ölünce anlarız. Ama ne fayda giden çoktan gitmiştir. Geride tonlarca ağır acılar bırakmıştır. Ama o ona müstehaktır, onu çoktan haketmiştir. Ne ekersen onu biçersin ya da eden bulur diye boşuna dememişler. Nasıl ettiyse, fazlasıyla da ödeyecektir. Hak, adalet budur. İşta Allah-ü Teala’nın ilahi adaleti budur. Bu kaçınılmaz bir gerçektir. Eninde sonunda, ilahi tecelli iki cihanda yerini bulacaktır. Yeter ki Allah’ın istediği kul olalım. Kalplerimizi temizliyelim. Yarattığı kullarına zulüm etmeyelim. Çünkü iman sadece ibadet etmek değildir. Kalp temizliğiyle yapılan ibadet makbuldur. Aksi takdirde geceni, gündüzünü ibadete ver, sen yapacağından geri kalma. Buna ne Allah, ne de kul razı gelir. Allah katında da makbul değildir.
Yapılan her türlü zulüm karşı tarafa değil, yapanın kendisinedir. O insanlık sınıfına girmeyen mahluklar kendilerine zulüm ederler. Kendi kazdıkları kuyuya kendileri düşerler. Çünkü bu kadar beyinsiz olan mahluklar hem çok sevdiklerini kaybederler, hem de iki cihanda cehennem zindanına ebediyyen çıkmamacasına düşerler. Ben de Yüce Allah’ın adaletine sığınarak her insan neye layıksa onun bin katını göreceğine inanıyorum. Allah iyi kullarını tüm kötülüklerden, kötü insanların şerrinden korusun diyorum. Çekenin sonu daima hayırdır, çektirenin sonu daima şerdir.
Ben de bütün insanlığın dikkatine sunarak, iyilik ve insanca yaşam mücadelesine sonuna kadar destek olmak istiyorum.
Saygılarımla


Yayınlanma Tarihi:17 Aralık 2004 Sayı: 119

DÜNYADAKİ SIR

Allah fiziken ve ruhen çeşit çeşit insanlar yaratmıştır. Her birine ayrı bir fizik, her birine ayrı bir huy vermiştir. Hiç kimse kimseye benzemez. Hiçbir kimse aynı huyları taşımaz. İnsanın huyu, karakteri, kişiliği beyninde gizli, yüzünde açık bir şekildedir. Düşünün, hangi insan birine benziyor veya tıpatıp aynısı. Düşünün, kimin ne düşündüğünü yüzünde apaçık belli. Allah herşeyi öyle yerli yerinde, öyle ahenk ve nizam içinde yaratmış ki, herşey dünyanın düzeni ve maneviyatı olarak bir çark gibi aksamadan dönmektedir. Eğer insan insana benzeseydi; nasıl birini diğerinden ayırırdık veya kimin ne düşündüğü okunsaydı, huyu karakteri bir bakışta çözülseydi; insanlar birbirlerinin düşüncelerini anında okur, hemen iyilik ve kötülükle karşılık verirlerdi. Ne kadar çok zulüm olurdu değil mi? Herkes birbirine zarar verir, yaralar, öldürür katliam değil mi? O yüzden bazı şeyleri gizleyen, bazı şeyleri de gün ışığına çıkaran YÜCE RABBİM, herşeyi ne kadar yerli yerinde yaratmış değil mi?
Bütün bunları insan olarak düşünmek gerek. Yarattığı herşeyde düşündürecek bir mana var. Beyinleri niye vermiş? Düşünmeyi niçin vermiş? O zaman afedersiniz hayvandan farkımız olur muydu? Bu hayvanlara hakaret değildir. Bilhassa hayvanlar insanlardan daha çok sevdiğim varlıklardır. Onlar insanlardan daha dost, daha sadıktırlar. Çoğumuzun umursamadığı, açken veya acı çekerken gördüğümüz, onun da bir canı olduğunu unuttuğumuz o

hayvanlar bir çok insandan daha akıllı, daha ders vericidirler. Onlarda gördüğüm sadakati insanlardan görmedim diyebilirim. Vereceğimiz ufacık bir sevgi karşısında asla ve asla ihanet etmezler. Sizi koruyarak, sizi severek kat kat karşılığını verirler ve size insandan görmediğiniz o çok özlediğiniz dostluğu ve sadakati verirler. Evet, konu düşünmekten açıldı, hayvanların sadakatine kadar geldi.
Demek istediğim Allah’ın yarattığı herşeyde bir sır, herşeyde bir gizem vardır. Faydasız hiçbir şey yaratmamıştır. Dünyadaki zararları da yine canlı varlıklar birbirlerini tüketerek önlemektedir. Doğanın düzeni, kanunu budur. Dengenin bozulmaması için Allah, böyle uygun görmüştür. Ben yarattığı her canlıyı bitki olsun, hayvan olsun, insan olsun ve yarattığı cansız kapsamına giren ne varsa hepsini düşünüyorum. Yararsız hiçbir şey düşünemiyorum. Yarattığı her şeyin bir faydası, bir manası var. İnsanları da ibret alsın diye yaratmıştır. Bu düzen nasıl işliyor, bu çark nasıl aksamadan dönüyor? Düşünmek gerek. Yaratan Allah’ı her canlıya, her cansıza bakarak düşünmek gerek ve Allah’ı zikretmek, bol bol şükretmek gerek.
İnsanın yaşaması için gerekli her nimeti önümüze sunan Yüce Allah’ın sevgisi, bütün insanlığın kalbine dolsun. İçini kötülük bürüyen, o irinden farksız insanlar da Allah’ın adaletine mahkum olsun. Yaşadığımız sır dolu dünyayı düşünen insan da Allah’ın Peygamberimiz’in şefaatine mazhar olsun.
Saygılarımla


Yayınlanma Tarihi:3 Aralık 2004 Sayı: 117

SEVMEK ve SEVİLMEK

Sevmek, duyguların en yücesidir. Sevilmek ise duyguların en güzelidir. Sevmek kadar, sevilmekte aynı eşdeğerde görünse bile, bence sevilmek daha ağır basar. Çünkü siz zaten sevmeyi biliyorsunuz, önemli olan sevilmektir.
Kalbe dolan sevgi, dünyaya doğan güneş gibidir. Manevi dünyanıza saçılan bir nur gibidir. Hiç sönmeyen bir ateştir. Anlatmaya kelimelerin bile gücü yetmez. Gerçekten sevgiyi anlatmakta zorlanıyorum. Tarifi imkansız gibi geliyor. Daha güzelini, daha güzelini yazmak istiyorum. Sanki kelimelerin bile karşısında yetersiz, çaresiz kaldığına inanıyorum. Onu bilmek gerek, yaşamak gerek, yaşatmak gerek. Sevgi budur, gerçek sevginin de tarifi budur.
Ne mutlu içinde sevgi olanlara. Ne mutlu sevmeyi bilenlere. Ne mutlu ki, sevmeyi öğretebilenlere. Biliyor musunuz sevmeyi öğretmek çok zordur. Her insan sevemez. Sevmek duygu işidir. Sevmek, bir sanattır. İnce ince işlenmiş, nakışlarla bezenmiş en değerli mücevherlerden daha göz kamaştırıcı bir sanattır. İnsanoğlu onu alır, nakış nakış işler, kalplere ve gözlere sergiler. Onu ancak iyi yürekli, güzel insanlar alır. Ne pahasına olursa olsun, ona hiçbir değer biçmeden alır. Çünkü sevgiye değer biçilmez, bunu çok iyi bilir.
Sevmek, yaşamaktır. Sevmek, var olan herşeyi sevebilmektir. Herşeyden mutluluk duymak, hayatın her anından, hayatın her tadından zevk alabilmektir. Sevmek, yağmurun yağışı, rüzgarın ılık ılık gönüllere esişi, denizlerin sesi, bülbülün nağmesi, güllerin kokusu, kuşların cıvıltısı, arıların vızırtısı ve koşmak, yürümek, elele olmak, bakışmak, hayatı paylaşmaktır. Sevmek; yaşadığın her dakika, aldığın her nefestir. Yaşamak sevmekle, sevilmekle daha da güzelidir. Sevilmek bir şeref, sevilmek bir itibar, sevilmek insanın kendine ait bırakabileceği en güzel eserdir. Yeter ki, sevgiler karşılıklı olsun. Zaten karşılıklı olmasa ne sevebilir, ne de sevilirsiniz. Ama ilk adım çok önemlidir. Sevmek adına ilk adımı atın, arkası gelecektir. Sevgiyle, sevmekle en kara yürekler bile aklanacaktır.
Ama üzülerek söylüyorum ki, sevgiden, sevmekten anlamayan, insanlıktan anlamayan, yola getirilmesi imkansız olanlarda yok değildir. Herşeyin bir zamanı vardır. Zamanı gelince ne zaman kendi hayatında zarar görmeye başlarsa, ancak o zaman yola gelmeye başlar. Yanlışları ve hataları görür. Sevmenin ne kadar önemli olduğunu o zaman anlar. Ama ya iş işten geçmiştir, ya da son noktada zarardan dönmüştür.
İşte, insanın kendi hayatını ve yanındakilerin hayatını mahvetmemesi için sevmenin ne kadara önemli olduğunu, yaşamanın sevmekle var olduğunu anlaması, keşfetmesi, huzurlu bir yaşam için çok gereklidir.
İnsan sevebildiği sürece insandır. Sevmeyi bilmeyenlere bu bir başlangıçtır.
Saygılarımla


Yayınlanma Tarihi:12 Kasım 2004 Sayı: 115

11 AYIN SULTANI RAMAZAN

Bir senenin omuzunda taşıdığı, baş tacı ettiği en mübarek ay RAMAZAN.
Seni sevgiyle kucakladık, seni sabırla bekledik, senin o mübarek havanı teneffüs etmek için koskoca bir 11 ay geçirdik ve nihayet sana ulaştık. İlahi nurunla aydınlandık. Kararan ve taşlaşan kalplerimiz seninle yumuşattık. Sen 11 ayın sultanı ALLAH’ın bizlere lutfetttiği en büyük nimetsin. 1000 geceden daha hayırlı KADİR GECESİ’yle bizleri şereflendirdin. Seni yudum yudum içtik ve zemzem suyu gibi, kevser şarabı gibi tadına doyamadık. Şeytanların zincire vurulduğu bu ayda yalnız seni yaşadık, dualarımızla korunduk. Herşeyin bir sonu olduğu gibi mübarek RAMAZAN-ı ŞERİF’inde sonuna geldik. Ne mutlu hoşnut edebildiysek...
Şimdi gelelim insanlık alemine. İnşaallah bütün insanlar bu mübarek ayda ıslah olurlar. Kötülüklerini kalplerinden atıp, kara toprağa gömerler. Çünkü o kara toprak o kadar vefalıdır ki, bütün çirkinlikleri kabul eder. İnsanların kabul etmediğini o kara toprak sinesine alır, bütün ayıplarını örter. Ama öyle insanlar vardır ki, nicelerini biliyorum. Onlar hiçbirşeyden ders almazlar, akıllanmazlar. Hiç bir iyilik onların yapacaklarını engelleyemez. Çünkü Allah korkusu yoktur. Azabını bile bile cayır cayır kötülük yaparlar. İnsanları can evinden yakarlar. Devamlı şeytanla işbirliği içindedirler. Hatta ben derim ki; şeytana uymazsan şeytanın hiç bir zararı yoktur. Fakat bu insanlar uzaktan, yakından her zaman daha zararlıdırlar. İnsanları yıkmak, can evinden vurup parçalamak, onların en büyük mutluluğudur. Büyük bir zevk duyarlar. Sanki kötülük, onların en büyük gücüdür, silahıdır, hep o silahla vururlar. Bir kere değil bin kere öldürürler. Ama bin kere öldürdüğünü sandıkları o insanlar ölmez. Allah’a sığınan insan ölmez. Allah’a inanan, dayanan insan yıkılmaz, yıkamazlar. Onlar ancak kendilerini vururlar. Kendilerini öldürürler. Yaşıyorum sanırlar ama, kendi yatacakları mezarlarını kendi elleriyle kazarak hazırlamaktalar. Eninde sonunda oraya kendi kendilerini gömerek düşecekler. Ah! bunu bir bilseler zaten herşeye tövbekar olurlar. Bunlar insanlığın yüz karası, hiç bir vasıf bulunamayan mahluklardır. Ama ALLAH’ın ADALETİ çok büyüktür. Hak ve adaleti her zaman doğrunun yanındadır. İmanlı ve inançlı kullarını ALLAH her zaman üstün zaferle şereflendirir. İki cihanda yüksek makamlara ulaştırır.
Allah iyileri ve doğruları zalimlerin şerrinden ve zulmünden korusun diyorum. Her zaman ALLAH’a sığınalım ki, ondan yardım isteyelim ki, ALLAH bizimle olsun. Kısacası, mübarek RAMAZAN-I ŞERİF’in tüm insanlık alemine hayırlı olmasını bütün kalbimle diliyorum ve mübarek RAMAZAN BAYRAMI’nızı tüm kalbimle diliyorum ve mübarek RAMAZAN BAYRAMI’nızı kutluyorum. Herkesin doğru yolu bulması dileğiyle...
Hoşçakalın... Saygılarımla.


Yayınlanma Tarihi:15 Ekim 2004 Sayı: 112

EMEK ve MÜKAFAT

İkisi birbirini tamamlayan bu iki kelime yaşadığımız hayatın ta kendisidir. Doğumumuzdan ölümümüze kadar yaşadığımız sürece bir emek, bir uğraş, bir alışveriş içindeyiz. Veriyoruz, alıyoruz. Emek veriyoruz, karşılığını mükafat olarak alıyoruz.
Şimdi hayatımızdan örnekler vererek emek ve mükafat konusunu işlemeye çalışacağım. İnsan hayatının başlangıcı ve doğumu olan bebeklik döneminden başlıyorum. emek vererek yürümeye başlıyor, emek vererek birşeyler öğrenmeye çalışıyor. Büyümeye başladıkça bu çabalar her geçen gün daha da fazlalaşıyor. Oyun dönemi, yetişme dönemi derken okul dönemi başlıyor. Asıl temel eğitim, sıl emek dönemi çocukla ve aileyle birlikte burada başlıyor. Gerçekten güzel bir emek verilirse, ileride mükafatını güzel bir gelecek olarak alıyor. Bu hem çocuk için, hem aile için çok gurur verici, büyük mutluluk verici bir mükafattır.
Bundan sonrası hayatı tanımak, hayata atılmaktır. Hayat bir emektir. Hayat bir sabırdır. Bunu bilmeyen için hayat çekilmez, hayat yaşanmazdır. Suçu kimdedir? Suçlu kendidir. Biraz da yetiştiren ailededir. Hayata hazırlamayan ailededir. Ama her ne olursa olsun, her çeşit varsayımları göz önünde bulundurarak, akıllı bir insan kendi kendini yetiştirebilmeli, hayata hazırlamalıdır. İnsan kendinde olan maddi ve manevi güçlerini emek olarak sarfederse ancak bir yerlere gelebilir. Mükafatını alabilir. yoksa durup dururken mükafat gelir de senin başına konmaz, konacak diye beklersen de boş yere beklemiş olursun. Ha bugün, ha yarın derken bir de bakmışsın ki ömrün bitmiş, artık son noktaya gelmiş olursun.
Hayatın kanunu, dünyanın düzeni böyledir. Allah böyle emretmiştir. Her iş öyledir. İş yapmazsak üretim olmaz, yaşamamız için gerekli hiç bir şey olmaz. Çünkü yüce Allah herşeyi öyle bir düzen, öyle bir nizam içinde yaratmış ki, düzensiz ve ahenksiz hiç bir şey yok. Bu devir daim içinde aksayan hiç bir şey yok. Biz bu düzene uyarsak, mükafat odur. Uymazsak da sonumuz olur. Kısacası yaşamak için emek şarttır. Karnımızı doyurabilmek, para kazanmak için emek veriyoruz. Sabahtan akşama kadar çalışıp beynimizle ve gücümüzle emek veriyoruz. Karşılığını maddi olarak alıyoruz. Bir de sevgiler, dostluklar, ömür boyu süren arkadaşlıklar vardır. Bu değerler karşılıklı emek ister. ama bu paylaşımın verdiği mutluluk büyük bir mükafattır. İnsanlara sevgi sunmak, saygılı davranmak katiyen boşa gitmez. Bu da bir vermek, on almak demektir. Çünkü mükafattını kat kat alıyorsunuz. Bir de manevi bir emek vardır ki, iki cihanda bizim için hayırlı, bizi ayakta tutan o ilahi güç. Maneviyata o kadar çok emek vermeliyiz ki mükafatını Yüce Allah kat kat fazlasıyla verecektir. Boşa gitmeyen tek emek ise maneviyata sarfedilen emektir. Hayatta sarfettiğimiz emeklerin hepsinin karşılığı yoktur. Buna da ancak sabırla katlanabiliriz. Ancak sabrın sonunda mükafat vardır.
Ben, insanlarımızın bu konuda bilinçli olmalarını istiyorum. Yaptıkları her işte hakkıyla emek vererek çalıştıkları sürece mükafatını göreceklerdir. İyiliğe emek veren herkesin de ahiret azığının bol olacağına eminim. Allah hepimize iki cihanda bol mükafatlar nasip etsin.
Saygılarımla.


Yayınlanma Tarihi:24 Eylül 2004 Sayı: 111

HAYATA BAKIŞ AÇISI

Her insanın hayata bakış açısı farklıdır.Her insanın değişik bir yetişme tarzı, kendi kişiliğini yansıtan bir uslübu vardır. Kimsenin huyu kimseye benzemez. Allah insanları çeşit çeşit yaratmıştır. Fiziki görünüşüyle ve ruhsal yapısıyla her insan farklı bir kişiliktedir. Bu kişiliğimizi yaşadığımız sürece ailemize, arkadaşlarımıza ve yaşadığımız topluma ikram ederiz. Yani iyi huyda olan insanlar hep iyi huylarını, kötü huyda olan insanlar da kötü huylarını sergileyerek bir bakış açısı çizerler. Ben hayatta en zor şey, insanla uğraşmak derim. Çünkü insanların insan dışı davranışlarına bir mana veremiyorum. Şaşırarak, donup kalıyorum. Bazen nasıl davranacağım konusunda kararsız kalıyorum. Acaba layık olduğu dersi versem mi, ya da susarak onun seviyesine inmesem mi? Ama aklımı kullandığım için sorunu çabuk çözüyorum ve kendi haklarımı çiğnetmeden, başkasının hakkını çiğnemeden ve onun seviyesine düşmeden gereken dersi veriyorum. Önceki yazılarımda bahsetmiştim. İnsanlık akıl, düşünce ve maneviyattan ibarettir, diye. İşte bu üç hazineyi yaşamında harç malzemesi yaparak, insanlık inşaatında kullanıyorum. Bir de ben herşeyin azı yada çoğu zarar, ortası karar fikrine inananlardanım. Çevremizde yaşanan ya da yaşanmış örneklerden görebilirsiniz. Kendi hayatınızda deneyebilirsiniz. Doğru olduğunu göreceksiniz. Akıl azı zarar, çoğu zarar insan deli konumundadır. Düşünce azı zarar, çoğu zarar , hayat tehlikededir. Alınacak kararlar normal ve sağlıklı değildir. Maneviyat azı zarar, çoğu zarar, ahiret ebedi yaşam tehlikededir. Zaten insanın başına ne gelirse maneviyatın azlığından gelmektedir. Maneviyatın azlığı akıl ve düşünceyide engeller. Ama içinde Allah korkusu ve kul utancı olan, maneviyatı yüksek bir kimsenin aklını kullanması ve düşünmesi daha kolaydır.
Maneviyatın çoğu zarar dememin sebebi ise, ibadet fazlalığını kastetmedim. Bilhassa daha güzel ve daha faydalıdır. Vicdan, yani acıma hissinin fazlalığından maneviyatın çoğu zarar diye kastetdim. Çünkü bu maneviyat bende fazlasıyla var. İnsan çoğu zaman zararını görüyor. Karşındaki senin kötülüğünü istiyor, ben ona acıma hissi duyuyorum, kötülük yapamıyorum. Çünkü vicdanım el vermiyor. En güzeli ne biliyormusunuz? Onu Allah’a havale ediyorum. O yaratan kulunun terbiyesini daha güzel veriyor.
Birde insan olarak hareketlerimizi kontrol etmeyi bilmeli, nerde nasıl davranılması gerektiğini bilmeli, ağzımızdan çıkan her söze de dikkat etmeliyiz. Çıkan söz nereye varıyor, insanlar ve toplum yargılıyor mu!? diye düşünmeliyiz. Bir arkadaşıma söz verdiğim için konuyu buraya bağladım. Söylediğimiz yanlış bir söz veya işlediğimiz bir suç karşısında özür dilemeyi bile bilmiyoruz. Merak etmeyin özür dilemekte bir erdemdir, yüceliktir. İnsanı daha da yüceltir. Suçunu kabullenmek bir büyüklüktür. Çünkü bu olaya bir toplum içinde şahit oldum. Arkadaşıma yapılan bir haksızlık ve hakaret olarak gördüm. Ama bir özür dilense bütün mesele bitecekti. Arkadaşım belki de tanımadığı kişiyi çok sevecekti. Ama biz yine insanlığın gereğini yaptık. Onun seviyesine düşmedik. Çünkü o toplumun huzurunu haklıda olsak bozmaya hakkımız yoktu. Unutmayın özür dilemekte hoşgörünün ve insan olmanın bir gereğidir.
Önemli olan hatayı yapmak değil, aynı hatayı bir daha yapmamaktır. Çünkü birincisi hata değil, aynı şey iki kere veya daha fazla tekrarlanırsa hatadır. Zararın neresinden dönsen kardır, sözünü hemen yaşamımızın içine dahil edelim. En kolay yoldan insanca yaşamayı seçelim. Sözlerin hakılılığına inanmakta yetmez. En tehlikeli reçete doğru olanı uygulamaktır. Hayata bakış açınız bu yönde olsun.
Saygılarımla.


Yayınlanma Tarihi:20 Ağustos 2004 Sayı: 109

DUYGULAR

İnsanı tamamlayan en büyük özelliklerden biri de insanın içinde taşıdığı duygulardır. Duygular bir insanın özelliğini, kişiliğini, yapı karakterini yansıtır. Bir insan dış görünüşüyle bile, nasıl karakter de olduğunu gösterir. Çünkü duygular bir ayna gibi dışa yansır. Fakat her zaman dış görünüşe bakarak karakter haritası çizilemez. Dışından çok negatif görünen bir insanın içi belki de pozitif enerjiyle doludur. Ama genelde duygular insanın içinde gizli, yüzünde asla değildir. Bu benim fikrim sadece. Çünkü iyi duygulara sahip bir insanın gözleri yalan söylemez. İçi kan ağlasa bile, yüzü ve gözleri güler. Mıknatıs nasıl bir demir parçasını hemen çekiyorsa, iki iyi insanın birbirini anlaması da o kadar çabuk olur. Gözlerden alınan akım, direk kalbe gider. Yani o insanın iğiliğini, güzel duygularını hemen hissedersiniz. Ama duygularda yanılmada olabilir. Çünkü insanları çok iyi tanımak gerekir.İnsan sarrafı derler ya, ancak o yapıda insanlar, yani duyguları çok kuvvetli olanlar anlayabilir. Herşeyin iyisi kötüsü olduğu gibi, insanı insan yapan iyi yüce duygular, insanı bir zalim yapan, kötü vahşi duygular vardır. Yıllardır iyilik ve kötülük çarpışmaktadır. Amaç dünya iyi duygulara, barışa, huzura kavuşşun. İnsanların da kendi nefisleriyle çarpışmaları, kendini ALLAH’tan önce suale çekmeleri gerekir. Zaten her insan kendiyle savaşsa, hiç kimseyle uğraşmaz. O zaman dünya savaşmaz.
Düşünün, her insan düşünsün. İnsanı insan yapan iyi duygular varken, kötülüğün simsiyah örtüsüne bürünerek, insanları maddi ve manevi zarara uğratmak, kötülük iriniyle zehirlemek, insanlıkmı dır? Benim aklım almıyor. Diyecek kelime bulamıyorum. Ama kötülüğün hedefi her zaman kendi sahibidir diyorum. Hedefini asla şaşırmaz. Eninde sonunda onu bulacaktır diyorum. Böyle insanları temelsiz bir eve benzetirim. Ne çabuk ta yıkılır değil mi? Ama yıkılmayacak elinizde.
İyi duygulara sahip bir insanın kötülük yapması çok zor, hatta imkansızdır ama, yanlış duygulara sahip bir insanın iyi olması çok kolaydır. İlk önce kendi istesin, sonra elini uzatsın.Herkes elinden tutar, çünkü iyilik elini vereni,elinden tutmasını bilir. Duyguları sadece iyilikve kötülüküzerinde yoğunlaştırdım. Ama biz insanız, duygusalız, şekilden şekile gireriz. Bir çok duyguyu bir anda yaşayabiliriz. Olaylar anında ani tepki verme yeteneğimiz olduğundan gülünecek bir şeye gülerken, aynı anda üzüntülü bir olayda hemen ağlayabiliriz. Severiz, derinden severiz, sevgimizi ya söyler ya da içimize gömeriz. Nefret ederiz, ya içimizden kin güder, ya da kendisini mahvederiz. Özleriz, bekleriz,n hasret kalırız, kavuşuruz, ya da ömrümüzce hayal edriz. Sabredeiz, isyan ederiz, mutlu oluruz ya da hiçbir şeyden mutluluk duymayız. Biz insanız, bu duyguları yaşarız ve yaşatırız. O halde insan olmanın gereğini yapmalıyız. Nasıl bir yemeğin tuzu biberi olmadan yemek lezzetini vermiyorsa, insanın iyi duyguları, vasıfları olmadanda insan demek iyilik tadını vermiyor. İşkenceler, zulümler ortadan kalkmadıkça dünya barış tadını vermiyor.
Bütün insanlık sevgi dolu bir dünya için elele birleşsin.Aynı güzellikte buluşmak dileğiyle...
Saygılarımla.


Yayınlanma Tarihi:13 Ağustos 2004 Sayı: 108

KENDİNE GÜVENMEK BAŞARININ SIRRIDIR

Yaşadığımız hayatta hepimizin bir geleceği var.
Hayatta olduğumuz sürece de yaşamak için bir mücadelemiz var. Yaşam çerçevesi içinde tahammül edilmesi çok güç olaylar, belalar, kazalar, ölümler, maddi manevi sıkıntılar ve sevinçler mutluluklar var. İşte yaşam iyisiyle kötüsüyle var ve yaşıyoruz. Ama huzurlu ve mutlu, ama bıtkın ve yorgun. Her yeni doğan günle beraber insanlar evden adımını atıp mücadele maratonu koşuyor. Kimi evinden Allah’ına sığınıp çıkıyor. Kimi evinden ne yapacağını bilmeden, çaresizlik içinde çıkıyor. Her dakikasını zehir edip, sancılar içinde kıvranıyor.
İşte sorun bu, işte cevapta bu. Akıl düşünce ve maneviyat. Allah bizlere akıl vermiş. İnsanlar en değerli hazinesini kullanmayı bilmiyor. Üstelik kimsenin kimseye ihtiyacı yok. Çünkü herkeste var. Yeterki kullanmasını bilin. Fakat düşünceniz doğru ve hayır içinde olsun. Aksi taktirde o akıl yarar değil, İnsana zarar getirir. Evet akılı doğru bir şekilde kullanalım dedik ve doğru bir şekilde düşünelim diye ekliyorum. Akıllı bir insan maneviyatı çok yüksek bir insandır.
Böyle insanlar her zorluğun üstünden gelmeyi bilir. Sabırla yoğrulmuş insanlardır. Kendi yaşam mücadelesini ve toplumda yaşama mücadelesini çok kolay bir şekilde verirler. Ne kadar zor olsa yaşamın hep iyi yönlerini, güzelliklerini görürler. Hayat öyle güzeldir, yaşamak öyle güzeldir. çünkü sıkıntılı anlarında sabrederek. Hep güzel günlerin geleceği inancı kalplerinde yerleşmiştir. Sonsuz inançları vardır. Benim de çok sevdiğim bir söz vardır. Yaşamak herşeye rağmen güzeldir. Önemli olan hayattan tat alabilmektir, kötü yanlarını değil iyi yanlarını görüp hayata renkli bakabilmektir. O çaresiz insanlar varya hayatı tek renkli görürler. İnsan nefes almakta zorlanır ya, işte öyle yaşamın içinde kaybolur, yenik düşerler. Ama neden öyle olsun ki ; İlk önce çok inançlı ve idareli olsun, kendinize güvenin, ben bu işi yapacağım, başaracağım deyin gerisi çorap söküğü gibi kendiliğinden gelecektir. Kendine güvenmek, başarının sırrıdır. Hele bir deneyin, hayatınızın yavaş yavaş başlayıp, hızlı bir şekilde değiştiğini görmek size sevinç verecek ve kendinizle gurur duymanızı sağlayacaktır. Kaybedecek hiç bir şeyiniz olmaz ama, kazanacağınız çok şey olacaktır. İnanç, irade , başarı, mutluluk,huzur, aile ve iş kariyeri, güven, saygı ve daha nice güzellikler yanınızda yoldaş olacaktır.
Allah hepinizin yardımcısı olsun.
Saygılarımla.


Yayınlanma Tarihi:30 Temmuz 2004 Sayı: 106

İNSANLIK YAŞAMAK İÇİN AMACIMIZ OLSUN

Merhaba Yeni Yıldız okuyucuları. Sevgi ve saygılarımı sunarak, yaşama dair ne varsa sizlerle paylaşmak istiyorum.
Biz insanız, hepimizin farklı farklı bir hayatı, hepimizin ayrı ayrı duyguları var. Fakat aynı olan bir şey var. Hepimizin aynı şekilde paylaştığı evimiz, barkımız, mekanımız, yaşadığımız yer BEYPAZARI..
En önemlisi de ne biliyormusunuz?Bence insanca yaşamak,insanca davranmaktır.İnsanlığın temel kuralı budur.İnsanca nasıl yaşanır,davranılır ya da sorumluluk yüklediğimiz insanları nasıl insanca yaşatırız.Bu da
insanın içinde o iyilik meleği olan vijdan var ya onunla gerçekleşir.O olduktan sonra sevgi saygı kendiliğinden gelir.Bir insanda insanlığın o ölümsüz duyguları olduktan sonra hem kendine hem de çevresine insandır.İnsanca yaşar ve yaşatır.Bu iki unsurun olmadığı yerde,ev ortamı olsun,iş ortamı olsun,isterse büyük aşklar doğsun,ömrü uzun değildir.Her ne kadar ömrü uzun da olsa sağlıklı ve huzurlu bir ortam değildir.
İnsan olarakl geldiğimiz şu dünyadan,insan olarak ölmek,şerefli ve iyi bir itibar bırakmak,her iyi insanın arzusudur.Böyle bir şerefe nail olmak varken,kulların ve Allah’ın rızasını kazanmak varken.İyilik deryasında yüzmek varken,kötülük bataklığına saplanmak doğrumudur?O girdabın içine girdikten sonra,çabalamak boş değilmidir?Sonu ölüm değilmidir?Dümdüz yollar varken,bataklığa gömülmek,akılsızlık değilmidir?İşte bu iki yolun bedeli vardır. İyi yolun bedeli akıl,düşünce ve insanca yaşamak,kötü yolun bedeli akılsızlık,düşüncesizlik ve faturası çok ağırdır,ancak kendisi öder. İnşallah hepimizde iyi yolun yolcusu oluruz. İnsanlık yaşamak için amacımız olsun. Bize de bu yakışır.
Saygılarımla.

   

Orta Anadolu Desing  24-05-2006 01:00:00

Tel:0.312.762 51 63 Fax:0.312.762 67 70

 

Kampanyalar

İletişim Şirket Haberleri Şirket Hakkında Şirket Faaliyetleri Site Haritası

Bu web sitesi ile ilgili soru veya görüşlerinizi ortaanadolu@ortaanadoluas.com adresine gönderin.

Telif hakkı © 2005 ORTA ANADOLU GAZETECİLİK REKLAMCILIK MATBAACILIK İNŞAAT MADENCİLİK TURİZM S.K. TAAHHÜT PAZARLAMA SANAYİ ve TİC. A.Ş.

mail adres             Web adres