 |
|
| |

HAKLI OLANIN VE
HAKLININ YANINDA,
HAKKIN SESİ
HAKLININ SESİ
Gazetemiz Yeni
Yıldız
ayrı bir sitede
Gazetemiz Yeni Yıldız bu web sitemiz
içinde değil artık ayrı bir sitede yayınına başladı. Gazetemizin
yeni adresi linkler sayfamızda.
Yeni Yıldız Gazetesi
Bağlantı Sayfaları
|
|
 |

Yayınlanma Tarihi:25 Şubat 2005 Sayı: 129
SABIR
Allah’ın
kullarında en çok aradığı en büyük özellik sabırdır. Kur’an-ı Kerim’de
“Allah sabredenlerle beraberdir.” denilmektedir. Mü’min bir kul bunun
manasını çok iyi bilir ve idrak eder. Ama katlanması çok zordur. Çünkü
yaşamak ne kadar güzelse, hayatta o kadar zordur. Mücadele etmek çok zordur.
Her insan bu depreme dayanıklı değildir. Kimi çarçabuk yıkılır. Enkaz
yıkıntıları gibi olur. Kimi yaralar alır ama ölmez, o şekilde kurtulur. Kimi
hiç etkilenmez, çünkü o sabreder yıkılmaz. Onu Allah’tan başka hiçbirşey
yıkamaz, en şiddetli deprem bile yıkamaz. Çünkü yaşamak için en büyük
desteği Allah’a ve sabra dayanmıştır. Gücünü, kuvvetini sabırdan almaktadır.
Allah sabra çok büyük güç vermiş, kullarına da sabretmesini emretmiştir.
Eğer Allah sabrı vermeseydi, insanoğlu hiçbir acıya dayanamaz, hiçbir
zorluğa katlanamazdı. Ölüme, ayrılığa, kazaya, belaya, her türlü felaketlere
ne kadar acı da olsa katlanamazdı. Ama katlanabiliyor, katlanmak zorunda,
yaşamak için katlanmak zorunda, işte o da sabır sayesinde oluyor. Zaman da
sabrın ilacı oluyor.
Kendini mü’min olarak yetiştiren bir insan sabrı çok iyi tanır, onun en
yakın arkadaşı, en iyi dostudur. Başka çaresi yoktur. Mükâfatı ise çoktur.
Allah kat kat sabrın mükâfatını verecektir. Allah’ın rızası sabırla
kazanılır. Sabredilmeyen birçok olay pişmanlıklar doğurur. Hayatı azap
içinde yaşamaya mahkum kılar. Zaten Yüce Allah herşeyi bir sebep içinde
yaratmıştır. Yaşadığımız her olayda bir sebep, bir hayır vardır. Bize şer
gibi görünen herşeyde bir hayır vardır. Bu sebepler, şerler bir imtihandır.
Bu dünya bir imtihan dünyasıdır. Allah mükâfat olarak sonsuz Cenneti
müjdelemiştir. Allah’ın verdiği her türlü sebebe sabretmeyi öğrenirsek,
öğrenip de başarabilirsek ne mutlu bize. Ne mutlu ki, bunun sırrının sabır
olduğunu bilenlere.
İnsan sabırla kendiyle ve hayatla barışıktır. Sabır aynı zamanda Allah aşkı,
iman ve ibadet demektir. Sabırsızlık iman ve ibadet zayıflığı, dünya
mutsuzluğu ve ahiret azabı demektir. Sabır kalp ve gönül temizliğiyle insanı
her iki cihanda yüksek mertebelere ulaştırır. Kararan bulutları dağıtır,
güneş açtırır. Yağmur yağdırır, ferahlatır, hayata gülümsemeyi öğretir, için
kan ağlarken bile gülmeyi öğretir. İnsanın ruhunu nakış gibi ince ince işler,
bir dantel zerafetinde ve güzelliğinde insanın kişiliğini yaratır. Hayata
bakış açısını değiştirir ve olgunlaştırır.
Fakat her insanda sabır yoktur. Kiminde az, kiminde çoktur. Düşünün ki,
Allah’ın en sevgili olan Peygamberlerimiz ne zahmetlere katlanmışlar, nelere
sabretmişlerdir. Biz onların zerresi kadar olamazken, hayatımızdaki
rahatlığa ve lüks yaşamaya bakın. Bu durumda bile sabır ve şükür yok. En
ufak bir şeyden hemen şikayet, acizlik var. Kıyaslama yapacak olursak, her
gün tövbe edip, binlerce şükretmemiz ve sabretmemiz gerekir. Sabırda keramet
çoktur. İiki cihande bizim için mucizeler vardır.
Son sözü söyleyerek konuyu kapatmak istiyorum. Sabır sevilmeden sevebilmek,
almadan verebilmektedir. Her insan böyle olursa yaşamanın anlamı budur.
Allah hepimize bol sabırlar nasip eylesin. Saygılarımla
Yayınlanma Tarihi:24 Ocak 2005 Sayı: 123
SON PİŞMANLIK
Son pişmanlık, hayatımızda
yaşadığımız bir kısır döngüdür. Keşke yapmasaydım deyiminin en son
ifadesidir. Yaşadığımız maddi ve manevi zararların en son durağıdır. Çıkmaz
bir sokaktır. Ve labirent gibi içinde yüzyılda dönsen çıkamazsın. İnsan
hayatının zehir olduğu, artık çarenin olmadığı, imkanların olmadığı son
safhadır. Ama çoğu insanoğlu son pişmanlığı umursamaz. Başına gelmedikten
sonra, başkasının yaşadıkları ona hep yalandır. Katiyen yaşanmış olaylardan
ve hayatın gerçeklerinden ders almazlar. Onların hiçbir gerçek
akıllandıramaz. Ta ki, kendi başlarına gelene kadar. Ta ki, kendileri son
pişmanlığı yaşayana kadar.
Son pişmanlık demek, geriye dönüşü olmayan, telafisi imkansız hatalar,
yanlışlar demektir. Ama son pişmanlık kapısına dayanana kadar o kadar çok
açık kapı vardır ki, biri kapansa biri açılır, diğeri kapansa öbürü açılır.
Mesele, işi son kapıya getirmemektir. Son pişmanlığı görmemektir.
Biliyor musunuz her insanın hayatında keşkeler vardır. Keşke şöyle yapsaydım
daha iyi olurdu veya zamanında böyle yapsaydım şimdi son pişmanlık içersinde
olmazdım diye, hepimizin ah keşke sancıları içersinde kıvrandığımız zamanlar
olmuştur. İlacı zamanında almak gerekir, keşke sancıları çekilmesin diye.
İnsanlığın dostu olarak sizleri uyarmak istiyorum. Son pişmalık tedavisi
mümkün olmayan çaresiz hastalık gibidir. Sizi ama yavaş yavaş, ama acil bir
şekilde hayata küstürür. Bütün yaşama umutlarınızı sel gibi çarçabuk alıp
götürür. Ebedi bir karanlığa gömer. Sizi yaşayan bir ölü yapar. Bir kere
değil, bin kere öldürür.
Her insanoğlunun bir yaşamı vardır. Bu yaşam her insanın kendine aittir ve
istediği gibi yaşaması en doğal hakkıdır, kimse karışamaz. Ama insanoğlu
yaşamını düşünerek yaşarsa, hatalarını zararlarını önceden görürse, dününde,
bugününde ve yarınında üzüleceği hiç bir şey olmaz. Tabi Allah’tan gelecek
bir keder olmazsa. Çünkü her insan kendinden sorumludur. Hatalarıyla,
yanlışlarıyla, günahlarıyla ve sevaplarıyla Allah herkese bir ömür vermiş,
iyi ve kötü şekilde olmak üzere iki de yol göstermiş. Kötü yol; son
pişmanlık yolu, iyi yol; saadet, mutluluk yoludur. O kadar basit işte. Neden
düşünmüyorsunuz? Düşünmeden neden hayatın engebelerine balıklama
atlıyorsunuz, sonra da acı çekiyorsunuz. Böyle bir hayat son pişmanlığın en
kötü eseridir. O an var ya, o an işte ah bir son şans diye kıvrandığımız
andır. Ama yok, yok ileriye ve geriye dönüşü yok. Nsıl son bulduysa o
şekilde. Değişmeye imkan ve ihtimal yok.
İşte son pişmanlıklarla dolu bir hayatı yaşamamamız için, bize değer biçilen
ömrü en iyi şekilde değerlendirmeli, düşünerek atmak, pişmanlık yaşamamamız
içindir. Ama muhakkak birileri tarafından pişmanlık batağına saplanmadan
defalarca uyarılmışızdır. Bu uyarılar hayatımızın kalp atışlarıdır.
Zamanında dikkate alalım ve gerçek olanı görelim. Zarar son pişmanlık
değildir, neresinden dönsen kardır. Yeter ki, son pişmanlık kapısına
dayanmasın.
Bu haftada çok önemli bir konuya açıklık getirmek istedim. Çünkü hayatı risk
taşıyan önemli bir meseledir. Dikkate alacağınız her şey sizin yararınıza
olacaktır. İnşallah hayatınızda son pişmanlıklar yaşamazsınız. Akıllı ve
düşünceli olursanız son pişmanlık ateşinde yanmazsınız. Yazıma son verirken
iyi dileklerle mutluluk dolu, güzel bir yaşam mücadelesi diliyorum.
Yayınlanma Tarihi:4 Ocak 2005 Sayı: 120
KAYBETMEK
Kaybetmek dayanılmaz bir acı,
hele sevdiklerini kaybetmek ölüm kadar acı bir duygudur. İnsan kaybettiği
herşeye üzülür. Para kaybeder üzülür, eşya kaybeder üzülür. Hani eskilerden
bir söz vardır. İğnesi düşen yere bakar ya da mal canın yongası diye. İşte
ufak bir şey kaybetse bile üzülür.
Ya kaybedilen sevgiler, dostluklar ve arkadaşlıklar. Ya da kaybedlen yıllar.
Bir yaprak dökümü gibi yitirilen bir bir umutlar. Farkında mıdır acaba bütün
bunların bedeli nedir? Bedeli, kaybedenin ödemesi gereken çok ağır bir
faturadır. Çoğu kez insan canıyla, sağlığıyla ve ömrüyle çok acı bir şekilde
öder.
Kaybedilen sevgilerle konuyu daha da derinleştirmek istiyorum. Sevgi kolay
bulunmayan, belki de ömrünce bir defa ya da izine hiç rastlanmayan yaşam
iksiridir. Öyle kolay bulunmaz, çok sabır ve emek ister. Tek yönlü
fedakarlık ister. Sürdürmek ömür ister. İş bitirmeye geldi mi bir dakikada
biter. Dudaktan dökülen seni sevmiyorum kelimesi bitirmek için yeter. Acısı
bir dakikada mı geçer? Yıllar geçer acı geçmez, ömür biter acı dinmez.
Gözyaşlarının feryadı selleri geçer. Umutlar bir bir dökülüp sonbahar
yaprakları gibi gazel olup ufalanıp gider. Bir daha geri gelmemecesine gider.
İşte o zaman anlarsın. İşte kafan o zaman saat tam on ikiyi vurur gibi dank
eder. Kaybedilen sevgiyi, sevginin değerini işte o zaman anlarsın. Ne fayda
iş işten çoktan geçmiştir. Sevgi son yolculuğuna gömülmeye gitmiştir. Sizde
bir parça yazılarıma kulak verirseniz, sevginiz ölmeden yaşatmak için
elinizden geleni yapınız. Çünkü üzülen giden değil de hep geride kalandır.
Ya kaybedilen dostluklar ve arkadaşlıklar... İnsan arkadaş kazanır ama her
zaman dost kazanamaz. İyi dost insan madden ve ruhen kendini çökmüş
hissettiği zamanda yardımcı olabilen insandır. Gerçek dost kara günde belli
olur. İyi günde zaten sana herkes dost, herkes arkadaştır. Önemli olan
düştüğün anda gelip de seni kaldıran, uçuruma giderken seni tutan arkadaş
sana dosttur. Böyle dostlukları sevgi ve saygı çerçevesinde yürütmeli,
kıymetini bilmeliyiz. Kıymetini bilmezsek bir katlanır, iki katlanır,
üçüncüde seni bırakır. İyi bir dostu kaybetmek de çok acıdır. Bunları ben
söylüyorum. Dost acı söyler demişler, doğru değil midir?
Toplum olarak hep böyleyiz. Değerini bilmek için illaki bir şeyleri
yitirmemiz gerekir. Bir şeylerin değerini ya kaybedince ya da ölünce anlarız.
Ama ne fayda giden çoktan gitmiştir. Geride tonlarca ağır acılar bırakmıştır.
Ama o ona müstehaktır, onu çoktan haketmiştir. Ne ekersen onu biçersin ya da
eden bulur diye boşuna dememişler. Nasıl ettiyse, fazlasıyla da ödeyecektir.
Hak, adalet budur. İşta Allah-ü Teala’nın ilahi adaleti budur. Bu kaçınılmaz
bir gerçektir. Eninde sonunda, ilahi tecelli iki cihanda yerini bulacaktır.
Yeter ki Allah’ın istediği kul olalım. Kalplerimizi temizliyelim. Yarattığı
kullarına zulüm etmeyelim. Çünkü iman sadece ibadet etmek değildir. Kalp
temizliğiyle yapılan ibadet makbuldur. Aksi takdirde geceni, gündüzünü
ibadete ver, sen yapacağından geri kalma. Buna ne Allah, ne de kul razı
gelir. Allah katında da makbul değildir.
Yapılan her türlü zulüm karşı tarafa değil, yapanın kendisinedir. O insanlık
sınıfına girmeyen mahluklar kendilerine zulüm ederler. Kendi kazdıkları
kuyuya kendileri düşerler. Çünkü bu kadar beyinsiz olan mahluklar hem çok
sevdiklerini kaybederler, hem de iki cihanda cehennem zindanına ebediyyen
çıkmamacasına düşerler. Ben de Yüce Allah’ın adaletine sığınarak her insan
neye layıksa onun bin katını göreceğine inanıyorum. Allah iyi kullarını tüm
kötülüklerden, kötü insanların şerrinden korusun diyorum. Çekenin sonu daima
hayırdır, çektirenin sonu daima şerdir.
Ben de bütün insanlığın dikkatine sunarak, iyilik ve insanca yaşam
mücadelesine sonuna kadar destek olmak istiyorum.
Saygılarımla
Yayınlanma Tarihi:17 Aralık 2004 Sayı: 119
DÜNYADAKİ SIR
Allah fiziken ve ruhen çeşit
çeşit insanlar yaratmıştır. Her birine ayrı bir fizik, her birine ayrı bir
huy vermiştir. Hiç kimse kimseye benzemez. Hiçbir kimse aynı huyları taşımaz.
İnsanın huyu, karakteri, kişiliği beyninde gizli, yüzünde açık bir
şekildedir. Düşünün, hangi insan birine benziyor veya tıpatıp aynısı.
Düşünün, kimin ne düşündüğünü yüzünde apaçık belli. Allah herşeyi öyle yerli
yerinde, öyle ahenk ve nizam içinde yaratmış ki, herşey dünyanın düzeni ve
maneviyatı olarak bir çark gibi aksamadan dönmektedir. Eğer insan insana
benzeseydi; nasıl birini diğerinden ayırırdık veya kimin ne düşündüğü
okunsaydı, huyu karakteri bir bakışta çözülseydi; insanlar birbirlerinin
düşüncelerini anında okur, hemen iyilik ve kötülükle karşılık verirlerdi. Ne
kadar çok zulüm olurdu değil mi? Herkes birbirine zarar verir, yaralar,
öldürür katliam değil mi? O yüzden bazı şeyleri gizleyen, bazı şeyleri de
gün ışığına çıkaran YÜCE RABBİM, herşeyi ne kadar yerli yerinde yaratmış
değil mi?
Bütün bunları insan olarak düşünmek gerek. Yarattığı herşeyde düşündürecek
bir mana var. Beyinleri niye vermiş? Düşünmeyi niçin vermiş? O zaman
afedersiniz hayvandan farkımız olur muydu? Bu hayvanlara hakaret değildir.
Bilhassa hayvanlar insanlardan daha çok sevdiğim varlıklardır. Onlar
insanlardan daha dost, daha sadıktırlar. Çoğumuzun umursamadığı, açken veya
acı çekerken gördüğümüz, onun da bir canı olduğunu unuttuğumuz o
hayvanlar bir çok insandan daha akıllı, daha ders vericidirler. Onlarda
gördüğüm sadakati insanlardan görmedim diyebilirim. Vereceğimiz ufacık bir
sevgi karşısında asla ve asla ihanet etmezler. Sizi koruyarak, sizi severek
kat kat karşılığını verirler ve size insandan görmediğiniz o çok özlediğiniz
dostluğu ve sadakati verirler. Evet, konu düşünmekten açıldı, hayvanların
sadakatine kadar geldi.
Demek istediğim Allah’ın yarattığı herşeyde bir sır, herşeyde bir gizem
vardır. Faydasız hiçbir şey yaratmamıştır. Dünyadaki zararları da yine canlı
varlıklar birbirlerini tüketerek önlemektedir. Doğanın düzeni, kanunu budur.
Dengenin bozulmaması için Allah, böyle uygun görmüştür. Ben yarattığı her
canlıyı bitki olsun, hayvan olsun, insan olsun ve yarattığı cansız kapsamına
giren ne varsa hepsini düşünüyorum. Yararsız hiçbir şey düşünemiyorum.
Yarattığı her şeyin bir faydası, bir manası var. İnsanları da ibret alsın
diye yaratmıştır. Bu düzen nasıl işliyor, bu çark nasıl aksamadan dönüyor?
Düşünmek gerek. Yaratan Allah’ı her canlıya, her cansıza bakarak düşünmek
gerek ve Allah’ı zikretmek, bol bol şükretmek gerek.
İnsanın yaşaması için gerekli her nimeti önümüze sunan Yüce Allah’ın sevgisi,
bütün insanlığın kalbine dolsun. İçini kötülük bürüyen, o irinden farksız
insanlar da Allah’ın adaletine mahkum olsun. Yaşadığımız sır dolu dünyayı
düşünen insan da Allah’ın Peygamberimiz’in şefaatine mazhar olsun.
Saygılarımla
Yayınlanma Tarihi:3 Aralık 2004 Sayı: 117
SEVMEK ve SEVİLMEK
Sevmek, duyguların en
yücesidir. Sevilmek ise duyguların en güzelidir. Sevmek kadar, sevilmekte
aynı eşdeğerde görünse bile, bence sevilmek daha ağır basar. Çünkü siz zaten
sevmeyi biliyorsunuz, önemli olan sevilmektir.
Kalbe dolan sevgi, dünyaya doğan güneş gibidir. Manevi dünyanıza saçılan bir
nur gibidir. Hiç sönmeyen bir ateştir. Anlatmaya kelimelerin bile gücü
yetmez. Gerçekten sevgiyi anlatmakta zorlanıyorum. Tarifi imkansız gibi
geliyor. Daha güzelini, daha güzelini yazmak istiyorum. Sanki kelimelerin
bile karşısında yetersiz, çaresiz kaldığına inanıyorum. Onu bilmek gerek,
yaşamak gerek, yaşatmak gerek. Sevgi budur, gerçek sevginin de tarifi budur.
Ne mutlu içinde sevgi olanlara. Ne mutlu sevmeyi bilenlere. Ne mutlu ki,
sevmeyi öğretebilenlere. Biliyor musunuz sevmeyi öğretmek çok zordur. Her
insan sevemez. Sevmek duygu işidir. Sevmek, bir sanattır. İnce ince işlenmiş,
nakışlarla bezenmiş en değerli mücevherlerden daha göz kamaştırıcı bir
sanattır. İnsanoğlu onu alır, nakış nakış işler, kalplere ve gözlere
sergiler. Onu ancak iyi yürekli, güzel insanlar alır. Ne pahasına olursa
olsun, ona hiçbir değer biçmeden alır. Çünkü sevgiye değer biçilmez, bunu
çok iyi bilir.
Sevmek, yaşamaktır. Sevmek, var olan herşeyi sevebilmektir. Herşeyden
mutluluk duymak, hayatın her anından, hayatın her tadından zevk alabilmektir.
Sevmek, yağmurun yağışı, rüzgarın ılık ılık gönüllere esişi, denizlerin sesi,
bülbülün nağmesi, güllerin kokusu, kuşların cıvıltısı, arıların vızırtısı ve
koşmak, yürümek, elele olmak, bakışmak, hayatı paylaşmaktır. Sevmek;
yaşadığın her dakika, aldığın her nefestir. Yaşamak sevmekle, sevilmekle
daha da güzelidir. Sevilmek bir şeref, sevilmek bir itibar, sevilmek insanın
kendine ait bırakabileceği en güzel eserdir. Yeter ki, sevgiler karşılıklı
olsun. Zaten karşılıklı olmasa ne sevebilir, ne de sevilirsiniz. Ama ilk
adım çok önemlidir. Sevmek adına ilk adımı atın, arkası gelecektir. Sevgiyle,
sevmekle en kara yürekler bile aklanacaktır.
Ama üzülerek söylüyorum ki, sevgiden, sevmekten anlamayan, insanlıktan
anlamayan, yola getirilmesi imkansız olanlarda yok değildir. Herşeyin bir
zamanı vardır. Zamanı gelince ne zaman kendi hayatında zarar görmeye
başlarsa, ancak o zaman yola gelmeye başlar. Yanlışları ve hataları görür.
Sevmenin ne kadar önemli olduğunu o zaman anlar. Ama ya iş işten geçmiştir,
ya da son noktada zarardan dönmüştür.
İşte, insanın kendi hayatını ve yanındakilerin hayatını mahvetmemesi için
sevmenin ne kadara önemli olduğunu, yaşamanın sevmekle var olduğunu anlaması,
keşfetmesi, huzurlu bir yaşam için çok gereklidir.
İnsan sevebildiği sürece insandır. Sevmeyi bilmeyenlere bu bir başlangıçtır.
Saygılarımla
Yayınlanma Tarihi:12 Kasım 2004 Sayı: 115
11 AYIN SULTANI RAMAZAN
Bir senenin omuzunda taşıdığı,
baş tacı ettiği en mübarek ay RAMAZAN.
Seni sevgiyle kucakladık, seni sabırla bekledik, senin o mübarek havanı
teneffüs etmek için koskoca bir 11 ay geçirdik ve nihayet sana ulaştık.
İlahi nurunla aydınlandık. Kararan ve taşlaşan kalplerimiz seninle
yumuşattık. Sen 11 ayın sultanı ALLAH’ın bizlere lutfetttiği en büyük
nimetsin. 1000 geceden daha hayırlı KADİR GECESİ’yle bizleri şereflendirdin.
Seni yudum yudum içtik ve zemzem suyu gibi, kevser şarabı gibi tadına
doyamadık. Şeytanların zincire vurulduğu bu ayda yalnız seni yaşadık,
dualarımızla korunduk. Herşeyin bir sonu olduğu gibi mübarek RAMAZAN-ı
ŞERİF’inde sonuna geldik. Ne mutlu hoşnut edebildiysek...
Şimdi gelelim insanlık alemine. İnşaallah bütün insanlar bu mübarek ayda
ıslah olurlar. Kötülüklerini kalplerinden atıp, kara toprağa gömerler. Çünkü
o kara toprak o kadar vefalıdır ki, bütün çirkinlikleri kabul eder.
İnsanların kabul etmediğini o kara toprak sinesine alır, bütün ayıplarını
örter. Ama öyle insanlar vardır ki, nicelerini biliyorum. Onlar hiçbirşeyden
ders almazlar, akıllanmazlar. Hiç bir iyilik onların yapacaklarını
engelleyemez. Çünkü Allah korkusu yoktur. Azabını bile bile cayır cayır
kötülük yaparlar. İnsanları can evinden yakarlar. Devamlı şeytanla işbirliği
içindedirler. Hatta ben derim ki; şeytana uymazsan şeytanın hiç bir zararı
yoktur. Fakat bu insanlar uzaktan, yakından her zaman daha zararlıdırlar.
İnsanları yıkmak, can evinden vurup parçalamak, onların en büyük
mutluluğudur. Büyük bir zevk duyarlar. Sanki kötülük, onların en büyük
gücüdür, silahıdır, hep o silahla vururlar. Bir kere değil bin kere
öldürürler. Ama bin kere öldürdüğünü sandıkları o insanlar ölmez. Allah’a
sığınan insan ölmez. Allah’a inanan, dayanan insan yıkılmaz, yıkamazlar.
Onlar ancak kendilerini vururlar. Kendilerini öldürürler. Yaşıyorum sanırlar
ama, kendi yatacakları mezarlarını kendi elleriyle kazarak hazırlamaktalar.
Eninde sonunda oraya kendi kendilerini gömerek düşecekler. Ah! bunu bir
bilseler zaten herşeye tövbekar olurlar. Bunlar insanlığın yüz karası, hiç
bir vasıf bulunamayan mahluklardır. Ama ALLAH’ın ADALETİ çok büyüktür. Hak
ve adaleti her zaman doğrunun yanındadır. İmanlı ve inançlı kullarını ALLAH
her zaman üstün zaferle şereflendirir. İki cihanda yüksek makamlara
ulaştırır.
Allah iyileri ve doğruları zalimlerin şerrinden ve zulmünden korusun diyorum.
Her zaman ALLAH’a sığınalım ki, ondan yardım isteyelim ki, ALLAH bizimle
olsun. Kısacası, mübarek RAMAZAN-I ŞERİF’in tüm insanlık alemine hayırlı
olmasını bütün kalbimle diliyorum ve mübarek RAMAZAN BAYRAMI’nızı tüm
kalbimle diliyorum ve mübarek RAMAZAN BAYRAMI’nızı kutluyorum. Herkesin
doğru yolu bulması dileğiyle...
Hoşçakalın... Saygılarımla.
Yayınlanma Tarihi:15 Ekim 2004 Sayı: 112
EMEK ve MÜKAFAT
İkisi birbirini tamamlayan bu
iki kelime yaşadığımız hayatın ta kendisidir. Doğumumuzdan ölümümüze kadar
yaşadığımız sürece bir emek, bir uğraş, bir alışveriş içindeyiz. Veriyoruz,
alıyoruz. Emek veriyoruz, karşılığını mükafat olarak alıyoruz.
Şimdi hayatımızdan örnekler vererek emek ve mükafat konusunu işlemeye
çalışacağım. İnsan hayatının başlangıcı ve doğumu olan bebeklik döneminden
başlıyorum. emek vererek yürümeye başlıyor, emek vererek birşeyler öğrenmeye
çalışıyor. Büyümeye başladıkça bu çabalar her geçen gün daha da fazlalaşıyor.
Oyun dönemi, yetişme dönemi derken okul dönemi başlıyor. Asıl temel eğitim,
sıl emek dönemi çocukla ve aileyle birlikte burada başlıyor. Gerçekten güzel
bir emek verilirse, ileride mükafatını güzel bir gelecek olarak alıyor. Bu
hem çocuk için, hem aile için çok gurur verici, büyük mutluluk verici bir
mükafattır.
Bundan sonrası hayatı tanımak, hayata atılmaktır. Hayat bir emektir. Hayat
bir sabırdır. Bunu bilmeyen için hayat çekilmez, hayat yaşanmazdır. Suçu
kimdedir? Suçlu kendidir. Biraz da yetiştiren ailededir. Hayata hazırlamayan
ailededir. Ama her ne olursa olsun, her çeşit varsayımları göz önünde
bulundurarak, akıllı bir insan kendi kendini yetiştirebilmeli, hayata
hazırlamalıdır. İnsan kendinde olan maddi ve manevi güçlerini emek olarak
sarfederse ancak bir yerlere gelebilir. Mükafatını alabilir. yoksa durup
dururken mükafat gelir de senin başına konmaz, konacak diye beklersen de boş
yere beklemiş olursun. Ha bugün, ha yarın derken bir de bakmışsın ki ömrün
bitmiş, artık son noktaya gelmiş olursun.
Hayatın kanunu, dünyanın düzeni böyledir. Allah böyle emretmiştir. Her iş
öyledir. İş yapmazsak üretim olmaz, yaşamamız için gerekli hiç bir şey olmaz.
Çünkü yüce Allah herşeyi öyle bir düzen, öyle bir nizam içinde yaratmış ki,
düzensiz ve ahenksiz hiç bir şey yok. Bu devir daim içinde aksayan hiç bir
şey yok. Biz bu düzene uyarsak, mükafat odur. Uymazsak da sonumuz olur.
Kısacası yaşamak için emek şarttır. Karnımızı doyurabilmek, para kazanmak
için emek veriyoruz. Sabahtan akşama kadar çalışıp beynimizle ve gücümüzle
emek veriyoruz. Karşılığını maddi olarak alıyoruz. Bir de sevgiler,
dostluklar, ömür boyu süren arkadaşlıklar vardır. Bu değerler karşılıklı
emek ister. ama bu paylaşımın verdiği mutluluk büyük bir mükafattır.
İnsanlara sevgi sunmak, saygılı davranmak katiyen boşa gitmez. Bu da bir
vermek, on almak demektir. Çünkü mükafattını kat kat alıyorsunuz. Bir de
manevi bir emek vardır ki, iki cihanda bizim için hayırlı, bizi ayakta tutan
o ilahi güç. Maneviyata o kadar çok emek vermeliyiz ki mükafatını Yüce Allah
kat kat fazlasıyla verecektir. Boşa gitmeyen tek emek ise maneviyata
sarfedilen emektir. Hayatta sarfettiğimiz emeklerin hepsinin karşılığı
yoktur. Buna da ancak sabırla katlanabiliriz. Ancak sabrın sonunda mükafat
vardır.
Ben, insanlarımızın bu konuda bilinçli olmalarını istiyorum. Yaptıkları her
işte hakkıyla emek vererek çalıştıkları sürece mükafatını göreceklerdir.
İyiliğe emek veren herkesin de ahiret azığının bol olacağına eminim. Allah
hepimize iki cihanda bol mükafatlar nasip etsin.
Saygılarımla.
Yayınlanma Tarihi:24 Eylül 2004 Sayı: 111
HAYATA BAKIŞ AÇISI
Her insanın hayata bakış
açısı farklıdır.Her insanın değişik bir yetişme tarzı, kendi kişiliğini
yansıtan bir uslübu vardır. Kimsenin huyu kimseye benzemez. Allah insanları
çeşit çeşit yaratmıştır. Fiziki görünüşüyle ve ruhsal yapısıyla her insan
farklı bir kişiliktedir. Bu kişiliğimizi yaşadığımız sürece ailemize,
arkadaşlarımıza ve yaşadığımız topluma ikram ederiz. Yani iyi huyda olan
insanlar hep iyi huylarını, kötü huyda olan insanlar da kötü huylarını
sergileyerek bir bakış açısı çizerler. Ben hayatta en zor şey, insanla
uğraşmak derim. Çünkü insanların insan dışı davranışlarına bir mana
veremiyorum. Şaşırarak, donup kalıyorum. Bazen nasıl davranacağım konusunda
kararsız kalıyorum. Acaba layık olduğu dersi versem mi, ya da susarak onun
seviyesine inmesem mi? Ama aklımı kullandığım için sorunu çabuk çözüyorum ve
kendi haklarımı çiğnetmeden, başkasının hakkını çiğnemeden ve onun
seviyesine düşmeden gereken dersi veriyorum. Önceki yazılarımda bahsetmiştim.
İnsanlık akıl, düşünce ve maneviyattan ibarettir, diye. İşte bu üç hazineyi
yaşamında harç malzemesi yaparak, insanlık inşaatında kullanıyorum. Bir de
ben herşeyin azı yada çoğu zarar, ortası karar fikrine inananlardanım.
Çevremizde yaşanan ya da yaşanmış örneklerden görebilirsiniz. Kendi
hayatınızda deneyebilirsiniz. Doğru olduğunu göreceksiniz. Akıl azı zarar,
çoğu zarar insan deli konumundadır. Düşünce azı zarar, çoğu zarar , hayat
tehlikededir. Alınacak kararlar normal ve sağlıklı değildir. Maneviyat azı
zarar, çoğu zarar, ahiret ebedi yaşam tehlikededir. Zaten insanın başına ne
gelirse maneviyatın azlığından gelmektedir. Maneviyatın azlığı akıl ve
düşünceyide engeller. Ama içinde Allah korkusu ve kul utancı olan,
maneviyatı yüksek bir kimsenin aklını kullanması ve düşünmesi daha kolaydır.
Maneviyatın çoğu zarar dememin sebebi ise, ibadet fazlalığını kastetmedim.
Bilhassa daha güzel ve daha faydalıdır. Vicdan, yani acıma hissinin
fazlalığından maneviyatın çoğu zarar diye kastetdim. Çünkü bu maneviyat
bende fazlasıyla var. İnsan çoğu zaman zararını görüyor. Karşındaki senin
kötülüğünü istiyor, ben ona acıma hissi duyuyorum, kötülük yapamıyorum.
Çünkü vicdanım el vermiyor. En güzeli ne biliyormusunuz? Onu Allah’a havale
ediyorum. O yaratan kulunun terbiyesini daha güzel veriyor.
Birde insan olarak hareketlerimizi kontrol etmeyi bilmeli, nerde nasıl
davranılması gerektiğini bilmeli, ağzımızdan çıkan her söze de dikkat
etmeliyiz. Çıkan söz nereye varıyor, insanlar ve toplum yargılıyor mu!? diye
düşünmeliyiz. Bir arkadaşıma söz verdiğim için konuyu buraya bağladım.
Söylediğimiz yanlış bir söz veya işlediğimiz bir suç karşısında özür
dilemeyi bile bilmiyoruz. Merak etmeyin özür dilemekte bir erdemdir,
yüceliktir. İnsanı daha da yüceltir. Suçunu kabullenmek bir büyüklüktür.
Çünkü bu olaya bir toplum içinde şahit oldum. Arkadaşıma yapılan bir
haksızlık ve hakaret olarak gördüm. Ama bir özür dilense bütün mesele
bitecekti. Arkadaşım belki de tanımadığı kişiyi çok sevecekti. Ama biz yine
insanlığın gereğini yaptık. Onun seviyesine düşmedik. Çünkü o toplumun
huzurunu haklıda olsak bozmaya hakkımız yoktu. Unutmayın özür dilemekte
hoşgörünün ve insan olmanın bir gereğidir.
Önemli olan hatayı yapmak değil, aynı hatayı bir daha yapmamaktır. Çünkü
birincisi hata değil, aynı şey iki kere veya daha fazla tekrarlanırsa
hatadır. Zararın neresinden dönsen kardır, sözünü hemen yaşamımızın içine
dahil edelim. En kolay yoldan insanca yaşamayı seçelim. Sözlerin
hakılılığına inanmakta yetmez. En tehlikeli reçete doğru olanı uygulamaktır.
Hayata bakış açınız bu yönde olsun.
Saygılarımla.
Yayınlanma Tarihi:20 Ağustos 2004 Sayı: 109
DUYGULAR
İnsanı tamamlayan en büyük
özelliklerden biri de insanın içinde taşıdığı duygulardır. Duygular bir
insanın özelliğini, kişiliğini, yapı karakterini yansıtır. Bir insan dış
görünüşüyle bile, nasıl karakter de olduğunu gösterir. Çünkü duygular bir
ayna gibi dışa yansır. Fakat her zaman dış görünüşe bakarak karakter
haritası çizilemez. Dışından çok negatif görünen bir insanın içi belki de
pozitif enerjiyle doludur. Ama genelde duygular insanın içinde gizli,
yüzünde asla değildir. Bu benim fikrim sadece. Çünkü iyi duygulara sahip bir
insanın gözleri yalan söylemez. İçi kan ağlasa bile, yüzü ve gözleri güler.
Mıknatıs nasıl bir demir parçasını hemen çekiyorsa, iki iyi insanın
birbirini anlaması da o kadar çabuk olur. Gözlerden alınan akım, direk kalbe
gider. Yani o insanın iğiliğini, güzel duygularını hemen hissedersiniz. Ama
duygularda yanılmada olabilir. Çünkü insanları çok iyi tanımak gerekir.İnsan
sarrafı derler ya, ancak o yapıda insanlar, yani duyguları çok kuvvetli
olanlar anlayabilir. Herşeyin iyisi kötüsü olduğu gibi, insanı insan yapan
iyi yüce duygular, insanı bir zalim yapan, kötü vahşi duygular vardır.
Yıllardır iyilik ve kötülük çarpışmaktadır. Amaç dünya iyi duygulara, barışa,
huzura kavuşşun. İnsanların da kendi nefisleriyle çarpışmaları, kendini
ALLAH’tan önce suale çekmeleri gerekir. Zaten her insan kendiyle savaşsa,
hiç kimseyle uğraşmaz. O zaman dünya savaşmaz.
Düşünün, her insan düşünsün. İnsanı insan yapan iyi duygular varken,
kötülüğün simsiyah örtüsüne bürünerek, insanları maddi ve manevi zarara
uğratmak, kötülük iriniyle zehirlemek, insanlıkmı dır? Benim aklım almıyor.
Diyecek kelime bulamıyorum. Ama kötülüğün hedefi her zaman kendi sahibidir
diyorum. Hedefini asla şaşırmaz. Eninde sonunda onu bulacaktır diyorum.
Böyle insanları temelsiz bir eve benzetirim. Ne çabuk ta yıkılır değil mi?
Ama yıkılmayacak elinizde.
İyi duygulara sahip bir insanın kötülük yapması çok zor, hatta imkansızdır
ama, yanlış duygulara sahip bir insanın iyi olması çok kolaydır. İlk önce
kendi istesin, sonra elini uzatsın.Herkes elinden tutar, çünkü iyilik elini
vereni,elinden tutmasını bilir. Duyguları sadece iyilikve kötülüküzerinde
yoğunlaştırdım. Ama biz insanız, duygusalız, şekilden şekile gireriz. Bir
çok duyguyu bir anda yaşayabiliriz. Olaylar anında ani tepki verme
yeteneğimiz olduğundan gülünecek bir şeye gülerken, aynı anda üzüntülü bir
olayda hemen ağlayabiliriz. Severiz, derinden severiz, sevgimizi ya söyler
ya da içimize gömeriz. Nefret ederiz, ya içimizden kin güder, ya da
kendisini mahvederiz. Özleriz, bekleriz,n hasret kalırız, kavuşuruz, ya da
ömrümüzce hayal edriz. Sabredeiz, isyan ederiz, mutlu oluruz ya da hiçbir
şeyden mutluluk duymayız. Biz insanız, bu duyguları yaşarız ve yaşatırız. O
halde insan olmanın gereğini yapmalıyız. Nasıl bir yemeğin tuzu biberi
olmadan yemek lezzetini vermiyorsa, insanın iyi duyguları, vasıfları
olmadanda insan demek iyilik tadını vermiyor. İşkenceler, zulümler ortadan
kalkmadıkça dünya barış tadını vermiyor.
Bütün insanlık sevgi dolu bir dünya için elele birleşsin.Aynı güzellikte
buluşmak dileğiyle...
Saygılarımla.
Yayınlanma Tarihi:13 Ağustos 2004 Sayı: 108
KENDİNE GÜVENMEK BAŞARININ SIRRIDIR
Yaşadığımız hayatta hepimizin
bir geleceği var.
Hayatta olduğumuz sürece de yaşamak için bir mücadelemiz var. Yaşam
çerçevesi içinde tahammül edilmesi çok güç olaylar, belalar, kazalar,
ölümler, maddi manevi sıkıntılar ve sevinçler mutluluklar var. İşte yaşam
iyisiyle kötüsüyle var ve yaşıyoruz. Ama huzurlu ve mutlu, ama bıtkın ve
yorgun. Her yeni doğan günle beraber insanlar evden adımını atıp mücadele
maratonu koşuyor. Kimi evinden Allah’ına sığınıp çıkıyor. Kimi evinden ne
yapacağını bilmeden, çaresizlik içinde çıkıyor. Her dakikasını zehir edip,
sancılar içinde kıvranıyor.
İşte sorun bu, işte cevapta bu. Akıl düşünce ve maneviyat. Allah bizlere
akıl vermiş. İnsanlar en değerli hazinesini kullanmayı bilmiyor. Üstelik
kimsenin kimseye ihtiyacı yok. Çünkü herkeste var. Yeterki kullanmasını
bilin. Fakat düşünceniz doğru ve hayır içinde olsun. Aksi taktirde o akıl
yarar değil, İnsana zarar getirir. Evet akılı doğru bir şekilde kullanalım
dedik ve doğru bir şekilde düşünelim diye ekliyorum. Akıllı bir insan
maneviyatı çok yüksek bir insandır.
Böyle insanlar her zorluğun üstünden gelmeyi bilir. Sabırla yoğrulmuş
insanlardır. Kendi yaşam mücadelesini ve toplumda yaşama mücadelesini çok
kolay bir şekilde verirler. Ne kadar zor olsa yaşamın hep iyi yönlerini,
güzelliklerini görürler. Hayat öyle güzeldir, yaşamak öyle güzeldir. çünkü
sıkıntılı anlarında sabrederek. Hep güzel günlerin geleceği inancı
kalplerinde yerleşmiştir. Sonsuz inançları vardır. Benim de çok sevdiğim bir
söz vardır. Yaşamak herşeye rağmen güzeldir. Önemli olan hayattan tat
alabilmektir, kötü yanlarını değil iyi yanlarını görüp hayata renkli
bakabilmektir. O çaresiz insanlar varya hayatı tek renkli görürler. İnsan
nefes almakta zorlanır ya, işte öyle yaşamın içinde kaybolur, yenik düşerler.
Ama neden öyle olsun ki ; İlk önce çok inançlı ve idareli olsun, kendinize
güvenin, ben bu işi yapacağım, başaracağım deyin gerisi çorap söküğü gibi
kendiliğinden gelecektir. Kendine güvenmek, başarının sırrıdır. Hele bir
deneyin, hayatınızın yavaş yavaş başlayıp, hızlı bir şekilde değiştiğini
görmek size sevinç verecek ve kendinizle gurur duymanızı sağlayacaktır.
Kaybedecek hiç bir şeyiniz olmaz ama, kazanacağınız çok şey olacaktır. İnanç,
irade , başarı, mutluluk,huzur, aile ve iş kariyeri, güven, saygı ve daha
nice güzellikler yanınızda yoldaş olacaktır.
Allah hepinizin yardımcısı olsun.
Saygılarımla.
Yayınlanma Tarihi:30 Temmuz 2004 Sayı: 106
İNSANLIK YAŞAMAK İÇİN AMACIMIZ OLSUN
Merhaba Yeni Yıldız
okuyucuları. Sevgi ve saygılarımı sunarak, yaşama dair ne varsa sizlerle
paylaşmak istiyorum.
Biz insanız, hepimizin farklı farklı bir hayatı, hepimizin ayrı ayrı
duyguları var. Fakat aynı olan bir şey var. Hepimizin aynı şekilde
paylaştığı evimiz, barkımız, mekanımız, yaşadığımız yer BEYPAZARI..
En önemlisi de ne biliyormusunuz?Bence insanca yaşamak,insanca
davranmaktır.İnsanlığın temel kuralı budur.İnsanca nasıl yaşanır,davranılır
ya da sorumluluk yüklediğimiz insanları nasıl insanca yaşatırız.Bu da
insanın içinde o iyilik meleği olan vijdan var ya onunla gerçekleşir.O
olduktan sonra sevgi saygı kendiliğinden gelir.Bir insanda insanlığın o
ölümsüz duyguları olduktan sonra hem kendine hem de çevresine
insandır.İnsanca yaşar ve yaşatır.Bu iki unsurun olmadığı yerde,ev ortamı
olsun,iş ortamı olsun,isterse büyük aşklar doğsun,ömrü uzun değildir.Her ne
kadar ömrü uzun da olsa sağlıklı ve huzurlu bir ortam değildir.
İnsan olarakl geldiğimiz şu dünyadan,insan olarak ölmek,şerefli ve iyi bir
itibar bırakmak,her iyi insanın arzusudur.Böyle bir şerefe nail olmak
varken,kulların ve Allah’ın rızasını kazanmak varken.İyilik deryasında
yüzmek varken,kötülük bataklığına saplanmak doğrumudur?O girdabın içine
girdikten sonra,çabalamak boş değilmidir?Sonu ölüm değilmidir?Dümdüz yollar
varken,bataklığa gömülmek,akılsızlık değilmidir?İşte bu iki yolun bedeli
vardır. İyi yolun bedeli akıl,düşünce ve insanca yaşamak,kötü yolun bedeli
akılsızlık,düşüncesizlik ve faturası çok ağırdır,ancak kendisi öder.
İnşallah hepimizde iyi yolun yolcusu oluruz. İnsanlık yaşamak için amacımız
olsun. Bize de bu yakışır.
Saygılarımla.
|