Beypazarı’nda bir ilki daha
başlattık. Bu başlattığımız hizmet Beypazarı’nda memnuniyetle karşılandı.
Web tasarım hizmetimiz ile Web sitesi açmak isteyenler artık Ankara’lara
gitmek zorunda kalmayacaklar.
Beypazarı’nda var olan bir boşluğu daha kapattık. Beypazarı’nda Hosting
hizmeti veren firmaların bayiliği ile ayağınızın dibinden hizmet verilmesi
çalışmamız Beypazarı’nda memnuniyetle karşılandı.
Beypazarı’nda Web alanında neler yapıyoruz. halkımız tarafından tam
anlaşılmış değil.
Ben halkımızın anlayacağı şekilde bu köşede bunu anlatmaya çalışacağım.
1-Web sitem olsun diyen kurumumuz, esnafımız veya bireysel vatandaşımız bize
geliyor. Bu esnafımıza önce almak istediği ismi tescil ediyoruz. Bu tescil 3
haftadır reklamını girdiğimiz. com veya com.tr şeklinde alınmaktadır. tr.
tescilleri ODTÜ tarafından verilmektedir. Şirket olarak ODTÜ nic.tr’den
idari sorumlu yetkisi aldık. Beypazarı’ndan direk tr isim tescillerini biz
yapıyoruz. Beypazarı’nda bu konuda ikinci bir firma yok.
diğer com gibi tesciller ise Amerikadan onaylanıp gelmekte. Bu konuda da
Türkiyenin en büyük hosting firması Türk Ticaret Net’ten bayilik aldık. Yine
bu tescilide Türk Ticaret net bayiliğimiz siberhosting sayfamızdan yine
Beypazarı’ndan 5 dakika içinde alıyor ve tescil ediyoruz.
Daha sonra web sitesinin yayına verilebilmesi için Domain yani server
bulundurulması gerekiyor. Server için domain açılması gerekiyor. Bunu da
biz, yine Beypazarı’ndan direk müşteriye verebiliyoruz. Bayi domain
paketlerimizi siberhosting domain yönetimi sayfamızdan açarak web sayfam
olsun diyen müşterilerimize web sayfasını hizmete açıyoruz.
Sıra yayına verilecek Web sayfası tasarımına gelince; müşterilerimiz
isterlerse sayfa tasarımını da biz hazırlıyoruz ve yine Beypazarı’ndan
yayına veriyoruz. Bayisi bulunduğumuz Türk Ticaret Net Bursadan yaptığı
server Hizmetini ODTÜ Teknokente taşıdı. 24 saat aralıksız kesintisiz hizmet
veriyor. Web sayfası domain açılması işinde eğer bugün verilmişse gece saat
12’den sonra server hizmet vermeye başlıyor. EFT ve şifrelerimiz Türk
Ticaret Netten e postamıza geliyor. Eft ve şifrelerimiz geldikten sonra
hazır olan web sayfamızı Server’ımıza eft yapmaya başlıyoruz.
Şirket olarak bizim yönetim hakkını aldığımız ve web sayfasını
hazırladığımız web siteleri ise şunlar.
www.ortaaandoluas.com
www.beypazarisofrasi.com
www.beypazari.gov.tr
www.doganayhurdametal.com
www.kirbasi.bel.tr
www.yeniyildizgazetesi.com
6 sitenin şu an tüm yönetim ve güncelleme işlemleri firmamız tarafından
yapılmaktadır. Sırada isim tescili yapılması istenen www.erolkarasör.com ile
ismini şu an için vermeyeceğim bir iki kuyumcu esnafımız bulunmakta.
Beypazarı’nda sitesi olupda site yönetim hakları başka firmalarda olan
esnaflarımız isterlerse bu sitelerini bize transfer ettirebilir ve
sitelerinin yönetimlerini ve güncelleştirme işlemlerini Beypazarı’ndan
gözlerinin önünde yapabiliriz. Bu kolaylığıda web sitesi olan esnaf, kamu
kurumları ve şirketlerimize sağlıyoruz. Yapacakları sadece sitelerini yayına
veren firmaya giderek ben sitemin yayın hakkını Beypazarında türkticaretnet
bayisi Orta Anadolu Gazetecilik A.Ş.ye bırakmak istiyorum. güncellemeleride
beypazarından yapmak istiyorum diyecek ve transfer işlemini yaptıracak.
Transfer işlemi yapıldıktan sonra web sitesinin eft adresleri ile şifreleri
ve hazırlanmış web sayfası cd’si ile bize gelecekler. Bundan sonrası bize
ait. Artık siteniz istediğiniz zaman Beypazarı’ndan güncelleştirilerek,
anında yayına verilecek.
Müşterilerimize bir kolaylık daha sağlıyoruz. Web sitemizi biz kendimiz
yönetmek istiyoruz diyorlarsa bizden alacakları domain paketlerini teslim
ediyoruz. Paket içindeki yazılı şifre ile türk ticaret net sayfalarına girip,
isimleri tescil edilmemişse hem isim tescillerini kendileri yapabilecekler,
hem de istedikleri e posta hesabını kendileri kurabilecekler. Ellerinde
hazır web sayfaları oluşturulmuşsa yine kendileri bu sayfaları server’e
istedikleri yerden eft edebilecekler. Bu çalışma Firmamızın Beypazarı’na
getirdiği yenilik ve hizmetidir.
Yakında hükümet tarafından yeni bir yasa çıkartılacağı haberini aldık. Bu
yasada tüm şirketlerin web sitesi oluşturma mecburiyeti getiriliyor. Web
sitesi oluşturmayan şirketlere ceza da geliyor. Bu nedenle firmamızın
ayağınıza getirdiği hizmetten şimdiden faydalanmaya bakın.
Öncelikle kendi web sitemiz yeniden gözden geçiriliyor. Sitemizi ilk yayına
verdiğimizde amatörce bir site yayına verildi. çok yakın bir zamanda bu site
çok profesyonel bir şekilde hizmet verecek demiştik. Evet ortaanadolu aş.
sitemizin profesyonel şekli yakında yayına verilecek, yani yayındaki sitemiz
güncellenecek.
İkincisi Şu an yayında olan sitemiz içinde bulunan Yeni Yıldız Gazetesi
bundan sonra ayrı bir adreste yayınını sürdürecek. Özel Gazete proğramı
satın alarak bu proğramın güncelleştirmesi çalışmalarımız devam ediyor.
Beypazarında Turizm
hareketi geçen hafta başladı.
Taş Mektebin oradan, müzenin oraya kadar kurulan hediyelik eşya
pazarlarındaki pazarcılar bir çok şeyden şikayetçi.
Sezonun açıldığı bu pazar bir misafirim nedeniyle buraları dolaşma ve
insanlarla sohbet etme fırsatı yakalayabildim. Hediyelik eşya satan
pazarcılarla konuştum. dışarıdan her şey toz pembe. ama onları dinleyince
her şeyin toz pembe olmadığı ortaya çıkıyor. Öncelikle bu sokakta bir
rekabet var. Sobacısından tutun, tenekecisine, bakkalına kadar herkesin
hediyelik eşya satmaya başladığı, ve dolayısıyla kıyasıya bir rekabetin
oluştuğundan şikayet var. Esnaf arkadaşın birisi anlatırken üzüldüm. 3 aydır
siftah etmediğini, evde çocuğunun çikolata isteyince param yok diyemediğini
ve istediği çikolatayı alamadığını anlatması beni derinden üzdü. Geçen hafta
siftah edebilmiş ancak 10 YTL’ye aldığı malı yine 10 YTL’ye satmış. Sadece
siftah edebilmek ve çocuğuna mahcup olmamak için.
Konaklarda da durum hiç de hoş değilmiş. Bu sokak yemek fiyatları üzerine
kıyasıya bir rekabete girmişler. Daha önceden kişi başı 15 YTL olan yemek
bedelini 6 YTL’ye kadar çekmişler.
Arkadaşlar yablış oluyor. Bu rekabet var oaln turizmi baltalar, sonun sonunu
getirir. Kaliteyi düşürür. Gelin ortak hareket edin. Fiyatları sabitleyin.
Birde bana anlataılan şikayetlerden birkaçı esnaf esnafı turisyte şikayet
ediyormuş. Mesela ‘’en ucuz ben satarım, başka yerden almayın. Onlar kazıkçı
diyorlarmış.’’Yapmayın, etmeyin Allah aşkına. Siz bindiğiniz ağacı
kesiyorsunuz.
Yetkililere sesleniyorum. Lütfen şehir içi trafiği artık rahatlatın.
Gezerken kalabalıktan ve araçlardan dolayı, rahat hareket edilemiyor.
Beypazarı’na gelen ziyaretçilerin rahat dolaşabilmeleri için dolaşılan
bölgelere araç girme yasağı konulsun.
Birde Ahşap evleri ile ün yapmış Beypazarı’mızın en büyük tehlikesi yangın
tehlikesi. Bir pazar günü Tarihi konakların yoğun olduğu yerlerin birinde
yangın çıksa ne yapacaksınız? Ne tür altyapımız var? Yangına itfaiye
araçları zamanında müdahale edebilecekler mi? Yol tarfiğinden nasıl yangın
yerine ulaşacaklar?.. Hele çarşamba günleri kurulan pazar nedeniyle böyle
bir yangın halinde itfaiye araçlarının kurulan pazar tezgahlarından yangın
yerine ulaşması pek mümkün görülmüyor. Bu konununda Beypazarı’nda
tartışılmasını ve gerekli tedbirlerin alınmasını önemli görüyorum.
Zira Beypazarı, tarihi binaların yarısını yangınlarda kaybetti.
Bence pazar yerinin en kısa sürede yerinin değiştirilmesi gerekiyor. Pazar
başka bir yere kurulmalı. Beypazarı’mıza gelen ziyaretçilerin daha huzurlu
ve rahat gezebilmesi için bu çok gerekli. Düzensiz bir kalabalık Beypazarı
turizmine zarar verir.
Biz sadece dışarıdan gördüğümüzü yansıtıyoruz. Gereğini yapmak size ait.
Web sitemiz
güncellendi. İlk amatörce yayına verilişinden sonra yeni güncellemesi biraz
daha güzel ve içerikli oldu.
Sitemizin tasarımını maalesef yine kendimiz yapmak zorunda kaldık.
Yayında olan sitemizin tasarımı öncekine göre çok daha iyi ancak bu
tasarımda önümüzdeki haftalarda değişecek. Halen kafamıza yatmayan şeyler
var.
Şu an yayında olan sitemiz eksikliklerine rağmen Beypazarı hakkında aranılan
her şeyi veriyor. Beypazarı ile ilgili konuların yer aldığı sitelerin içinde
en doyurucu olanı diyebiliriz ve iddia ediyoruz.
Sitemiz gezildiğinde sizlerde bu konuda bize hak vereceksiniz.
Eksiklikleri gidermeye ve sayfa düzenini yeni tasarımla düzenlemeye devam
ediyoruz. Şu an yayında olan site sayfalarımız çok yakın bir zamanda yeni
düzenlemesi ile yeniden yayına verilecek. Amatörce başladığımız Web sitesi
sayfa tasarımına 4 ay gibi bir zaman süreci içinde profesyonel olma yolunda
çok şeyler öğrendik. Artık bizde Web sitesi sayfa tasarımı yapabiliyoruz.
Hele hele hazır Web sayfası şablonları ile çalışırsak bir iki günde web
sayfa tasarımını tamamlayabiliyoruz. Ama biz hazır şablon değil özel
tasarımla işi tamamlamayı tercih ediyoruz.
Yayındaki mevcut sitemizin eksikleri var. Hem bu eksikleri tamamlayacağız,
hem de yeni bir tasarıma bu sayfalarıaktarma çalışmalarımız sürüyor.
Olumlu ve olumsuz eleştirileri mutlaka dikkate alıyor daha mükemmeli
yakalamayı hedefliyoruz.
Web sitemizde gazetemiz ile ilgili bölüm olduğu gibi Şirketimizin
faaliyetleri ve çalışma alanları ile ilgili bölümler de var. Bu bölümlerin
bazıları aktif, tamamlanmış durumda, bazı bölümlerinin ise tamamlama
çalışmaları devam ediyor.
Gazetemiz için özel bir proğram bekliyoruz. Güncellemeyi internet üzerinden
anında yapmayı hedefliyoruz. Yazarlarımızın da yazılarını internet üzerinden
girmelerini sağlayacağız ve hepsine özel bir şifre vereceğiz. Yazılarını
internet üzerinden girecekler ve anında kendi yazılarını internetteki
sayfalarından okuyabilecekler. Beypazarındaki haberler Türkiye’deki hiç bir
gazetede yayınlanmadan önce sitemizde yayınlanacak.
Beypazarında internet gazeteciliğnde de öncüyüz.
Gazetemiz arşiv sayılarını yükleme çalışmalarımız devam ediyor. 117 sayıdan
itibaren son sayıya kadar gazetelerimizin arşiv sayıları internet adresimize
yüklendi. Yazar ve şairlerimizin yazıları yüklendi. Gazetemizde yayınlanan
her şeyi internet adresimizden okuyabilirsiniz. Arşiv sayılarımızı inşaallah
bir yıl içinde tamamını yükleyeceğiz. Gazetemizin ilk sayısından son
sayısına kadar tüm sayılarını Web sitemizin arşiv bölümünden
ulaşabileceksiniz.
Her şey Beypazarı için...
Beypazarı için her şeyin en mükemmelini yakalamayı hedefliyoruz.
Bu çalışmaları yaparken hiç kimseden destek görmedik. Destek olalım teklifi
dahi yapılmadı. Her şeyi kendi çalışmalarımızla yapmaya çalışıyoruz. Hiç
kimseden de bir beklentimiz yok.
İnanıyoruz ki sitemiz Beypazarı’na çok şeyler kazandıracak.
ARAMA MOTORLARINA BİLE YAZILMADIĞIMIZ HALDE GELEN E-POSTALARDAN sitemize
oldukça fazla ziyaret edildiğini, özellikle Amerikalıların sitemizi ziyaret
ettikleri elektronik postalardan anlaşılıyor. Çok yakında arama motorlarına
da sitemizi kayıt yaptıracağız. Tahmin ediyorum bu kayıtttan sonra sitemiz
daha çok ziyaret edilecek.
Bu ziyaretler sonrasında mutlaka Beypazarını görme istekleri artacak.
Daha önceki yazılarımda da bahsetmiştim. Bizim sitemiz görüntülü bir kitab
olacak. Herkesin Beypazarı hakkında ilk müracaat edeceği site adresi olacak.
Sitemizden Beypazarı’nda web adresi olanlara da köprü kuruyoruz. Sitemizi
ziyaret edenler ilgi duyarlarsa bu köprüleri klikleyerek diğer sitelerde de
dolaşabilecekler.
Web adresimize reklamda alıyoruz. Reklam vereceklerin ücret konusunda
bizimle görüşmeleri gerekiyor.
Sitemizi dolaşmadıysanız bir dolaşın. Tavsiyeleriniz ve eleştirileriniz
bizim için çok önemli.
Yayınlanma Tarihi:4 Ocak 2005 Sayı: 120
BİZDE WEBLENDİK
Geçmiş sayılarda
Gazetemizin Web sayfasının hazırlandığını bildirmiştik.
Evet artık şirket faaliyetlerimiz ile birlikte Gazetemizin tüm sayılarını
artık web sayfasından tüm dünya okuyabilecek.
Gazetemizin dağıtıldığı gün tüm dünya gazetemizi web sayfamızda
okuyabilecek.
Web sayfamızda mesaj sayfamızda var. Her türlü dilek, temenni,
şikayetleriniz için herkesin okuyabileceği mesaj sayfamızda sizlerin
hizmetine sunuldu.
Haber, bilgi ve belge gönderme konusunda 10 adet e-mail’imiz var. Bunların
bir kısmını Gazetemizin ana sayfasında okuyucunun hizmetine sunduk. Her
türlü bilgi, belge, haber, yorum, makale ve şiirlerinizi vb. resimli veya
resimsiz olarak elektronik posta adreslerimizden birine gönderebilirsiniz.
Şirketimiz faaliyetleri ile ilgili siparişlerinizi de aynı yolla
gönderebilirsiniz. Sınırsız ADSL internet erişimi ile eletronik postanız
anında değerlendirilecek, en kısa sürede tarafınıza bilgi verilecektir.
Web sayfamızdan elektronik alışveriş de yapabileceksiniz.
Web sayfamız şu an www.ortaanadoluas.com adresinde yayında. Ancak sayfamız
tasarım ve düzenleme aşamasında olduğu için çok yakında ziyarete açılacak.
Ana Sayfamızda Şirket tanıtımı, Yeni Yıldız Gazetesi, Beypazarı Exspress
Gazetesi Reklamcılık, Kitap, Kırtasiye, Bilgisayar, Hediyelik Eşya,
Beypazarı Tanıtım, mesajlar gibi bölümlerimiz var. Konu ile ilgili bölüme
tıkladık dan sonra ilgili sayfaya ulaşacaksınız.
Web sayfamıza Beypazarında faaliyet gösteren şirket ve ticaret
sektörlerinin reklamları için de yer ayırdık. Reklam vermek isteyen
esnaflarımız bizimle görüşerek web sayfamızın ana sayfasında reklamlarını
yayınlatabilirler.
İnşaallah gelecek sayıya kadar hazırlanan bölümleri Web sayfamızdan
görebilirsiniz.
Gelecek sayıda inşaallah bunun müjdesini veririz.
Web sayfamız sürekli güncellenerek sizlerin ziyaretine sunulacak.
Çok yakın bir zamanda da şirket telefonlarımız santrale bağlanacak.
Özellikle gazetemiz açısından sevindiğimiz bir konu. Gazetemiz sadece
Beypazarı merkezli olarak yayın yapmakta idi. Baskı adedi ise 1000-5000
arasında değişmekte idi. Web sayfamız sayesinde gazetemizi tüm dünya
çıktığı gün okuyabilecek. Beypazarı ve bölge haberlerimiz tüm dünyadan
takip edilebilecek. Özellikle Beypazarı dışında oturan Beypazarlılar
Bölgemiz ile ilgili haberleri oturdukları yerden Bilgisayar aracılığı ile
Beypazarı'nda yaşıyorlarmış gibi Beypazarı hakkında bilgilenebilecekler.
Okuyucularımızdan ricamız Web adresimizi tanıdıklarınıza iletin. Gelecek
sayıdan itibaren inşaallah Web sayfamızı ziyaret edip Bölgemiz ile ilgili
bilgilere ulaşabilirler.
Elektronik posta ile ilgili bize gönderilen mesajları yayınlanmasına karar
verilirse yine gazetemiz sayfalarında yayınlayacağız. Gurbette olanlarla
sizler arasında köprü kuracağız.
Bu işi biz çok önemsiyoruz. Neden bu kadar önemsediğimizi yakında sizlerde
anlayacaksınız. Beypazarı'nın ve bölgemizin dünyadaki sesi ve kulağı
olacağız.
Yayınlanma Tarihi.17 Aralık 2004 Sayı: 119
SEVGİ-GÜVEN
Geçen haftaki yazımızda her
işin başı sevgi demiştik. Peygamber Efendimiz’in bir hadisini vermiştik.
Dizgi hatası nedeniyle bu hadis yanlış yazılmış. Düzeltiyor özür diliyoruz.
Hadis ‘’Allah’ın en güzel kulpu Allah için sevmek Allah için buğz etmektir’’
olacaktı. Hadisi açalım. Sahabenin hazır olduğu bir ortamda Peygamberimiz
sahabeye soruyor, Alah’ın en güzel kulpu nedir? diye. Sahabe Namaz’dır ya
Rasulallah diyor, Peygamberimiz bilemedin, diyor. Diğer bir sahabe
Oruç’tur ya Rasulallah diyor, Peygamberimiz bilemedin, diyor, diğer bir
Sahabe Zekat’tır ya Rasulallah diyor, Peygamberimiz yine bilemedin, diyor.
Başka bir Sahabi Hac’dır ya Rasulallah diyor, Peygamberimiz yine bilemedin,
diyor. Bir başka Sahabe de Cihat’dır ya Rasulallah diyor, Peygamberimiz bu
cevaba da bilemedin, diyor. Sahabe bilemeyince Peygamberimiz açıklıyor.
‘’Allah’ın en güzel kulpu Allah için sevmek Allah için buğz etmektir’’
diyor.
Evet geçen haftaki yazımızda hadisi açmadan Peygamber efendimizin
açıklamasını vermiştik. Her işin başı sevgi demiştik. Evet Allah için
sevmek ve Allah için buğz etmek. ‘’Siz birbirinizi sevmedikçe iman etmiş
sayılmazsınız’’ diyen Peygamberimiz söylüyor bunu. Sevgiden sonra güven
gelir. Geçen hafta az da olsa bu konuya değinmiştik. Bu hafta açarak
konuyu izaha çalışalım ki, yaşam tarzımıza yeni bir yaşayış getirelim. Son
sahabeden bir kesitle açıklayalım konuyu. Sahabenin yaşadığı beldede
yaşanan bir olayla bu konuyu izah edersek konunun daha iyi, anlaşılacağını
umut ediyorum. Tarlasına giren ineği çıkartmak isteyen bir vatandaş yerden
aldığı bir taşla ineği kovmak istemiş, attığı taş ineğin alınına isabet
edince inek ölmüş. Bu durumu gören inek sahibi yerden bir taş alarak
ineğini öldüren tarla sahibine fırlatmış. Taş isabet etmiş tarla sahibi de
ölmüş. İş mahkemeye yansımış. İslam hukuku gereği, adamı öldüren inek
sahibinin idamına karar verilmiş. İdam olacak adama mahkeme son isteğini
sormuş. İdamlık kişi ‘’Üzerimde iki yetim çocuğun hakları var. Babaları
ölmeden önce bu çocukların haklarını bana emanet etti. Büyüyünceye kadar
çocuklara ben vekalet ediyorum. Ölmeden önce bu hakları başkasına emanet
etmeliyim ki, yetim çocuklar mağdur ve perişan duruma düşmesinler. Bu
nedenle mahkemenizden 24 saat süre istiyorum. Bir de gideceğim yer uzak
olduğu için çabuk gidip gelmem için dinlenmiş sağlıklı bir at istiyorum’’
talebinde bulunmuş. Mahkeme yerine kefil bırakılmasını istemiş. Mahkemeyi
izleyen belde halkı ölüme kefil olmak istememişler. Olayı izleyen sahabe,
mahkemeye idamlık adama kefil olacağını bildirmiş.
Belde sakinleri Peygamberimiz’den son yadigar mübarek insanı kaybetmemek
için kefillikten vazgeçirmeye çalışmışlarsa da etkili olamamışlar. Kefil
bulununca İdamlık şahsın isteği yerine getirilerek serbest bırakılmış.
Ertesi gün akşam hava kararırken, hava kızıllığında süre dolacakmış.
Ertesi gün olmuş, hava kararmaya başlamış. Vakit yaklaşınca mübareği
kurulan idam sehbasına götürmeye başlamışlar. Tam o sırada uzak bir
mesafeden toz bulutu çıkınca idam durdurulmuş. Tüm ahali gözlerini ufka
dikmiş, çıkan toz dumanın gelişini izlemeye başlamış. İdamlık kişi ve atı
kan ter içinde gelerek teslim olmuş.
Ahali de bir merak, idamlık kurtulduğu halde neden geri döndü, bu mübarek
sahabe idamlık şahsın döneceğini biliyor muydu da kefil oldu gibi sorular
kafalarında sahabeye sormuşlar. Sahabe ben kahin değilim, geleceğini
bilmiyordum deyince peki niye kefil oldun diye sormuşlar. İşte bu cümleye
tüm okuyucularımızın dikkat etmesini istiyorum. Sahabe; ‘’Bir gün
Peygamber Efendimiz’in huzurunda oturuyordum. Peygamber Efendimiz dedi;
‘’O gün kıyameti bekleyin’’ sorduk; Ya Rasulallah hangi gün o gün’’
Peygamberimiz; ‘’Hiç kimsenin kimseye güvenmediği gün. İşte o gün kıyamet
kopacak’’ dedi.
Bu rivayetten sonra ben söylenecek bir söz bulamıyorum. Peygamber
Efendimiz meselenin özünü açıklamış.
Her işin başı sevgi, sevgiden sonra güven. Sevgi ve güven ile birlikte
insanlara faydalı olma ve arkasından ibadetlerimiz ki, bizi kurtaracak
yaşam tarzımız.
Ben diyorum ki, insanlar ahirete sırtlarında iki çuvalla gidecekler.
Çuvalın birinde dünyada yaptığı iyilikler, güzellikler ve ibadetler ikinci
çuvalda da dünyada işledikleri kötülükler, hırsızlıklar, cinayetler kısaca
günahların oluşturduğu odun ve kömür çuvalı. Bazı insanlar tek çuvalla
gidecekler. Ya cehennemde yanmak için sırtıyla dünyadan taşıdığı odun ve
kömür çuvalı veya cennete giriş anahtarı olacak sevap çuvalı. Bunun için
cennet yolunda yürüyelim. Sevelim, sevilelim.
Yayınlanma Tarihi:10 Aralık 2004 Sayı: 118
İŞİN BAŞI SEVGİ
Bizler özlem ve sılanın
adını unuttuk
Biz mi unuttuk, onlar mı ırak bilinmez
Gerçek o ki,
Özlem ve sılada içimizde.
Yüreğimiz kor olmuş yanıyor.
Ne yazık ki ne onlar bize yakın
Ne de biz onlara yakınız.
Toprak ve yurt kıldık buraları
İstesek de, istemesek de
İsteseler de, istemeseler de
Ocağımızın dumanı tütüyor.
Ağıtlarımız ve terlerimiz,
Duvarlara yansımış.
Her köşesinde toprağının
Ellerimizle işlenmiş izler var.
Yabancı değiliz bu memlekete
El değiliz bu millete
Kardeş bildik, kucaklaştık herkesle
Gözlerim ufukları tarıyor
Parçalar yarım birleşmiyor
Gün yolların birleşeceği gündür
Kalplerin hep birlikte tempo tutacağı gündür
O mekan ırak değil, yakın
Sevgi ile saygıdaki alakaya bakın
Uzak olan içimizde putlaşılan hayat
Sevgi ile kucaklaşmalı, yeter bu bayat hayat
Cana can olsun, mekan hiç olsun
Cana can olursa can içinde.
Mekan kurar otururuz biz.
Saygı onların olsun,
Sevgi verdik, sevgi isteriz biz
Çıktığımız yola sevgi çiçekleri döktük
Kalplerin birleşeceği günleri özledik
Yolların birleşeceği günleri bekledik.
Çoğu gitti azı kaldı.
Bu haftaki yazıma bir şiirimle başlamak istedim.
Dünyamız bir ‘’değişim ve gelişim’’ sürecinden geçiyor. Gökkuşağının
altından geçmek gibi hayali bir geçiş değil bu. Somut verilere, ilmi ve
teknolojik yapılanmaya dayalı bir değişim.
Bir insan, bir ülke, bir sistem veya bir metod, zaman kesiti bakımından ‘’çağdaş’’
olabilir. Fakat bu durum, bütün bunlara ‘’en iyi konumda, en insani
seviyede’’ bulunma hakkını tanımaz. ‘’Çağdaş olmak’’ belli bir çağın
içinde olmak, akıp giden zaman ırmağında aynı anı birileri ile yaşamak ve
bölüşmektir.
Batıda her makinenin arkasında yüzlerce kitap vardır. Makine kültürün son
evresi, son aşamasıdır. Biz ise, makinenin arkasındaki kitabı, kültürü
gözardı ederek, onun son durumunu alıyor ve kritik etmeden ülkemiz
şartlarına uygulamaya çalışıyoruz...
Hatamız, yanlışımız, çıkmazımız bu...
Bunun için yıllardır hesabımız tutmuyor.
Bunun için birlik ve beraberliğe, kültür kuruluşlarına bugün, dünden daha
çok ihtiyaç var.
Maddenin hüküm sürdüğü bu dünyada ‘’Madde’’ bir gün mutlaka hükmünü
yitirecek ve bütün insanlık ‘’esrarın’’ muştulu ikliminde özlemini bulacak.
Sahte ‘’cesaret zırhına bürünüp’’ yaklaşan ‘’son’un büyük telaşını
görmezden gelmek, trajik bir Nemrutluğa soyunmaktan öte hiç bir mana
taşımaz!. Bu nedenle kendimizi ve geleceğimizi, kültürümüzü, koruma altına
almaya ve yaşatmaya mecburuz.
Üretimin de, tüketimin de bir gayesi vardır. Bu gayenin ana esprisi ‘’sınanmak’’
ve ‘’insanın insana faydasını’’ ölçmektir. İşte insan olmanın amacı da
budur. İnsanın insana faydasını sağlamaktır. Kalabalıklar adı altında var
gözüküp, hiç bir zaman kaybolmuşluğun göstergesi olmamalıyız.
Kokuşmuşluğun göstergesi olmamalıyız. İnsan münferit bir varlık değildir.
Toplumsal yaşayan ve toplum menfeatlerine uygun bir birey hayatı gerekir.
Cemiyet olmak gerekir.
Cemiyet olmaktan önce ise sevmek gerekir. Sonra güven gerekir.
Sevmediğiniz insanla bir olamazsınız. Sevmediğiniz insanla omuz omuza
namaz da kılamazsınız. Sevgi bir ibadettir. Sevmek ve sevilmek için gayret
göstermek de bir ibadettir. ‘’Siz birbirinizi sevmedikçe iman etmiş
olmazsınız’’ diyen bir dinimiz var bizim. Allah’ın en güzel kulpu Allah
için sevmek, Allah için buğuz etmektir’’ diyen bir Peygamberimiz var bizim.
Sevmeyen ne işte, ne eşte, ne ticarette, ne ziyarette, ne de seyahatte yol
alamaz.
Ülkesini sevmeyenlerin ülkesine yararı değil zararı olur.
Yaratılanı hoş gör, yaratandan ötürü deyip insanları seveceğiz. Kul hakkı
yemeyeceğiz. Yenen kul hakkı sevgileri alıp götürür. Yaratıcı kendine olan
hakkını affediyor ama kul hakkını kul affetmedikçe affetmiyor. Her insanın
her insana mutlaka bir kul hakkı var. Bundan kurtulmanın yolu da herkesi
sevmekten geçer. Zalimlere, kul hakkı yiyenlere buğzetmekten geçer.
Hep ölümsüzlüğü özleriz ama yine de ölümden kurtulamayız.
‘’Sevelim, sevilelim, dünya kimseye kalmaz’’ diyen bütün zamanların piri
Yunus Emre’mize teşekkür borcumuz var.
Kuşatıldığımız ve kilitlendiğimiz maddesel hücrenin kapısını açabilmek ve
sonsuzluğa kanatlanabilmek için, güç ve gönül birliği yapmalıyız. Hiç
kimse ‘’o senin sorunun’’ dememeli. Bizim sen, ben, siz, biz, ayrımız,
gayrımız olmamalı. Bizim hepimiz, hepimiz birimizdir. Bu ülkede yaşayan
herkes herkesi kardeş bilmeli.
Bir gülün hikayesi hepimizin hikayesidir. Bu gülü soldurmamaya ve
öldürmemeye çalışmalıyız. Ölümlü olanın ıstırabından, ölümsüz olanın
sükunetine kavuşmalıyız.
Bilmeyen ne bilsin bizi
Bilenlere selam olsun.
İslam diyarında gezenlere
Bizden selam olsun.
Çevresinde duvarlar örünce değil, İnsandan insana köprüler kurunca huzurlu
olur kişi
Sözümü bir şairimizin sözü ile bitirelim
‘’Biz sevdik aşık olduk, sevildik maşuk olduk’’
Sevmek, güven her şeyin anahtarı. İnsanın insana faydasının yolu da budur.
Bu da Cennet yoludur.
Yayınlanma Tarihi:26 Kasım 2004 Sayı: 116
BÜYÜK İSRAİL KURULACAK MI?
İslam'ın Peygamberi Hz.
Muhammed Fırat nehri altında bulunan bir altın madeninden bahisle
‘’Müslümanlar bu Altına dokunmasınlar. Bu Altına dokunmak yüzünden bu
bölgede Büyük kabile savaşları olacak’’ diyor.
Mevcut Tevrat'ta da buna benzer bir ayet bulunduğu ifade ediliyor.. Fırat
Nehrinin altında Altın olduğu müjdesi veriliyor, İsrail oğullarının malı
olduğu ifadelendiriliyormuş.
Ortadoğu projesi günümüzün en önemli politikası halinde. Bütün ulusların
dilinde. Amerikanın en önemli projesi. Bütün gazete ve TV haberlerinde
hemen hemen her gün bu doğrultuda haberleri izliyoruz.
Gap Projesi ile bahsi geçen Altın madeninin su yolu değiştirilmek üzere su
altından çıkartıldığını duyuyoruz. Yani anlayacağınız bahsi geçen Altın
madeni Türkiye sınırları içinde. İsrail-Amerika ve AB politikalarını
izleyecek olursak bütün amaç ve eylemin bu doğrultuda olduğu şüphesini
veriyor.
Hatırlayın. DYP Tansu Çiller Başbakanlığı döneminde gazetelerde ‘’İsrailli
fakir İşçiler Urfa Topraklarına çalışmak için geldiler’’ şeklinde haberler
yayınlanmıştı.
ANAP-DSP-MHP Hükümeti döneminde de ecnebilere toprak satışı ile ile ilgili
kararlar çıkmıştı. Bugün Urfa topraklarında Yahudilerin toprak satın
aldıkları ve bu bölge nüfusunun değişimine neden olduğunu duyuyoruz.
Urfalı çiftçilerin Yahudilere işçi oldukları bize anlatılıyor.
İslam'ın Peygamberi, Müslümanları uyarıyor ve var olduğu belirtilen
Altın’a dokunulmamasını öğütlüyor. Dokunulursa bu bölgede büyük kabile
savaşlarının olacağı işaret ediliyor. (Çıkacak savaşta galip taraf
bulunmadığıda belirtiliyor)
Şimdi elde ettiğimiz bu bilgiler ışığında düşünürsek Türkiye toprakları
içinde yakın bir gelecekte bu Altın madeni bölgesinde büyük kabile
savaşları olacak. Olması muhtemel bu kabile savaşları Türkiye sınırları
içinde olacak. Olması işaret edilen bu kabile savaşlarına Türkiye’nin
girmemesi muhtemel mi?..
Türkiye bu savaşlara iki şekilde girmeyebilir. Türkiye’yi bu savaşın
dışında tutmak için altta anlatılan projeleri Türkiye’ye kabul ettirmek
için zaten yoğun bir politika izleniyor.
Birincisi bu bölgeyi ve GAP’ın işletmesini Uluslararası ülkelerin
kullanımına açması. (AB nin isteği de budur)
İkincisi Güneydoğu Bölgesini Kürtlerin denetimlerine bırakarak Özerk bir
bölge oluşturulması. Azınlıklar olarak üzerinde durulan Kürtlerin İç
işlerinde özerk kendi yönetimlerini oluşturmaları, dış işlerinde
Türkiye’ye bağlı kalmaları. (Amerika’nın hedefi bu noktadadır.)
Türkiye hem AB’nin, hem de Amerika’nın çapraz ateşi içinde.
Bu iki proje ile Türkiye Güneydoğuda çıkacak Büyük kabile savaşlarının
dışında kalabilir...
AB ve Amerika Türkiye’nin böyle düşünmesini istiyor.
Soruyorum...
Türkiye çıkacak böyle bir savaşa her iki proje dahilinde de savaşın
dışında durabilir mi?...
Büyük ihtimalle bu çıkacak savaş İslam ülkeleri, birilerinin deyimiyle
Araplarla, İsrail, Amerika ve Avrupa ülkeleri arasında geçecektir.
Ezilecek İslam ülkelerine karşı Türkiye’nin sessiz kalması düşünülebilir
belki ama halkı müslüman olan Türk halkının kendi topraklarında,
Güneydoğuda çıkacak bir savaşa seyirci kalmaları beklenemez. Hele hele
vatan, toprak, bayrak gibi noktalarda tavrını çok iyi bildiğim Türk Ordusu
Türk halkı’nın önünde olacağı muhakkak. Türk halkının dahil olduğu bir
savaş ise 3 ncü Dünya savaşı demektir.
İslam toplumunun önderi ve Peygamberi olan Hz.Muhammedin bir sözünden
acizane günümüze uyarlanan veya günümüzde olması beklenen savaşın yorumunu
yapmaya çalışıyorum.
Siz buna komplo teorisi veya senaryo diyebilirsiniz. Bizim dışımızda
herkes bu işin 30-40 yıllık planlarla ele alındığını çok iyi biliyor. Bu
plan 100 yıllık bir projenin hedefi. 100 yıl öncesinden Yahudi toplumu bu
kararı alarak uygulamaya koymuşlar ve konulan uygulamalarını da 30 yıllık
planlar olarak uygulamaya koymuşlar ve koymaya da devam ediyorlar. 2005
yılının Yahudiler lehine değişimlerin ve Orta doğuda harita sınırlarının
değiştiği yıl olarak hedefleniyor. Bunun içinde 8-11’inci aylar bekleniyor.
Bu oyunların geçit noktası Türkiye. Bu hedeflere varılırken Türkiye'nin
karıştırılması düşünülebilir. Faili meçhul cinayetler artırılabilir.
Oyunlara dikkatli olalım.
Birlik, dirlik ve düzenimizi hiç kimseye bozdurmayalım. Topraklarımızı
böldürmeyelim. En çok birlik ve beraberliğe ihtiyaç olduğumuz yıllar
içindeyiz. Devletimize, ordumuza sahip çıkalım. İktidarda hangi Hükümet
olursa olsun oy vermemiş olsak bile Hükümetimizi (T.B.M.M.)’ni yanlız
bırakmayalım. Hükümetimizin de halkın desteğine ihtiyacı var. Halkın da
arkasında olduğunu gösterelim.
Söylediklerim ya komplo teorisi değilse. İşte o zaman Türkiye'nin bu
politikaların geçit noktası olması nedeniyle, hükümetler üzerinde de
oyunlar sergilenebilir. İktidardaki hükümete baskılar yapılabilir. Hükümet
arkasında doğusu-batısıyla, kuzeyi-güneyi ile Tüm Anadolu halkının
arkasında olduğunu bilmeli ki, bu baskılara dayanabilsin, halkın istekleri
doğrultusunda Ülkemiz menfeatlerine uygun politik kararlar verebilsin.
Evet bugün hepimizin birbirimize daha çok ihtiyacı var.
Bağımsızlığımıza, bayrağımızın özgür dalgalanmasına, vatanımızın
bölünmesine, dil ve din birliğine, toprağımızda azınlık gibi yaşamaya,
keder getirecek hiç bir eylem ve uygulama hatta söz ve fiil içinde
bulunmayalım. İnşaallah güzel günler bizim olacak.
Yayınlanma Tarihi:12 Kasım 2004 Sayı: 115
SAHİP OLDUKLARIMIZI KAYBETTİĞİMİZDE NE
YAPACAĞIMIZI HİÇ DÜŞÜNDÜNÜZ MÜ?
Teknoloji ağırlıklı bir çağ
yaşıyoruz. Her türlü kolaylığın içindeyiz. Teknoloji elimizin ve emrimizin
altında.
Bu teknolojik gelişime kadar Dünyaya bu güne kadar kimler gelip geçmiş...
Hep düşünüyorum. Acaba Uzay çağı ile övündüğümüz günümüzde insanlık,
geçmiş çağlardaki insanlığın varmış olduğu teknolojiye ulaşabildi mi diye?!..
Kafamda bu sorunun cevabını bir türlü bulamadım.
İlk insandan günümüze Dünya üzerinde binlerce insan ve topluluklar yaşamış.
Her topluluk o dönemin icadlarını ve keşiflerini yapmış. Kendi döneminin
en üst zirvesine çıkınca kaybolup gitmişler.
Dünyamızda bilinmeyen o kadar çok şey var ki, hala bu gün bile gizemini
koruyor. Hele hele geçmişle aramızda bir köprü kurmak o kadar zor ki
geçmiş halen gizemini koruyor. Günümüzde insanoğlu geçmişi arayarak
geleceğe yön vermeye çalışıyor. Geçmişten bulabildiklerimizle ki bu benim
inancıma göre binde 5 civarında ancak bu günkü teknolojiyi yaratabildik.
Karacan yayınlarının bir dönemler çıkarttığı bir ansiklopedik kitap vardı.
Bu kitabın adı Bilinmeyenler idi. Bir kaç ciltten oluşan bu ansiklopedik
kitabın tamamını okudum. Geçmiş dönemlerde yaşayan insanların gizeminden
ve teknolojide vardıkları noktalardan ve o günlerden kalma iz ve
işaretlerden bahsediyordu. O kitaptan anladığım geçmiş sırlarla doluydu.
20 yüzyılın teknolojilerine rağmen halen eski çağlarda yaşayan
uygarlıkların sırlarını çözemediğimiz anlaşılıyor. İlk çağların sonlarında
bazı bölgelerde teker izlerinin olduğu ve gökyüzünden bu tarlalara inişler
yapıldığı belirtiliyor bu kitapta. Resmi çekilen bu görüntülerin sırrının
çözülemediğinden bahsediliyor. Bu gün düşününce geçmiş dönemlerde yaşayan
toplulukların vardıkları noktaya, bu günkü insanlık aleminin halen
varamadıkları inancım artmaya başladı. Yeraltı keşifleri ve kazıları
artmaya başladıkça bu inancım kuvvetlenmeye başladı.
Kutsal kitaplarda, özellikle de Kur’an-ı Kerim’de geçmiş dönemlerde
yaşayan toplulukların yok oluşları ile ilgili ayetler göze çarpar. Lut
kavminin helaki, Nuh tufanı gibi Bu konu ile ilgili en önemli Ayet ise Nuh
Tufanı ile ilgili ayettir ki, bugün Nuh'un Gemisinin sırrı çözülememiştir.
Nuh Kavminin helakından bahisle birlikte Tüm Dünyanın sular altında
kalışından bahseder ayet. Nuh'un Gemisine binen canlıların dışında dünyada
yaşayan tüm canlıların yok oluşuna işaret eder. Dünya sular altında kalmış
ve yaşamış tüm medeniyetler toprak altına gömülmüş.
Şimdi kim biliyor o günkü medeniyetlerin son noktadaki durumlarını.
Toprak altı kazılarda ortaya çıkarılan kafataslarından milattan önce Beyin
ameliyatının yapıldığından bahsedilir. Oysa bu gün Dünyada Beyin
Ameliyatının 18-19 ncu yüzyıllarda yapılmaya başladığını hepimiz çok iyi
biliyoruz. Oysa yüzyıllar öncesi insanlık beyin ameliyatı yapmışlar.
Geçmiş çağlardan tıpla ilgili binlerce bulgu ortaya çıkıyor. O dönemlerde
yapılanları bizim çağın insanları daha yeni yeni buluyorlar.
Halen Mısır Piramitlerinin yapılışı esrarını koruyor.
Teknolojinin bulunmadığından bahisle o çağlar geri çağ olarak anlatılır.
Peki teknoloji ve bilgi yoksa bu piramitlerin nasıl yapıldığını bir
açıklasak da biz de öğrensek.
Teknoloji yoksa Hz. Nuh, yanında çok az bir insanla Dünyada yaşayan tüm
canlılardan ikişer adet sıvabilecek ve Dünya sulara gömüldüğünde suda
yüzecek, her türlü fırtınaya ve dalgalara dayanabilen bir gemiyi nasıl
yaptı?... Bu gemiyi bulmadaki maksat acaba o günün teknolojisini öğrenmek
ve kopya çekmek için mi!...
Bu gün büyük gemiler yapıyoruz diye övünüyoruz. 18-19 ve 20 nci yüzyıl
içinde deneme yanılma yoluyla gemiler yaptık. Daha yakın bir zamanda
dünyanın en büyük gemisi yapıldı diyerek görkem ve ihtişamla reklamı
yapılan Titanic gemisinin faciasını halen unutamadık. Titanicle beraber
gemide uzmanlaşıldı ama geçmiş halen yakalanamadı.
Bugünün teknolojisi insanoğlunu rahatlığa erdiriyor. Rahatlıksa
insanoğluna lazım olan bilgilerin unutulmasına sebep oluyor. Bunun tanımı
bence cahillik. Her yeni teknoloji eskilerin lazım olmaz düşüncesiyle
bilgi ve öğretilerin kaybolmasına sebep oluyor. Yakın zamandan bir örnek
verelim. Elektrik yoktu. Buzdolabı yoktu. ama bizim dedelerimiz eti de
saklıyorlardı, Aylarca bu et kokmadan bekletiliyordu. Kışın yağan karı da
saklıyorlar, yazın çıkartılarak ihtiyaç gideriliyordu.
Sebze, meyveler, kavun karpuzlar da saklanıyor mevsimi geçtikten sonra
lazım olunca saklanan yerden çıkarılıp kullanılıyordu? Peki nasıl
saklandığını hangimiz biliyor. Bilenlerse yavaş yavaş ölmeye ve tecrübeyle
elde edilen bilgiler kaybolmaya başladı.
Soruyorum, uzun süre değil sadece bir hafta elektrikler kesilse ne
yapacaksınız? Peki bu bir ay ve bir kaç ay uzasa ne yapacaksınız. Buna
hazırlıklı mısınız?..
20nci yüzyılda elektriksiz mi kalınır?!., diyecek olursanız el cevap: Bir
savaş çıksa, düşman uçakları gelip enerji tesislerini bombalasa, halimiz
ne olur? Olmayacağını garanti edebilir misiniz?. 20 yüzyılın teknolojisi
bizim hayatta sağ kalmamızı sağlayabilir mi?..
Eskiden aydınlanmayı atalarımız idare denilen lamba ile, sonradan da gaz
lambası ile gideriyorlardı. Şimdi her eve elektrik geldi. Bir çoğumuz
bunları bilmeyiz ve hatırlamayız. Lazım olmasa bile bunları bilmek bilgi
değil mi? Lüzumsuz konular mı?..
Mevcut olan tüm teknolojiyi yarın herhangi bir sebeple kullanamayacak
olursak, yaşamak ve hayatta kalmak için bir bilgimiz ve hazırlığımız var
mı?..
Yüzyıllar öncesi hayatları öğrenmeye çalışırken yakın geçmişimizdeki
yaşamları unuttuğumuzun farkında mıyız?..
Yayınlanma Tarihi:05 Kasım 2004 Sayı: 114
ÇİRKİNLİKLERİ GÜZELLEŞTİRMEK
Güncel olarak hepimizin
hemen hemen her gün karşılaştığı bazı çirkinlikler olduğu gibi bazı
güzelliklerde var ve yaşamımızın birer parçası olmuşlar.
Alıştığımızdan bu çirkinlikler pek göze çarpmıyor. Ancak bu çirkinlikler
alışkın olmayanların gözüne batıyor.
Beypazarı Devlet Hastanesinde buna benzer bazı çirkinlikler, bizim
gözümüze çarpmayan ama alışkın olduğumuz davranışlar olarak karşımızda
duruyor.
Hastanede hastası yatan bir arkadaşımız uyardı ve bir tavsiye sundu. Bu
uyarı bizim de hoşumuza gitti ve yetkililere düzeltilmesi noktasında uyarı
mahiyetinde bu yazıyı yazmayı uygun gördük.
Bizim alışkın oluğumuz, gözümüze pek batmayan ama alışkın olmayanların
gözüne batan bu yanlışlık neydi Hastanede?..
Ziyaretçi olarak hastaneye gittiniz veya telefonla hastanede yatan
hastanızla görüşmek istediniz. Hastanedeki görevlilerin göze çarpan
çirkinliği, hastanede yatan hastaların varlığı unutularak
‘’............................ hastanın refakatçisi, ziyaretçiniz var’’
veya ‘’telefonunuz var’’ şeklinde bağırarak refakatçi çağırılması. Emin
olun benim de hastam yattı, ben bundan pek rahatsızlık duymadım. Ama
rahatsızlık duyanları dinleyince kendilerine hak verdim.
Rahatsızlık duyanların bu konuda bir tavsiyesi var. ‘’Teknoloji ilerledi,
hastaneye bir iki tane telsiz telefon bağlanabilir, gelen telefon elde
götürülerek refakatçi ile görüşme yaptırılabilir, hem bu şekilde hastalar
da rahatsız edilmez.’’ deniyor.
Bence mantıklı bir teklif.
Telefon deyince aklıma geldi. Terörle mücadele günlerinde, sene 1992.
Güneydoğuda 2. nci Komando Tugayı 2. nci Komando Taburunda hem yazıcıyım,
hem de Tabur Karargahının Korumasıyım. Terhisimize az kalmıştı. 6 ay gibi
bir zaman. Askerlerimizin kafasından bir fikir çıktı. ‘Tabura araç
telefonu alalım. Dağın başından da ailelerimizle görüşelim’ diye. Zira üst
bölge dediğimiz yerde sabit telefon vardı. Askerlerimizin çoğu operasyona
gidiyorlar, operasyona gittiklerinde aileleri evlatlarını arıyorlar ve
operasyonda deyince, asker aileleri çocuklarıyla tekrar görüşünceye kadar
huzursuz oluyorlardı. Belki de kafalarına binlerce soru geliyor, çocuğuma
bir şey oldu, bu yüzden çocuğumu telefona çağırmıyorlar şeklinde
düşünceler ortaya çıkıyordu. Telefonlara bakan Haber merkezindeki
askerlerimiz de çok zor durumda kalıyorlardı. Daha buna benzer binlerce
sıkıntı.
Asker arkadaşımızın bu teklifini Komutanlarımıza ilettik. Komutalarımız bu
teklifi olumlu buldu. Önce sırta veya araca monte edilebilecek, dağlara
gittiğimizde ailelerimizle rahat görüşme yapabileceğimiz bir telefon ve
maliyet araştırmasına gittiler. Araştırma sonrası bize maliyetini
bildirdiler ve askerler arasında bu para toplanırsa bu isteğimizin
karşılanabileceğini bildirdiler. Emin olun asker arkadaşlar arasında bu
para iki günde toplandı ve komutanlarımıza teslim edildi. 4 gün sonra da
Taburumuza bahsi geçen telefon geldi ve ilk olarak Haberleşme aracımıza
monte edildi. Askerler olarak belki de T.C. Ordusu içinde ilk defa 1992
yılında dağların başında bile ailelerimizle görüşebileceğimiz bir telsiz
telefonu asker parasıyla alıp 2 nci Komando Taburuna bağışladık. Bizim bu
hareketimiz diğer taburlara da örnek oldu. Bir gün operasyonda idik. Üst
bölgemizden çok çok uzaklarda dağların başında bir yerde. Ailem beni
aramış. Telefonla konuştum. Emin olun o mutluluğu hiç bir şeyle değişmem.
1992 yılının son aylarında Kuzey Irak Operasyonuna katıldığımızda Kuzey
Irak Dağlarının tepesinden bu telefonla ailemle görüştüm. Ailem beni
Türkiye'de biliyorlardı. Kuzey Irakta bilmelerini istemedim. Hem ailem,
hem de ben huzurlu olduk.
Beypazarı Devlet Hastanesine de bir kaç telsiz telefon bağlanabilir. Hatta
personelden veya hasta yakınlarından bile para toplamaya gerek yok. Döner
Sermayeden bu telefonların parası karşılanabilir. Emin olun göze çarpan
bir çirkinlik ortadan kaybolacağı gibi, hastanemiz çağdaş hastane imajı
ile örnek teşkil eder.
Hasta ve hasta yakınlarının psikolojisi çok farklıdır. Hastahane
kurallarına rağmen, hastasını görmek ve konuşmak istemesi, görevlilerle
tartışması o an için gayet olumlu bir davranış olarak ortaya çıkar.
Hastane görevlilerinin bu psikolojiyi iyi anlaması gerekir. Sizce bu tür
davranışları ortadan kaldırmanın yolu, elle taşınan bir telefon değil
mi!?..
Yayınlanma Tarihi:29 Ekim 2004 Sayı: 113
SAKAL, BIYIK, MESELESİ NEREYE TÜKÜRSEK!..
2004 yılı içinde hem
Ramazan ayını, hem de Cumhuriyetin 81 nci kuruluş yıldönümünü birlikte
kutluyoruz. Ramazan Bayramına ise çok az bir zaman kaldı.
Beypazarı'nda Ekonomik sıkıntı çekiliyor, esnaf da iş durgunluğu yoğun.
Beypazarı'nı güzel bir gelecek bekliyor. Piyasada alışverişler durma
noktasında. Bütün bunlara rağmen Beypazarı'nı güzel bir gelecek bekliyor.
Ben umutluyum.
Bu umut insanlarımızda da göze çarpıyor. Turizm hareketi doğrultusunda
onlarca işletme açılmaya başladı. Özellikle Şekerleme sektörü, kendini
geliştirmeye ve fabrikasyon imalata başladılar. En önemlisi de geçmiş
yıllarda Beypazarı para dengesini yöneten, TKİ işçilerinin maaş durumu ve
Karoser Sektörünün kazanımları bugün yok denecek kadar azalmasına rağmen
bu boşluğu doldurma eğiliminde ve azminde olan Beypazarı Kuruculuk sektörü
Beypazarı'nın yüzünü güldürmeye başladı. Beypazarı Kurusu ambalaj içinde
artık Beypazarı dışındaki pazarlara satılmaya başladı. Beypazarı dışındaki
bir çok mağazada Beypazarı kurusunu vitrinlerde görmeye başladık.
Beypazarı'nda üretilen şekerlemelerimizde yavaş yavaş ilçe sınırlarını
aşmaya çalışıyor.
Bu sektörün önünün kesilmemesi amacıyla burada bir uyarıda bulunarak
Şekerleme yapan imalatçılarımızın dikkatini çekmek istiyorum.
Nedense her Ramazan ayında diğer aylarda göstermediğimiz ilgiyi Lokum,
şekerleme, hurma ve pişmaniye türü şekerli mamullere göstererek, Ramazan
ayında daha çok alıp iftar sofralarının iftarlığı olarak bulunduruyoruz.
Ramazanın ilk günlerinde bir bakkal arkadaşın vitrininde ambalajlanmış ve
şekerleme üreticisi bir firmanın etiketi bulunan pişmaniye helvası aldım.
Oruç olduğum için zevkimi iftar vaktine sakladım. İftar vakti girince
baklava şeklindeki pişmaniye helvasından bir iki tanesini mideye indirdim.
Tabii ki bütün olarak. Çocuklarımız da yemek istediler. Yaşları küçük
olduğu için helvayı bölerek çocuklara vermek istedim. Ancak ne göreyim.
Helvanın tam ortasından bir fare boku çıktı. Büyük bir zevkle yediğim
Helva midemden çıkmak için rahatsızlık vermeye başladı. Bir daha bu
helvayı bu güne kadar ağzıma koyamadım. Oysa çok sevdiğim bir şeydi.
Özellikle Mudurnu tarafından gelenlere bu helvadan sipariş verip
getirtirdim. Beypazarı'nda da benzeri imal edilmeye başlanınca sevindim.
İnşaallah Beypazarı helvası olarak Mudurnu helvası gibi isim yapar. Ama
lütfen imalathanelerinize bir çeki düzen verin. Bu fare boku lokum’un
içine nereden girdi? İmalathanelerinizde fareler cirit mi atıyor? Un
çuvallarınızı farelerden uzak tutun.
Gıda denetimleri ilçe tarım müdürlüklerine devredilmiş. Bu durumu İlçe
Tarım Müdürüne bildirdim. Ancak onlarında ellerinde tam yetki yokmuş. 15
günde bir Ankara’dan gelip denetleme yapıyorlarmış. İnsan sağlığının bu
kadar önemsenmemesini bir türlü anlayamıyorum. Hadi insan sağlığını
düşünmüyorsunuz. Ürününüzün satılması sizin için önemsiz bir mesele mi?
Yayınlanma Tarihi:15 Ekim 2004 Sayı: 112
BEYPAZARI TOPRAĞINDAN ÇÖMLEK YAPACAĞIZ
Beypazarı kopamadığımız,
kendimizden kopartamadığımız bir yer.
İçinde yaşadığımız bir çok olumsuz hadiselerden sonra defalarca bu
şehirden kaçmak, kurtulmak ve uzaklaşmak istememize rağmen, sanki kilitle
ve zencirle bağlanmışız gibi kaçamadığımız, kopamadığımız bir yer
Beypazarı.
Bizi buraya bağlayan bir şeyler var. Bizi kopartmayan bir bağ var.
İş mi; hayır, aile mi; hayır, çevre mi; hayır. Peki nedir bu bağ!?..
Emin olun bende bu bağı bulamadım ve çözemedim. Belki çözebilseydim bugün
Beypazarı dışında bulurdum kendimi.
Galiba olumsuzluklarla mücadele etmek hoşuma gidiyor da ondan. Belki de
Beypazarı'nda bir görevle görevlendirildikte ondan kopamayışımız. Bu
görevi ifa ediyor muyuz, yoksa gelecekte mi ifa edeceğiz bunu bende
bilmiyorum.
İnsanların fesat bakışlarından, dedikodularından hoşlanmıyorum. Olmamış
bir hadiseyi olmuş gibi yorumlamalarından hoşlanmıyorum. İnsanlara iftira
edilmesinden hoşlanmıyorum. Aşırı siyaset güdülmesinden hoşlanmıyorum.
İnsanların kutuplara bölünmesinden hoşlanmıyorum. Komşunun komşuyu
çekememesinden hoşlanmıyorum.
Yükselen insanların arkasından çekilmesinden ve aşağıya düşürme
davranışlarından hoşlanmıyorum. Hedef seçilen bir insanın çok çabuk
harcanmasından veya harcanması için çaba gösterilmesinden ve bu amaçla
eylem ve fiil gerçekleştirilmesinden hoşlanmıyorum. İnsanı kötülemek için
her ortamın fırsat bilinmesinden hoşlanmıyorum. Dost gözüken insanların,
aslında dost olmadıklarını bilmekten hoşlanmıyorum. Yanında yer alan
insanların seni satmalarından hoşlanmıyorum. Yanındayım diyen insanların
seni arkandan hançerlemelerinden hoşlanmıyorum.
Mert, delikanlı insanlar arıyorum. Düşmanımın bile mert ve delikanlısını
ararım. Dost gözükenlerde bulunmayan mertliği, düşmanlarımda nasıl bulurum
ki...
Beypazarı’nda bir insan hakkında kötü diye fiskos gazeteleri duyuru
yapmışsa, o insan melekte olsa kötüdür, her kes o insandan kaçar, ondan
uzak durmaya gayret sarfeder. Başkalarının da kötü bilinen insanın yanına
yaklaşmasına engel olma gayret ve çabası emin olun, insanın Beypazarı'ndan
kopması için yeterli bir sebep bence.
Beypazarı’nın en büyük tehlikesi bazı rant gruplarının kendilerince
istenmeyen insanlar hakkında yürüttükleri lobi faaliyeti ki, Beypazarı’nın
geleceğini yok eden bir faaliyet ve tehlike... Nedir bu rant Allah aşkına?
Neyi alıp veremiyorsunuz?, Neyi paylaşamıyorsunuz?.. Hedef seçtiğiniz
insanın sizin gelecek menfeatlerine nasıl bir darbe vuracağını
sanıyorsunuz?.., iftiralara varan yıkım hareketine giriyorsunuz. Kim bu
kötülediğiniz insanlar? Kim bu iftira ettiğiniz insanlar? Bir insanı
öldüren bütün insanlığı öldürmüş gibidir, bir insanı dirilten tüm
insanlığı diriltmiş gibidir. Siz de hiç vicdan yok mu?..
Siz de hiç Allah korkusu yok mu?..
Sizin gibilerin gizli yüzünü pazara sunmak için Beypazarı’ndan kopamıyoruz.
Sizin lobi faaliyetinize inanan ve kandırdığınız insanlar, er geç sizin
gerçek yüzünüzü görecekler. İşte bunun için Beypazarı'ndan kopamıyoruz. Er
geç Beypazarı halkı sizin gibilerin gerçek yüzünü öğrenecek. Merak etmeyin
az kaldı. İşte o zaman siz kaçacaksınız bu Beypazarı’ndan.
Ne var sanki şu güzelim, şirin Beypazarı'mızda el ele, gönül gönüle, iç
içe, muhabbetle birlikte yaşasak. Beypazarı’nı yaşanacak bir şehir yapsak.
Dışardan görünen Beypazarı, içine girince de aynı olsa. İnsanlar içine
girince kaçmak istemese...
Beypazarı toprağından çömlek olmazı değiştirip, çömlek yapsak ve dünya
alame bunun gururuyla övünsek ne olur. Ayrılıklardan kurtulup, birlikten
kuvvet doğursak, kin ve nefretleri bir kenara koysak, insanlar hakkında
suizan değil, hüsni zanda bulunsak, altın kıymetinde olan insanlarımızı
bakır gibi gösterme gayret ve çabasını bir tarafa bıraksak, kendimiz için
istediğimizi, karşımızdakiler içinde isteyebilsek, bir de şu büyü, sihir
gibi işleri bir bırakabilsek ne iyi olur...
Değişim için sizi engelleyen ne Allah aşkına? Bütün Beypazarı’nı size
bıraksak, sizin gibi düşünen insanlara bıraksak, mutlu olabilecek misiniz?..
O zaman da birbirinizi mi yiyeceksiniz?.. Yine mi değişmeyeceksiniz?..
Beypazarı değişiyor, sizlerde değişeceksiniz. Direnmeniz sizin yenilginiz
olacak. Daha vakit var. Fırsat varken kendinizi değiştirin.
Yayın Tarihi:24 Eylül 2004 Sayı: 111
GAZETELERİN SATIŞ ORANLARI ve YENİ YILDIZ
Olumlu Beypazarı
haberlerinin ulusal basında çıkması hepimizi gururlandırıyor. Ulusal Basın
bazen bir haberi sadece bir bölgede basarken bazen Türkiye baskısında
yayınlıyor.
Ulusal Basında Beypazarı ve bölge haberlerimizin çıkması iyi de Beypazarı
insanının % kaçı bu haberleri okuyabiliyorveya bu haberlerin
yayınlandığından bilgi sahibi oluyor?..
Beypazarı açısından bu olayı ele alırsak Beypazarında en çok satan
gazeteler arasında sırasıyla Zaman(454), Posta(218), Tercüman(202),
Sabah(160), Takvim(157), Türkiye(137), Hürriyet(125), Akşam (108),
Star(97), Fotomaç (95), Şok (76), Güneş(70), Bulvar(69), Fanatik (69),
Vakit (68), Yenişafak(64), Milliyet(42), Vatan (22), Anayurt (20),
Cumhuriyet (13), Birgün (12), Sütun (9), Milli Gazete (3), Gün Boyu(1)
gazeteleri gelmekte.
Beypazarında toplam 2222 adet gazete satılmakta. Buda Beypazarında yaşayan
34.000 insan içinde % 7’sinin gazete okuduğunu gösteriyor. Dışarıdan
çalışmak ve gezmek amacıyla Beypazarı’na gelen ve gazete satın alan
insanlarıda düşünürsek bu % oran daha da aşağıya düşmekte. Bunun
nedenlerine girmeyeceğim.
Beypazarı insanının gazete okuma boşluğu mutlaka bir şekilde dolduruluyor.
Beypazarında yaşayan insanlarımızın Gazete okuma ihtiyaçları öncelikli
olarak Yerel Gazete, özellikle de Yeni yıldız Gazetesi tarafından
dolduruluyor.
Yaklaşık 24 çeşit Ulusal Gazetenin Beypazarında toplam satış oranı 2222
adet Gazete. Yeni Yıldız Gazetesi Beypazarı’nda Toplam 1000 adet gazete
ücretsiz dağıtıyor. Beypazarında en çok satan gazetenin % 124 üzerinde bir
sayı.
Gözlemlediğim bir konu; Beypazarı ile ilgili Ulusal Basında bir haber
çıktığında halkımız bu gazeteyi daha çok alıyor. Beypazarı ile ilgili bir
haber olduğunda Beypazarındaki tüm Bayilerde bu gazete yok satıyor. Buda
halkımızın yerel konulara duyarlı olduğunu gösteriyor.
Halkımız yerel konuları öğrenmek istiyor. Bu ihtiyacı gideren gazeteleri
mutlaka takip ediyor. Hangi gazete olursa olsun alıp okuyor.
Bu gerçeği bildiğimiz için Beypazarı halkının bu ihtiyacını Yeni Yıldız
Gazetesi olarak karşılamaya çalışıyoruz. Şuna eminim Beypazarında bu
ihtiyacı karşılayan ikinci bir gazete bulamazsınız. Gazetemizin Gücü işte
buradan geliyor. Halkımızın Yeni Yıldız Gazetesine olan bakışı olumlu.
Bazıları gazetemizi önemsemesede halkımız gazetemizi okuyor ve yerel
konuları gazetemizden takip ediyor. Hatta hatta tüm ilanları gazetemizde
görmek istiyor. Halkımızın taleplerine uygun hareket etmeye ve isteklerini
karşılamaya çalışıyoruz. Halkımızın gördüğünü inşaallah yetkillerimizde
görür. Gazetemizin Beypazarında yaptığı hizmet paydasını, şartlı siyasi
kafaların da bir gün anlayacaklarına eminim.
Günleriniz aydın olsun.
Yayın Tarihi:10 Eylül 2004 Sayı: 110
MİNERAL BÜYÜ
Yeni bir mineral büyü
çağının eşiğindeyiz.
Mineral büyü de nereden çıktı diyeceksiniz.
Bilimsel açıklamalar, eski inanışları aşındırıp çürütmeye başlamışsada,
göz kamaştırıcı mücevherlerin çağlar boyu yerleşiklik kazanmış gelenekleri
bu kez farklı ortamlarda varlığını sürdürür olmuştur. Günümüzde bilimsel
düşünceye karşı, hiç kuşkusuz bilimin modern çevreye büyük zarar verecek
biçimde kötüye kullanılmasından kaynaklanan bir başkaldırı söz konusudur.
Kuşkusuz teknolojinin çok geliştiği modern toplumda, bireyin yalnızlığı ve
yabancılaşma da bir çok insanı eski, mistik inanç sistemlerine
yöneltmektedir. Metalleri alaşımlar, mineraller gibi kristallerin büyüsel
kullanımı yeniden popülerlik kazanmıştır. Eski binyıldan yeni bin yıla
geçilirken, minerallerin koruyucu gücüne duyulan inanç tekrar gündemde.
Yeni kuşaklardan insanlar bir kez daha, süslenme ve toplumsal konum
belirtme gibi amaçlar dışında, kristallere ve taşlara yönelmişlerdir. Yeni
bir ‘’Mineral büyü’’ çaüının eşiğindeyiz.
Değerli yarı değerli ya da olağandışı bazı taşların, bazen az bulunur
oldukları, bazen çok güzel oldukları için, bazen her iki nedenle de,
tılsımlı güçler taşıdıklarına inanılmış; bu tür taşlar, ya uğur
getirsinler diye, ya da kem göze ve uğursuzluklara karşı korusunlar diye
nazarlık olarak kullanılmışlardır. Denilebilir ki, hemen hemen tüm
mücevherler, insan bedeninin koruyucuları olarak ortaya çıkmıştır.
Kuyumculuk sanatının en eski örneklerine bakılacak olursa, yüzükler,
sarkaçlar, gerdanlıklar, bilezikler, halhallar, taçlar ve göğüs takıları,
uğur getirmeleri ve kötü ruhları kovmaları için takılmışlardır insan
bedebine.
Bir zamanlar bir hükümdarın tacını süsleyen pırıltılı değerli taşların
varlık nedeni, yalnızca o hükümdarın yüceliğini ve görkeminin yansıtmak
değil, aynı zamanda onu, kötülük taşıyan her türlü doğaüstü güçten,
bilinmez, anlaşılmaz belalardan korumak olmuştur. Afrika’daki kabile
büyücülerinin muskalarından tutunda, kralların saraylarında kullanılan en
göz alıcı takılara kadar, nerdeyse tüm mücevherler, eski çağların boş
inanışlarına bağlı insanlar tarafından, çok korktukları gizemli ve kötü
güçlerin üstesinden gelmek amacıyla kullanılmıştır.
Taşların koruyucu ve büyülü güçlerine inancın yanına, zamanla, özellikle
mücevher kullanımı konusunda güzellik ve statü kaygıları da eklenmiştir.
Kuyumcu ustasının becerileri geliştikçe, kullandığı teknikler ilerledikçe,
yarattığı mücevherler de giderek birer sanat yapıtına dönüşmüş; böylece
tılsımlı güçlerinden ötürü değil, salt çok güzel göründükleri için
beğenilir, istenilir olmuşlardır. Estetik, boş inancı kovmuş, bedeni
süslemenin, takı ve mücevherlerin eski, boş inançlardan kaynaklanan önemi,
genellikle azalmakla birlikte, şu ya da bu ölçüde günümüzde de sürmektedir.
Kristaller gibi iç simetrisi yüzey düzeninden anlaşılabilen, inorganik
kökenli, katı maddelere anlaşılmaz, gizemli güçler yakıştırılması,
bazılarına şaşırtıcı gelebilir. Oysa, kristallerin insanoğluna çekici
gelmesinin nedeni, yapıları ve görünüşlerinin, biyolojik formların çoğunun
düzenden yoksun yumuşaklığı ile çarpıcı bir karşıtlık içinde olmalarıdır
belki de. Doğanın bir parçası olmalarına karşın, kristallerin geometrik
yüzeyi sanki başka bir dünyaya aittir.
Nerdeyse, başka bir gezegenden geldikleri izlenimini uyandırırlar
insanlarda. Her şeyin her zamankinden daha hızlı değiştiği modern çağda,
kristaller ve kayaçların kalıcılığı, bazılarına bir güvenlik ve rahatlık
duygusu verir.
Taşlar ve kristallerin kendine özgü çekiciliği ve büyü gücünü, kesilip
biçimlendirilmiş bir taşın, kaba, hayvansı kabuğundan soyulduğunda pırıl
pırıl ruhu ortaya çıkan insana benzediği düşüncesiyle açıklayanlar da
vardır. Bir başka açıklama da kesilmiş kristalin, elle dokunulduğunda sert
ve katı, gözle bakıldığında nerdeyse sıvı kadar saydam olma özelliğinden
kaynaklanan ‘’tuhaf’’ bir karşıtlık içermesidir. Bir üçüncü neden ise,
bazı kristallerin, tıpkı bir magnetik alan gibi, kendilerine temas eden
birinin durumunu etkileyebilecek gizli bir güç taşıdıkları düşüncesidir.
Bir taşın değeri, yalnızca güzelliği, az bulunurluğu ve renginden değil,
sertliğinden de kaynaklanır. Taşa ‘’gücünü’’ ve kalıcılığını veren, bu
sertliktir. Mohs ölçeğine göre sertlik derecesi en yüksek taş, elmastır.
(10); Elması sırasıyla yakut ve safir (9); zümrüt, akuamarin ve topaz (8);
lal taşı ve kuvars (7); akik, yeşim ve aytaşı (6-7); hematit (kantaşı),
lapis lazuli (laciverttaşı), opal ve turkuvaz (5-6) malakit (3-4) izler.
Astrologlar, ilk çağlardan bu yana, burçlar kuşağının on iki burcu ile
yeryüzündeki taşlar arasında bağıntılar kurmuşlar, taşların her birinin
kendine özgü koruyucu güçleri olduğuna inanmışlar, onlara olağanüstü
güçler yakıştırmışlardır. Uğur taşların doğum tarihiyle ilişkili olduğu ve
şans ya da sağlık getirdiği yolundaki inanışlar, günümüz toplumlarında da
değişik biçimlerde sürmektedir.
islam Dini de kadınlara Altın takmayı hoş görürken, erkeklere yasaklamış,
erkeklere gümüş takmayı hoş görmüş, bu konu islam bilim adamlarınca
insanların beden ve ruh üzerindeki etkileri üzerinde durularak
açıklanmıştır. Akik taşlı yüzük taşınmasıda islamın müslümanlara bir
tavsiyesi olmuştur.
Günümüzde mücevher taşınırken artık bu inanışlar ön plana çıkmakta, kan
grubuna göre hangi mücevherin taşınması tartışılmakta. Bazı mücevherlerin
insan sağlığına yan etkilerinin olduğu iddia edilmekte.
Mineral büyü artık hayatımızın içinde.
Mücevhersiz kalmayın, sağlıklı kalın.
Yayın Tarihi:20 Ağustos 2004 Sayı: 109
DÜRÜST BAŞKAN MODELİ
Ülkemizde bir çok Belediye
Başkanı gördük.
Gördüğümüz Belediye Başkanları ya siyasi çizgisi doğrultusunda hizmeti ön
plana çıkardılar, ya kendi fikir ve görüşleri doğrultusunda hizmet
yaptılar, ya da tebası ne derse tebasıyla birlikte hizmet yaptılar.
Hep farklı bir Belediye Başkanı görmek istedik. Emin olun bu farkı her
zaman İmam Hatip Mezunu bir Belediye Başkanlarında yakaladık. Adil Yönetim
istedik, bir çok Belediye Başkanında belki adaleti gördük ama şahsa ve
siyasete göre adaletten taviz verildiğini de gördük. Adaletten taviz
vermeyen Belediye Başkanlarının belki tamamının İmam Hatipli Başkanlar
olduğunu hem duyduk, hem de gördük. İcraatlarına şahit olduk. Hizmette
adalet istedik yine bu adaleti İmam Hatipli başkanlarda gördük. Hizmette
halk ile birlikte olunmasını arzu ettik, hizmetlerin halkın ihtiyaçlarına
göre yapılmasını arzu ettik, yine bunu İmam Hatipli Başkanlarda gördük.
Halk içinde hak ile beraber olunmasını arzu ettik yine bunu İmam Hatipli
Başkanlarda gördük. Belediyelerin parasının israf edilmemesini istedik,
yine bunu İmam Hatipli Başkanlarda gördük. Milletin düşüncesinin iktidara
taşınmasını istedik, siyasi düşüncenin ve parti rozetinin koltuğa
oturullunca bırakılmasını ve herkesin başkanı olunmasını istedik yine bunu
İmam Hatipli Başkanlarda gördük. Rozetimi çıkarttım diyen nice başkanları
gördük, yakasından rozetini çıkartmasına rağmen siyasi kimliğinden ve
hizmetlerde siyasette ayrımcılıktan vazgeçmediğini gördük. Onlar için her
zaman kendi siyasi görüşü dışındakilerin hizmet verilmeyecek veya onlara
belediyeden iş verilmeyecek kişiler olarak kara listelerine alınması
davranışlarını ve fikirlerinin bu şekilde icraata konulduğunu gördük.
Belediyenin ve yerel hizmetlerdeki imkansızlıklarına rağmen az maliyetle
hizmet yapılmasını, tekeden süt çıkartılmasını az zamanda çok iş
yapılmasını, kaliteli ama düşük maliyetle işlerin kısa zamanda
bitirilmesini istedik yine bunları İmam Hatipli Başkanlarda görebildik.
Belediye Başkanlarının şehrin emini olmalarını istedik, yine bunu İmam
Hatipli Başkanlarda görebildik.
Belediyenin sahibinin halk olduğunu, seçilen insanın seçildiğinde
belediyenin sahibi gibi olmaması ve davranmaması gerektiğini söyledik ama
maalesef İmam Hatipli Başkanların dışındakilerin çoğu seçildiklerinde
kendilerini halkın üzerinde gördüler ve halka tepeden bakmaya başladılar.
İnsanlar arasına çizgi koydular. Adamına göre muamele yapmaya başladılar.
Adaletli olmanın terazi dengesini kaçırdılar, dengeyi kendi kafalarına
göre kurdular.
Binlerce örnek getirilebilir.
Peki İmam Hatipli olmanın özelliği nedir de İmam Hatipli başkanlar diğer
başkanlardan farklı olabiliyorlar.
Tabii azınlıkta bazı İmam Hatipli başkanlarda diğer başkanlar gibi.
Genellemeye vurulduğunda çok azınlıkta kalmakta. Ama Yüzdelik dilimin
90-95 'lere varan kısmı arzuladığımız başkan modelini icraata döken
başkanlar olarak karşımıza çıkıyor. Hiç düşündük mü bu fark neden
kaynaklanıyor diye?...
Belediyelik tecrübesi olmayan İmam Hatipli Başkanlar, tecrübesi olan
Belediye Başkanlarından daha iyi yönetiyorlar Belediyeleri. Acaba
sebepleri neler?..
Kısa bir kıssa anlatalım. İmamı Azam Ebu Hanife çocuktur. Hocası sınıfta
talebeleri imtihan etmek ister. Her talebenin eline bir tavuk verir ve
çocuklar bu tavukları kimsenin görmediği bir yerde kesin gelin der.
Çocuklar giderler biri karanlık bir yerde, biri kuytu bir yerde, biri
çukurda, biri bodrum gibi yerlerde, biri ıssız bir bölgede tavukları keser
gelirler. Sadece talebelerden bir kişi gelmemiştir. Akşam geç saate kadar
Ebu Hanife’yi beklerler. Ebu hanife geç saatlerde sınıfa ağlayarak girer.
Hocasının verdiği görevi yapamamanın üzüntüsü içinde ağlamaktadır. Hoca
kızgın bir şekilde bütün arkadaşlarının görevi yaptığını söyleyerek bir
tavuğu kesecek bir yer bulamadınmı diye sorar. Ebu Hanife hocam bulamadım.
İnsanların görmediği çok yer buldum ama her yerde Allah vardı. O görüyordu,
bu nedenle sizin verdiğiniz görevi yapamadım’’ der.
İkinci bir kıssa; yine İmam-ı Azam Ebu hanefinin babası dere kenarında
giderken dereden akıp gelmekte olan bir elmayı alır ve ısırır. Hemen
aklına gelir. Ya bu elmanın sahibi hakkını helal etmezse diye. Elinde elma,
düştüğü ağacı aramaya başlar. Elma ağacını bulunca tarla sahibini arar ve
bulunca, Isırdığı elmadan dolayı helallık ister. İleride kayınpederi
olacak mübarek zat ‘bu delikanlı iyi birine benziyor, şunu bir imtihan
edeyim’ diyerek ısırdığı elmadan dolayı şartlı olarak helal edeceğini
söyler. Şartın birisi karın tokluğuna kendisine hizmet edeceğini bu
hizmetten sonra ikinci bir şartının olduğunu söyler. Ebu Hanefinin babası
yeterki hakkını helal et, kölende olurum der ve hizmet etmeye başlar.
Yıllarca hizmet ettikten sonra süre dolunca Mübarek zat ikinci şartını
söyler. Bir kızı vardır. Onunla evlenmesini şart koşar. Kızının gözü kör,
topal, eli sakat, kulağı sağır, dilsiz vb. olduğunu söyler. Ebu hanefinin
babası ısırdığı elmadan dolayı ihtiyarın hakkını helal etmesi için bu
kızla evlenmeyi kabul eder. Düğün dernek kurulur, gerdek gecesi Ebu
hanefinin babasını kızın odasına koyarlar. Bir de ne görsün. Kızda bahsi
geçen hiç bir emmare yok. Dünya güzeli bir kız. Herşeyi sapa sağlam. Hemen
odadan dışarı fırlar ve ihtiyarın yanına kadar koşar. Ben bu kızı kabul
edemem. Ben gözü kör, topal, dilsiz, sağır bir kız için söz vermiştim
deyince mübarek ihtiyar, ‘git oğlum o senin helalindir. Kızım’ın gözü kör;
harama bakmaz, eli sakat; harama el uzatmaz, ayağı topal; harama gitmez,
dilsiz; haram ve kötü söz söylemez, haram lokma yemez, kulağı sağır; kötü
söz ve haram söze kulakları kapalıdır. Git oğlum o senin helalindir’ der.
Bu evlilikten bir çocuk dünyaya gelir ve bizim mezhep imamımız İmamı Azam
Ebu Hanife’dir.
İşte işin sırrı burada. Neden İmam Hatipli başkanlar farklı işin sırrı
burada. Bu eğitimi alan başkanlar bu dünyanın bir de yarını, yarında
ahiretin olduğunu, her şeyin bir sonu olduğunu ve o sonda Allah olduğunu
çok iyi biliyorlarda ondan. İki günü birbirine müsavi olan aldanmıştır
öğretisi içinde daha çok çalışıyorlar ve herşeyi hak ve adalet ölçüleri
içinde yapmaya çalışıyorlar. Belki hata ve eksiklikleri olabilir. Oda
yerel imkanlar ve imkansızlıklar ve tecrübesizlikten kaynaklanabilir.
İşte Beypazarında böyle bir başkan modeli gözümüze çarpıyor. Kırbaşı
Beldesi Belediye Başkanı Cengiz Yılmaz. Bölgemizde yeni bir Belediyecilik
anlayışının genç, tecrübesiz ama aranan başkan özelliklerini üzerinde
taşıyan bir başkan. Oda İmam Hatipli bir başkan. Aynı Başbakan Recep
Tayyip Erdoğan gibi. İnşaallah değişim göstermez. İnsan ya olduğu gibi
görünmeli, yada göründüğü gibi olmalı.
Ama o koltuklarda ne varsa bilmiyorum. Bazı insanlar değişiveriyorlar.
Halkla beraber olmaktan uzaklaşıveriyorlar. Halkın gerçeklerinden
uzaklaşıp halkına yabancı oluveriyorlar.
Bize düşen görev; değişenleri değiştirmektir. Demokrasinin gereği budur.
Yoksa başımıza zalim bir başkan seçmiş oluruz.
Sevgi ve muhabbetle kalın.
Yayın Tarihi:13 Ağustos 2004 Sayı: 108
SEVGİLİ İLE SEVGİLİ OLUN
Sevgi nedir bilirmiyiz.?..
Sevginin gereğini yerine getirebildikmi?..
Sevgili ile sevgili olabildik mi?..
Sevmek nedir, seven kimdir, sevilmek nedir!?..
Bu kavranların ne olduğu konusunda ne düşündünüz?..
Hiç tadına baktınız mı?
Koklanan bir şey mi, tadına bakılan bir şey mi?
Büyüklenenler neden sevilmez de, büyükleri severiz.
Büyüklenenleri aşağıların da aşağısına sokarızda, neden büyüklerin
ellerinden öperiz, ona saygıda kusur etmeyiz. Bize bu ayrımı hangi duygu
vermektedir. Sevgi bize neden kendinizi büyük görmeyin tavsiyesini sunuyor.
Hatta daha da ilerisinde ‘’Kendinizi büyük görmeyin, zira sizden büyük
Allah var’’ emrinin altındaki ana ilkede O’na giden bir yol mu sevgi?..
Yoksa O’ndan alınan bir terbiye mi sevgi?..
Hepinizi sevgi’yi düşünmeye davet ediyorum. Seviyoruz. Kimi, niçin, neden.
Bu sorulara doğru cevap verebilirsek sevgi yolunda doğru yoldayız.
Sevgisi olanlar ve sevgi kazananlar!.. Bu sevgiyi kaybetmeyin. Sevgi bir
değerdir. Size verilen bir değer varsa bir hiç uğruna, menfeatleriniz
uğruna, egolarınız uğruna yitirmeyin. Dün sevilenler, bugün
sevilmeyebiliyor. Hatalı kim hiç düşündünüz mü?...
Sevgi verilenler sevgiyle büyürler. Büyüklerinde ellerinden öpülür.
Sevgisiz olanlar küçülürler, gözden düşerler. Sevgi verin ki sevgiyle
yeşerin. Sevildiğiniz bilin ve sevildiğiniz yerde kalın. Sevilmediğiniz
yere gitmeyin ki küçülmeyin. Sevgi dünyadaki hazinelerin de üzerinde bir
hazinedir. Size bağışlanan hazinelerin kıymetini bilin.
Hazinelerinde üstündeki sevgiyi yok etme mücadelesi içine girmeyin. Bazı
sevgiler vardır ve bazı kişilerin sevgileri vardır ki, bu sevgiyi elde
etmek için tüm servetin harcanması gerekebilir. Eğer hiç bir servet
harcamadan sevgi kazanabilmişseniz, şükredin ve hata etmeyin, sevgi sunana
sevgili olun. O sevgi ile yaşayın ve sahibine sevgili olun. Her insan
ettiğinin ve ektiğinin karşılığını mutlaka görecektir.
Yayın Tarihi:06 Ağustos 2004 Sayı: 107
GAZETEMİZİN YAYIN AKIŞI HIZLANDI
Bölge gazetemiz Yeni Yıldız,
yeni yayın döneminde daha yoğun ve daha etkin yayın politikası izleyecek.
Bölgemizdeki her olay ve haberi yakın izlemeye alan gazetemiz
okuyucularına bölgesel haberlerde 1 numara olduğunu ve okuyucunun ikinci
bir gazete okuma ihtiyacı olmadığını yayın politikası ile kanıtlayacak.
Her zaman iddialı olduk. Gazetecilikte amatör düşünmedik, hep profesyonel
düşündük ve profesyonel olduk. Profesyonel olmanın gereğinide bugüne kadar
ki yayın politikamızla yerine getirdik. Haber akışında,
Güvenlik güçlerimiz maalesef olan hadiseleri bize bildirmemektedirler.
Buna rağmen istihbaratımız sayesinde bize bildirilmeyen olaylara hızlı bir
şekilde ulaşıp, yine de olayın doğruluğu açısından güvenlik güçlerimize
olay hakkında bilgi sorulmaktadır. Bu güne kadar yanlış haber girmedik,
sadece bilgi eksik bir iki haber girdik. Ulusal basın gibi düşünmedik,
Ulusal Basın’ın da ilerisinde düşündük. Olayları derinlemesine aktardık.
Haberleri kısa kesmedik, haberin özünü tamamen vermeye çalıştık, detaylara
girdik. Bölgemizde Ulusal Basın’a da haber akışını biz sağladık. Bölgesel
haberler, gazetemiz haftalık olmasına rağmen ulusal basınla aynı günlerde
yayınlandı. Ulusal Basın’ın yayınlamaya tenezzül etmediği yüzlerce
bölgesel haberi okuyucular sadece bizim gazetemizden okuyabildiler. Her
zaman habere bakışımız diğer yerel gazetelerden farklı oldu. Aynı haberin
diziliş ve yayınlanış farkını okuyucularımız hemen farketmişlerdir.
Rakibimiz yok. Bizim ulaştıklarımıza bizi rakip görenlerin hayalleri bile
yetişemez.
Herkes gazete çıkartabilir, her çıkan gazete gazete değildir. Her gazete
çıkartan da gazeteci değildir. ve gazeteci olamaz. Zaten siz kimin
gazeteci olup olmadığını çok iyi biliyorsunuz. Gazetecilik kendini
haberlerde gösterir. Her yerel gazeteye de gazete denilmez. Bölgemizde ve
ilçemizde yüzlerce gazete adında yayın organları çıkabilir. Onlar ancak
olsa olsa fikir veya aktüalite dergiler olabilir. Hatta o sınıfa bile
girmezler. Bizi okumaya ve takip etmeye devam edin.
Biz farklıyız. Dizgimiz farklı, yayınımız farklı, yayın ilkemiz farklı.
Bizim dizgi tekniğimizle yayınladığımız haber ve yazılarımızla 4 sayfa
olarak hazırladığımız gazete, diğer gazeteler tarafından 8-10 sayfaya
sığdırılarak gazete çıkartılmaktadır. Manşetler şişirilmekte, puntolar
büyütülmekte, boşluklar artırılmaktadır. Sadece yerel Gazeteler mi, Ulusal
Basınımızda yerel gazetelerden farklı değil. Oysa, İngiliz ve Fransız
gazeteleri tıpkı bizim gazetemiz gibi. Gazetenin tamamı yazı ve haber dolu.
Resim bulmak neredeyse yok gibi. Oysa ülkemizdeki gazetelerde 4 satır
habere sayfanın yarısını kaplayacak kadar çoklukta o haberle ilgili resim
konularak okuyucunun bilgilendirilmesi engellenmekte. Biz bilgilendirmeye
devam edeceğiz.
Yayın Tarihi:23 Temmuz 2004 Sayı: 105
MARUL ve ISPANAK DA TARLADA SÜRÜLDÜ
Beypazarı Üretici ne
yaparsa yapsın zarardan kurtulamıyor. Zarar eden havucunun yerine
tarlasına ektiği Marul ve Ispanak da para etmedi. Üretici ne yapsın para
etmeyen Ispanak ve Marulu da tarlada bırakarak Tarlasını sürdü.
Bizim üreticimizin üzerinde kara bulutlar dolaşıyor.
Her kes konuşuyor. Ama buna bir çare arayan ve bulan yok.
Ak Parti İlçe Başkanı da geçenlerde yaptığı Basın’ı bilgilendirme, onun
değimiyle Basın İştişare toplantısında bir müjde vermişti, (Beypazarı'nda
krizi çözmek ve sıkıntıyı gidermek için toplantı yapılacakmış) bende
sevinmiştim.
Neden mi sevindim? Esnafım, Çiftçi para kazanırsa benim de kasama para
girecek. Çiftçi çocuğuyum, Annem, babam yıllarca tarlalarda çalıştılar,
Zirai üretimden ekmek yedik. Üreticinin zararı, tüm Beypazarı’nın zararı
da onun için. Çiftçi zarar edip ağlarken esnafta ağlıyor, vatandaşda
ağlıyor.
Havuç para etmedi, zarar...
Ispanak para etmedi zarar..
Marul para etmedi, zarar...
Ne olacak Tarım’a dayalı Beypazarı’nın hali. Çiftçimiz bu zararları kendi
başına nasıl göğüsleyecek.
Yoksa savunma mekanizmamız hemen hazır, bir çok tartışmada söylendiği gibi,
‘çiftçi bu duruma kendi geldi, kendi ipini kendisi kesdimi denecek yine...
Hadi Havucu, ıspanak’ı, marul’u geçtik. Şimdi hasat mevsimi. Ekin arpa
tarlalardan kaldırılıyor. Allah aşkına üreticiye bir sorun, kaça gidiyor
arpanın kilosu?, hiç bundan haberiniz var mı?
Çiftçi buğdayını satmak istiyor, alıcı bulamıyor, Ofisler yeterince alım
yapmayınca Tüccar fırsatı ganimet bilmiş, beli bükük çiftçinin beline bir
darbede o indiriyor.
Arkadaş bu sıkıntılar artık, Ahmet ağanın, Mehmet ağanın sıkıntısı
olmaktan çıktı, toplumsal sorun oldu. Yerel imkanlarla çözülecek bir sorun
değil, bu Hükümetlerin çözeceği bir sorun.
Sesleniyorum, hükümetin temsilcisiyiz diyen Ak Parti İlçe Teşkilatlarına!..
-Ey Ak Partili kardeşlerim neredesiniz?
-Eli nasırlı, toprak kokan, çiftçimizin halini bir görün de acıyın ve
yüzünü güldürün. Sorunları iletin de bir reçete üretilsin. Çiftçimizin
nasırlaşmış ellerinden akan kana ve gözlerinden dökülen yaşa bir merhem
olun da, sizin yeni bir misyon, genç ve dinamik teşkilatlar olarak
kendinizi savunduğunuz, eskileri kötülediğiniz haklı gerçeği bizde görelim.
Yoksa eski particileri aramaya başlayacağız ve onları yine partilerin
başlarına getirip iktidar yapacağız.
Hadi yiğitliğinizi bir görelim, kanayan yaraya bir parmak basın.
Yayın Tarihi:09 Temmuz 2004 Sayı: 104
ÜLKEM ve BİZ
Bizim memleketimiz cennet
cehennem arası bir ülke, gülleri bol olduğu gibi dikenleri de bol ülke,
düz yolları olduğu gibi, eğri ve zikzak yolları da bol ülke. Düzlükleri
olduğu gibi dağları ve yamaçları da bol ülke. Sakin ve durgun suları
olduğu gibi, çırpınan ve deli gibi akan, dalgaları ve selleri bol ülke.
Güneşi bol olduğu gibi, şimşekleri ve dolusu da bol ülke. Yağmuru bol
olduğu gibi kar'ıda bol olan ülke. Delisi olduğu gibi velisi de olan ülke.
Rahmeti olduğu gibi meşakkatide bol olan ülke. Erkeği bol olduğu gibi
kadını da bol ülke!. Mertleri bol olduğu kadar namertleri de bol ülke.
Erkek gibi kadınların, kadın gibi erkeklerin var olduğu ülke.
Misafiri bol olduğu gibi göç vereni de bol ülke.
Kazancı bol olanlar kadar, az kazananların da yaşadığı bir ülke. Ayaz'ıda
bol, sıcağıda bol bizim ülkemizin. Artının karşıtı, eksinin olduğu bir
ülke. Doğruların çok olduğu kadar eğrileri ve yanlışları da bol olan ülke.
Hakkın bol olduğu kadar, batılın da bol olduğu bir ülke. Okuyanın bol
olduğu kadar, cahilinde bol olduğu bir ülke. Zengini çok gördüm ama fakiri
de onlardan çok gördüğüm bir ülke. Benim ülkemde ne ararsan her şey var.
Her şey’in ne olduğunu anlatmaya gerek yok. Sizler erdem sahibi
insanlarsınız. Leb demeden leblebiyi anlayacak ülkemin insanlarısınız.
Kedisi de çok, iti de çok benim memleketimin. Dağda ayısı da çok, domuzu
da çok benim memleketimin. Yılanı da çok, arısı da çok benim memleketimin.
Bizim ülkemizde yaşamak sırat köprüsünden geçmek gibi bir şey.
Eskiden ayılar, domuzlar dağda; yılanlar, çıyanlar yeraltında yaşarlardı.
Bugün ayılarda, domuzlarda, yılanlarda, şehirlere indi. Yalan söylüyorsam
iki gözüm önüme aksın. Gazete sütunlarında haberlerini okuyoruz.
Bal arısı zannettiklerimiz, eşek arısı olmuş haberimiz yok,
bukalemunlaşmış, renk değiştirmiş.
Ayıdan post, rusdan dost olmaz denirdi. Bugün ayıdan post, rusdan dost
oluyor. İngilizin oyunu ile oynanmaz derlerdi, ingilizle oyun oynuyoruz.
Amerika menfeatsiz menfeat vermez, koyun postu kılığında yaklaşır, sonrada
kurtlaşır derlerdi. Bugün koyun koyuna birlikte oluyoruz.
Her şey değişiyor da, bir türlü biz değişemiyoruz. Değişmeyi bir türlü
beceremiyoruz. Yıllardır tanıdıklarımız ve değişmeyeceklerine emin
olduklarımız bile kamuoyuna mesaj veriyorlar, ilan ediyorlar biz değiştik
diye. Birileri takiye derken, birileri de topyekün değişime başlıyor.
Birilerine mesaj olsun diye kurtla koyunu yan yana koyuyorlar.
Zaman ülkeme ayak uydurma zamanı. Ne bu şikayet kardeşim. Her şeyin bu
kadar bol olduğu bir ülkede neden hala dikine gidiyorsunuz. Bırakın bu
inadı da sizde değişime ayak uydurun. Kurtla koyun birlikte olabiliyorsa,
artık sizinde değişim zamanınız geldi. Zaman değişiyor, çağ değişiyor...
Çağa ayak uydurun!..
Zaman değişim zamanı!...
Bu ülkeyi selolar mı kurtaracak, bırak canım sende!.. Herkes cebini
doldururken, herkesin doğru kulu sen misin!.. Bırak senin de cebin dolsun!..
Sende at gözlüğü ile bak dünyaya, bakışın bak nasıl değişecek. Koy
olumsuzlukları bir tarafa, koy dikenleri bir tarafa. Birazda olumlu olmaya
çalış, birazda gülleri gör, artıları gör, çirkinliklere gözünü yum,
güzellikleri gör. Biraz Pollyannacılık oyna. Bu ülke yaşanmaz bir ülke
değil, aksine cennet gibi bir ülke. Boş ver sokaklarda atık toplayanları,
sen plajlarda yüzenleri seyret, açlıktan dilenen insanları görme, lüks
villalarında oturanlar sana el sallıyor. Kardeşim bu toplumda bir yerlerde
olmak istiyorsan zengin ve sınıfı yüksek insanlarla diyalog kur.
Fakirlerle yatıp kalkarsan fakir kalırsın. Sen yükseklere layıksın..
-Haklısın ama, anla be kardeşim, ben münafık olamıyorum.....
Yayın Tarihi:18 Haziran 2004 Sayı: 103
GAZETECİDE ONURE OLMAK İSTER
Gazetemizin geçen sayısında
Beypazarı Tarım Haberi, sulama, Turizm ve Ticaret ile ilgili haberlere
geniş yer vermiştik.
Oldukça yoğun tebrik ve takdir aldık. Anladık ki doğru yoldayız.
Vatandaşlarımızın bir çok konuda duyarsız olduklarını zannederdim. Oysa
kendileri ile ilgili konular olunca nasıl duyarlı olduklarını gördüm.
Beypazarı ilçe merkezine 1000 adet gazete dağıtım yapıyoruz. Bugüne kadar
bir çok haber yayınladık, ilginç konularda yazılar girdik, hiç bu güne
kadar vatandaşlardan olumlu veya olumsuz bir tepki almamıştık. Artık
gazetemiz okunmuyor galiba diye düşünmeye başlamıştık. ama yanılmışız.
Gazetemiz okunuyormuş, hatta iç sayfalardaki şiirler bile okunuyormuş, 8
punto ilanlar bile okunuyormuş. Gazetemiz satır satır okunuyormuş. Bizi
yanıltan bu güne kadar olumlu veya olumsuz bir tepkinin gelmemesi oldu.
Bir gazete emek ister, bilgi ister, birikim ister, zaman ister. Okuduğunuz
hiç bir gazete kolayca çıkıvermiyor. Gazete gibi çıkan gazetecikler
müstesna.
Elinizde okuduğunuz gazete bir birikimin, bir emeğin, bir sermayenin,
enerjinin, insan gücünün ürünü. Önce haberler toplanıyor, Gazeteye ilgi
duyanların yazı ve şiirleri ulaşıyor, bu hafta köşe yazısında ne
yazılacağının kararı veriliyor, Günlük basının manşet olarak
nitelendirdiği, bizim gazetemizde ise Bölgesel gündem’in ne olması
gerektiği gelen haberlerden seçiliyor. Yerel Gazete çıkartmak çok zor.
Yerel Gazetecilik yapanlar bu konuyu çok iyi bilir. Zorluklar ne zaman
unutulur bilirmisiniz... Size gazetenin maliyetini çıkaracak bir ilan veya
reklam geldiğinde. İlan veya Reklam gelmesede gazeteyi çıkartmak
zorundasınız. Buda sermaye gücü demektir. Okuyucuya zamanında ulaşmalı
gazeteniz. Bazen gecikmeli çıktığınız günlerde olur. Ya haber haber
sıkıntınız vardır. Yada bölgesel gündemi yakalayamamışsınızdır birinci
sayfadan o konuda haber arayışına çıkarsınız. Daha sonra kelime kelime
Bilgisayarda dizgi yapar cümleleri vatandaşın anlayacağı şekilde yazmaya
başlarsınız. Dizgi biter, printırdan çıktı derken montaja geçersiniz.
Montaj biter Ofset baskı için kalıp hazırlanır. Ve matbaada baskıya girer.
Gazete basılır basılmasına da kağıt kırma makinanız yoksa basılan bütün
gazeteleri katlamak insan gücüne düşer. Gazete katlanır sıra dağıtım’a
gelir. Dağıtım da ayrı bir emek ister.
Bütün bu aşamalardan geçerek siz okuyucuların eline ulaşır.
Siz nereden bileceksiniz gazetenin bu kadar emek yoğun bir iş olduğunu.
Bir habere kızar veya bir yazıya kızar gazeteyi buruşturup atarsınız.
Sizin için önemli bir şey okumuşsanız dürüp saklarsınız.
İşte bizim okuyucudan beklediğimiz bu kadar emek yoğun işte sizden
birazcık saygı ve onure edilmek. Onure olmak sizlerden gelen olumlu veya
olumsuz tepkiler. Yerel gazeteci için en nemli şey. Bütün yorgunlukları
unutturur. Değer verildiğinin ve önemli bir görev yapmanın hazzını yaşatır.
Bugüne kadar bu konu bizden esirgendi. Geçen haftaki sayımızda bize gelen
olumlu görüşler bizi ne kadar sevindirdi bilemezsiniz.
Demek ki önemli bir görev yapıyormuşuz. Biliyorduk ama şimdi daha iyi
kavradık.
Emeğe saygınız olsun. Bizler basın emekçileriyiz. Emeksiz yemek olmaz.
Gazete bizim herşeyimiz. Para kazanmasakta bu bizim tutkumuz. Sizlerden
fazla bir şey beklemiyoruz. Okuduğunuz yazılarda veya haberlerde olumlu
veya olumsuz tepkilerinizi iletin ki bu işi daha şevkle yapalım. Daha
fazla faydalı ve yararlı olmaya çalışalım. Zaten kimse okumuyor ki adam
sende boşver deyip gazete çıkartmak için gazete çıkartmayalaım.
Hepinize teşekkürler.
Yayın
Tarihi:11 Haziran 2004 Sayı: 102
YURDABAK HASTANEDE
Bugün Ankara’dan bir
telefon geldi. Telefonun ucundaki ses Beypazarı Yoğunpelit Köyünden Şair
Hasan Hüseyin Yurdabak’ın sesiydi.
Yurdabak titrek bir sesle ;
‘’-Kemalciğim Pazartesi günü Gülhanede Ameliyata gireceğim. Kanser teşhisi
koydular. Eğer sağ kalırsam seni Çarşamba günü ararım’’ dedi.
Bir anda böyle bir söz beni uykudan yeni uyanmış bir insan gibi
salaklaştırdı ve şok etti.
Ben Hüseyin Yurdabak’ı Yaşar Şener Hocamın vasıtasıyla tanımış ve çok
sevmiştim.
Sevginin temelinde saygı yatar, sevginin temelinde güven yatar, sevginin
temelinde paylaşma yatar, sevginin temelinde açık gönül ve açık yüreklilik
yatar. Sevgide iki yüzlülük yoktur. Rant ve menfeat beklenmez ve
karşılıklı olur. Her iki taraf ta almak değil verme konusunda yarış içinde
olurlar. Sevgi; saf, arınmış, kirlilikten uzak bir duygu yumağıdır.
Herkesi sevemezsiniz. Herkesle arkadaş olabilirsiniz ama herkesin dost
bildiği çok az sayıda sevdiği insan vardır. Bir çok kişiyi sevmek
istersiniz, gün olur sevmek istediğiniz insanlardaki iki yüzlülüğü görür
onlardan kaçmaya ve uzak durmaya başlarsınız. Sevgi para ile satın
alınamaz. Sevgiyi satın alacak para da yeryüzünde yaratılmamıştır. Sevmek
istediğiniz insanlardaki iki yüzlülükle beraber menfeat ilişkisi ve hep
bana düşüncesi sizin ona olan sevginizi azaltır ve sizi ondan kopartır.
Dünyanın varlık ve idame sebebide sevgi iledir. Sevgili ile sevgili olmak
ve onun sevgisine layık olmak gerekir. Bir insan birini sevebilmişse bu
sevgiyi bilmek ve bu sevgiyi sahiplenmek, bu sevginin kıymetini bilmek
gerekir. Herkes herkesi sevemez. Herkesi seven birileri mutlaka vardır.
Seven birilerini sevmeyenlerde vardır. Sevgide iki kişi arasında
frekansların uyuşması gerekir. Sevgi mıknatıs örneği gibidir. İki ucu
birbirini çekerken diğer uçları iticidir. Sevgi içinde birbirini çeken ve
dostluklarını pekiştiren insanlar olduğu gibi, birbirlerini iten ve
uzaklaştıran insanlarda vardır. İticilik sevginin uzaklaşması ve yok
olması, çekicilik sevginin pekişmesi ve kopmayacak bir bağla bağlanarak
sürekliliğinin devam etmesi demektir.
Elbette her insanın birilerine itici gözüken yapısı olduğu gibi, çeken ve
yaklaştıran özellikleride vardır. Mesela ben herkese çekici gelmeyebilirim.
Birilerine çekici gelirken, birileri için itici olabilirim. Ben bu bağı
kan bağına benzetiyorum. Aynı kan grubu insanların yabancıda olsalar ilk
karşılaşmalarında aralarında yakınlık ve elektriklenme olduğu gerçeğinden
hareketle ilk karşılaşmadaki elektriğin alınıp verilmesindeki anın çok
önemli olduğuna inanıyorum. Zira elektrik voltajının yüksek verilmesi
elektik akımını kopartacağı gibi, az verilmeside elektrik akımının düzenli
gitmemesine ve sinyallerin zayıflaması nedeniyle yine bağlantıda bir
kopmanın yaşanması olabileceğine inanıyorum. Kısacası normal düzeyde bir
elektrik akımının her iki kutup arasında sevgide birlikteliği doğurduğuna
inanıyorum.
Menfeat ilişkileri, rant ve paylaşım ilişkilerinde, katma değer
ilişkilerinde de bu elektriğin bir faktörü yok mu!?..
Kısacası herkesi sevemeyiz. Herkesde bizi sevemez. Ama herkese, sevsekde
sevmesekde saygılı olmak zorundayız. Saygılı olduklarımızdan da saygı
beklemek durumundayız. Saygısızlara saygısızlık bizim ahlakımıza sığmaz
ama, onun saygısızlığına devam etmesinin önünde engel olmak için saygısıza
saygısızlık bir görevdir.
Benim çok az sayıda saygı duymadığım insan vardır. Genelde tüm insanlara
saygı duyarım ve saygılıyımdır. Saygıda kusur etmemeye çalışırım. Yanlış
anlamalarda saygısız davrandığım kişiler olabilir. Bu davranış o anki iki
kişi arasındaki elektrik akışının düzenli olmayışından kaynaklanmıştır.
Belki başka yer ve mekanda ve atmosferde bu elektrik akışı normal seyirde
gelecek ve yanlış gibi gözüken ilişki düzelecektir. Düzelebilirde,
düzelmeyebilirde. Bu her iki tarafın yüklendiği ve depoladığı elektrik
yüklenmesine bağlı.
Benim çok az sevebildiğim insan vardır. İşte bu sevdiğim insanlardan
biride H.Hüseyin Yurdabak’tır. İlk görüşmemizden bu güne ikimiz arasındaki
elektrik akımı hep düzenli olmuştur. Bu düzen ona karşı bende sevgi
duygusunu yoğurmuş, saygıda da kusur etmemişimdir. Yaşarken tanıdığım
değerlerden biridir. Bazı insanlar onun değerini ancak ölümünden nice
yıllar sonra anlayacak ve kavrayacaklar. Ben en çok; düşünen, üreten,
ortaya bir eser koyan insanların kaybına üzülürüm. Onların ölümü alemin
ölümü gibidir.
Hüseyin abiyi hayatta iken ve bir değer olduğunu bilerek tanıdığım için
şanslı olduğumu düşünüyorum. Altının kıymetinden sarraf anlar. Oduncu ve
demirci Altın’ın kıymetini ne bilsin. Evet; Yurdabak kendi alanında en
büyük değer. Hiç kimsenin ona değer vermesine ihtiyaç duymaz. O kendi
değerini kendi üzerinde taşıyor. 60 milyon insan içinde nadir bulunacak
değerlerden biri. Gönül altın kıymetindeki değerlerle birlikte olmayı
arzular ve Allah’dan niyazım, değersiz bir taş parçası olsakda, bizleri bu
değerlerin içinde onlara yakın etmesidir.
Allah’a şükürler olsun bana göre değer olan ve Allah’ın sevgili
kullarından olduğuna inandığım veli kullarından olduğunu bildiğim bazı
insanlara bu istek ve arzum nedeniyle rabbim beni yakın kıldı. Onların
makamlarında oturmayı ve sohbet etmeyi ve onların ellerinden öpmeyi ve
dualarını almayı bana nasip kıldı. Belki kimseye bu kadar fazla sayıda
mübarekle beraber olmak nasip olmamıştır. Yurdabak o mübareklerden biri
değil!?.. ama onlar kadar sevdiğim ve değer verdiğim bir değer.
Allah şifa versin. Sağlık sıhhat ve afiyet versin.
Yayın Tarihi.03 Haziran 2004 Sayı: 101
YANLIŞLAR İÇİNDE DOĞRUYU BULMAK
Her zaman dile getirdiğim
bir konuyu bir daha dile getirmek istiyorum.
Doğru, yanlışların yoğun olduğu yerde yanlıştır.
Hak doğru, doğrucuların olduğu yerde de yanlıştır. İnsanları inandıkları
doğrulardan alıkoyamazsınız. Bu doğrular yanlışta olsa insan bu yanlışı
doğru olarak bilmiş ve öğrenmişse hak doğrular bu insanların yanında
yanlıştır. Hak doğruyu bu insanlara anlatmak ve inandırmak, deveye hendek
atlatmaktan zordur. Sizi inançsızlıkla, doğrulara yaklaşmamakla suçlamak
gibi, ‘senin inancın sana, benim inancım’ bana diyerek doğruları öğrenme
ve inanma yolları da tıkanır. İnsanlarımızın kafalarında doğru olarak
bildikleri o kadar çok yanlış var ki, insanımız bu yanlışlara doğru olarak
inanmış ve bu yanlışlar kendilerinde kutsal bir değer kazanmış. İşte
toplumumuzun içinde bulunduğu en büyük sorun bence bu.
Şimdi Beypazarı’nda gördüğüm iki büyük yanlışı yazacağım ve yazdığım
içinde suçlanacağım. Oysa bu yazdıklarımın Beypazarı toplumu için ne kadar
önemli olduğunu yıllar sonra hepimiz kavrayacağız.
Beypazarı tarım şehri. İlçede yaşamını sürdüren halkın % 70’i yaşamını bu
sektörden sağlamakta. En büyük kazanç kapıları da Havuç üretimi. İlçedeki
kazancın % 50’si Havuç üretiminden sağlanmakta. Amele buradan ekmek
yemekte, çocuklarını yetiştirip büyütmekte, okutmakta, ev geçimini ve
masraflarını karşılamakta.
Üreticide tarlasının % 80’nine Havuç ekmekte ve hayatını bu şekilde idame
ettirmekte.
Havuç’un para etmediği iki yıldır hep şikayet konusu. Havuç para etmeyince
tarlada çalışacak işçi sayısı azalmakta, üreticinin cebine az para
girmekte, giren parada ancak masrafları karşılamakta.... Tarlada çalışan
insanımız tüm sosyal haklardan mahrum olarak çalışmakta. Sigortasız
yüzlerce tarla işçimiz karın tokluğuna çalışarak eline geçen asgari
ücretin de altında paraya şükretmekte. Üretici Beypazarı Merkezde yaşayan
insanları tarlada çalışmaya götürmemek veya daha az ücret verebilmek için
Doğudan daha düşük ücretle işçi getirmekte ve ayakta kalmanın çarelerini
bu yolla bulmakta. Doğu kökenli vatandaşlarımız için Beypazarı Türklerin
Almanya'sı gibi oldu. Beypazarı da Doğuluların Almanya'sı gibi. Bir ailede
en az beş kişi çalışıyor. Bir ailede 20 çalışanın olduğunu duyuyoruz. Bu
insanlarımız mevsimlik işçiler gibi. Sosyal hak aramıyorlar. Yaşam
standardları düşük çadırlarda ve evlerde toplu yaşıyorlar. Ama haneye
toplu para giriyor. Bu giren paradan dolayı Beypazarı'nda çalışmaktan
memnunlar ve hatta Beypazarı'nda ikamet etmenin yollarını arıyorlar.
Yüzlercesi de Beypazarı’na yerleşmiş durumda.
Beypazarı'nda yerleşik olarak yaşayan Beypazarı köylerinden veya yakın
ilçelerden gelip Beypazarı'nda yıllardır yaşamlarını sürdüren insanlarımız
artık tarlalarda iş bulamaz duruma gelmek üzere.
Bu gidişat sosyal gelir dengesini sarsacak ve Beypazarı'nda sosyal
olayların artmasına zemin hazırlayacak bir sürece götürüyor. Son yıllarda
artan kapı kapı dolaşıp dilenen insanlar, bunun başlangıç belirtileri.
Çoğumuzun artık görmeye aşina olduğumuz pazar atıklarını toplayan
insanların yaşadığı bir kent haline dönüşüyoruz.
Beypazarı aşırı zengin ve çok fakir insanların yaşadığı bir kent durumunda.
Bali, tiner ve uyuşturucu kullanım oranı hızla artmaya başlamış. En az
olayın işlendiği kent olma özelliğini yavaş yavaş kaybetmek üzereyiz.
İstatistikler belki kişi başına düşen milli gelirin 2600 dolar olduğunu
gösteriyor ama sosyal yaşam bunun tersini söylüyor. Beypazarı'nda, cebinde
parası olmayan, ekmeğe muhtaç insanları görmeye başladık.
Alkol tüketimi gün geçtikçe artıyor. SYDVakfından yardım talep edenlerin
sayısı gün geçtikçe artıyor. Vakıf hacet kapısı gibi. Aşevleri desen öyle.
İnsanlar yardıma muhtaç halde yaşam sürdürüyor. Bu fuhuşun ve diğer sosyal
olayların artması demektir. İntiharlar, cinayetler kapımızda bekler gibi.
Artık Beypazarı eski Beypazarı değil. Beypazarı çok değişti. Tersine
çevirmek de artık mümkün gözükmüyor.
İkinci yanlışlığa gelince. Havuç para etmiyor dedik. Üretici ve
çiftçilerle ilgili iki kuruluş ilçede göze çarpıyor. Biri Bostancılar
Odası olarak bildiğimiz Kooperatif, diğeri ise Ziraat Odası.
Bu iki kurum’un görevini ben öğrenemedim. Çiftçi can çekişiyor ama...
Kurumun biri İstanbul haline nakliye için sıra yapıyor, üreticiye laylon
ve ip satıyor, diğer kurum ise Ticaret Odası gibi Ticaret yapıyor.
Çiftçiye tohum, ilaç, gübre satıyor.
Biri çıksın, lütfen bu kurumların kuruluş amaçlarını anlatsın...
Yayın
Tarihi:28 Mayıs 2004 Sayı: 100
GAZETEMİZ ÖNCE BÖLGEMİZ İNSANI İÇİN
Yıllardır Bölgede
gazetecilik yapıyor ve gazete çıkarıyoruz. Gazetemiz Ulusal değil Yerel
Basın’dır. Öncelikle Bölge halkımızın bilgilendirilmesi amacını
taşımaktadır.
Bugüne kadar yayın alanımızdaki tüm yerel yönetimlerin hangi haberi olursa
olsun yayınlamama gibi bir düşüncemiz olmadı. Bize ulaşan veya bizim
ulaştığımız her haber gazetemizde yayınlandı. Hiç bir faaliyeti haber
yapmamazlık gibi bir düşünceye sahip olmadık.
Gazetemiz bölgemizde yayınlanan tüm gazeteler arasında kendi insanlarına
ulaşma konusunda en fazla sayıda ve en etkin biçimde ulaşmış ve yerel
yönetimlerin haberlerini halkımız daha yakından öğrenmiş ve takip
edebilmiştir. Bu konuda halkımıza yerel yönetimlerin faaliyetlerini
duyurma konusunda en etkin görev yaptığımız inancındayız.
Gazetenin çıkması için bizim yerel yönetimlerin faaliyet haberlerine
ihtiyacımız olduğundan değil, halkımızın yerel yönetim faaliyetlerini
öğrenmeleri için yayınlamış olduğumuzu halkımızın bilmesinde fayda
görüyoruz.
Gazete olarak bu sayıdan itibaren bir karar almış durumdayız.
Yerel yönetimlerin faaliyetleri o kurumların reklamı mahiyetinde
olduğundan, seçmenlerine çalışmalarını duyurabilme faaliyeti olduğundan
dolayı, bu sayıdan itibaren karşılığını alamadığımız hiç bir yerel yönetim
faaliyetini haber olarak yayınlamayacağız. Milli Eğitim, Kaymakamlık, Özel
İdare gibi kurumlar hariç.
Zira bugüne kadar bazı yerel yönetimler tarafından gazetemiz muhatap
alınmamaya çalışılmakta.
Bölgemizde Gazetemiz Basın İlan Kanunu ve Basın Mevzuatı gereğince Resmi
ilan alma hakkına sahip iki gazeteden biridir. Bu konuda Basın İlan Kurumu
ve Valilik nezdinde yazışmalarımız yapılmıştır ve yapılmaya da devam
edilecektir. Buna rağmen halen yerel yönetimler mevzuata aykırı olarak
resmi ilan alma hakkına sahip olmayan gazetelerde ilan yayınlatmaktalar ve
bizim gazetemiz sanki resmi ilan yayınlayamaz anlayışı ile gazetemize
tavır takınılmaktadır.
Yerel yönetimler kusura bakmasın. Valilik tarafından oluşturulacak kurul
ve denetimlerindeki kararları yerel yönetimlerimizin aleyhine çıkarsa bizi
suçlayarak düşmanca tavır takınmasınlar. Biz kanunun bize verdiği hakkın
iadesini istiyoruz ve kanunun bize verdiği hakkın bize verilmesi için
hakkımızı sonuna kadar arayacağız.
Kanuni hakkımız olduğu halde Resmi ilanları biz yayınlayamıyorsak, ilan
yayınlama hakkı olmayan gazetelerinde ilan yayınlayarak haksız kazanç elde
etmelerinin önünü mutlaka tıkayacağız.
Bazı yerel yönetimler bizi çiğneyerek Yerel yönetim haberlerini direk
gazetelere göndermektedirler. Bu konu bağlı bulunduğumuz Ajansla
görüşülmüş olup, bundan sonra bizim imzamızı taşımayan hiç bir haber,
bizim iznimiz olmadan yayınlanmayacağı konusunda Ajansla anlaşmış
durumdayız. Ulusal Basın’a bölgemizden haber gönderen diğer
arkadaşlarımızda bizimle aynı görüşü paylaşmışlar ve yeniden Bölgemizde
Gazeteciler birlikteliğini oluşturmuş durumdayız. Diğer arkadaşlarımızında
bu konuda bağlı bulundukları Ajansla görüşmeleri devam etmektedir. Tahmin
ediyorum bu arkadaşlarımızın talepleride bağlı bulundukları Ajans
tarafından anlayışla karşılanacaktır.
Bu kararımız kendimizi koruma yöntemidir. Halkımızın da bu konuda anlayış
göstereceğine inanıyoruz.
Hangi yerel yönetim olursa olsun haber değeri taşıyan her haber
yayınlanacaktır. Karşılık beklemiyoruz.
Yayın
Tarihi:30 Nisan 2004 Sayı: 99
YAZACAK ÇOK ŞEY VAR
Gazeteci ve yazar için
yaşadığımız bölge içinde yazılacak çok şey var.
Her şey adaletli, insancıl, eşit ve huzur dolu olunca gazeteci ve yazar
için malzeme bulmak zorlaşıyor. Ama adaletsiz, insanlık dışı, huzur bozucu,
diktatörce ve zulme varan davranışlar ortaya çıkınca gazeteci ve yazar
için binlerce malzeme çıkıyor.
Bölgemizde maalesef yazacak o kadar çok şey var ki, fakat kalem tutan
eller bunları yazmaya varamıyor. Keşke yazacak bir şey bulamasaydık.
Gazetelerde okuduk. Başbakan Tayyip Erdoğan’a; ‘’mağrur olma Tayyip,
Yukarda Allah var’’ veya ‘’yarın ölüm var’’ şeklinde ahireti ve Allah’ı
hatırlatan telefon mesajları gidiyormuş. Doğru mu yanlış mı bilmiyoruz,
böyle duyduk, böyle söylendi.
Bizde bu sözü bölgemizin idarecilerine hatırlatıyoruz.
‘’Bugünün yarını da var’’, ‘’Ne oldum deme, ne olacağım de’’ Mağrur olma,
Allah var’’, ‘’Sonun da sonu var. Sonda senin sonun var, sonunda sonunda
Allah var, Hesap var, sorgu var, ahiret var, cennet ve cehennem var.’’
İdarecilik güzel bir şey. Ama idarecilik adil olunursa, insanların
hizmetinde koşulursa, insanların ihtiyaçlarına karşılık verilirse, sorun
yaratmak değil sorunlar çözülürse güzeldir.
İdarecilik bazen çok da kolaydır. Yarını düşünmez, bugün kü hesaplar
peşinde koşulursa, ahiret unutulur, adalet gözetilmez, birileri yandaş,
birileri cephe yapılırsa, birilerinin çıkarları ön plana çıkarılırsa,
birilerine ise zırnık verilmeyecek anlayışı hakim olursa, böyle
idareciliği yapmaktan kolay ne olabilir ki!?..
Bugün dünyamızda yapanın yanına her şey kar kalıyor, hesap soran yok,
zalimler baş tacı ediliyor, zulme uğrayanlar baş kaldırıp hak aramıyor,
korkuyor, boyun eğiyor, hortumcular hortumluyor, çaldıkları yanlarına kar
kalıyor, çirkinliğin, adaletsizliğin ve zulmün basamaklarında,
yükselişinde yükseğine tırmanılıyor. Padişahlık kalktı, kırallık kalktı
ama, kırallıklar kuruluyor. İhtişamlı, görkemli, lüks ve zevkü sefa içinde
bir yaşam standartının temelleri, kaleler gibi sağlam atılıyor.
Kendilerinden başkalarına yaşam hakkı tanımayan oluşumların temelleri
atılıyor.
Namuslu, alın teri ile, Allah korkusundan dolayı, hile ve şer bilmeden,
kazancına şükreden, helal rızık peşinde koşanlar, bu görülenlere günümüzde
ancak kendileri için Allah’a dua ederek, gördükleri yanlışlar içinde ancak
beddua edebilmektedirler.
Biz inanıyoruz ki bu dua ve beddualar hiç bir zaman askıda kalmamakta ve
kabul görmektedir. Herkesin bir hesabı var, Allah’ında bir hesabı var
inancındayız.
Biz inanıyoruz ki, birilerinin ağası, babası, dayısı, müdürü, başkanı var,
bizim de Allah’ımız var.
Biz inanıyoruz ki, kurum ve kişiler rızkın dağıtılmasında aracı olurlar,
Rızkı veren Allah’dır.
Biz inanıyoruz ki hakkımız olduğu halde verilmeyen rızkımız, onların
ayaklarına dolanacak, rızkın engellenmesinden dolayı çekilen çile ve
üzüntü bizim ecrimize dahil olurken, başkalarının keffareti olarak
katlanacak ve geleceklerinin önündeki en büyük engel olarak karşılarına
çıkacak.
Güzellikleri isteyenler, dikensiz gül özleyenler, adalet ve huzur
bekleyenler, bugünü değil yarını özleyenlerdir. Yarın; sonsuzluktaki son
demektir. O sonda ise Allah var.
Mevlam neylerse güzel eyler.
Hesabı alınamıyanların hesabını o alır, hesap sorulamayanlara hesabı o
sorar...
İdarecilerimize bu noktada bir kaç uyarıcı söz sarfederek uyandırmak
istiyorum. Bu günler gelir geçer. Bugünün yarını da var. Yarın arkanızdan
hayırla yad edilmek istiyorsanız, hayırla yad edilecek işlerle uğraşınız.
Şimdi yetkiniz var, kendinizi çok yüksekte görüyorsunuz, ama sizden yüksek
olanlarda var. Hele hele hiç erişemeyeceğiniz bir şey var ki, onun önüne
ancak hesap vermek için huzura çıkarsınız. Yapacağınız adaletsizliklerin
hesabı orada görülür. Yarını düşünüyorsanız, bugünü iyi değerlendirin.
Yüksekte oluşunuz, alçakta olanları sindirebilir, yetkilerinizle insanlar
size boyun eğiyor gözükebilir. Kendinizi dev aynasında görmeyin.
Yüksektekilerin düşüşü daha çabuk ve daha hızlı olur. O günkü acınacak
olanlar onlardır.
Bugün yanınızda gözükenler, sizi alkışlayanlar ve sizi büyük adamsınız
diye yükseğe çıkartarak ödüllendirenler, düşüşünüzle birlikte yanınızda ve
arkanızda hiç kimseyi bulamazsınız. Kalabalıklar içinde yalnız olduğunuzu
hissedersiniz. Kötülükte değil, hayırda yarışmanız dileğimizle.
Karşılığında hayır dua alırsınız.
Yayın
Tarihi:09 Nisan 2004 Sayı: 98
KALELER
Beypazarı MHP’nin kalesi
mi?
Bunu ben söylemiyorum. Beypazarında MHP’li olan herkes söylüyor ve iddia
ediyor.
Belediye Başkanlığında alınan sonuca bakılırsa bu iddiayı kabul etmek
gerekir.
Türkiye’de yeni kaleler kurulmaya ve eski kaleler düşmeye başladı.
MHP’nin yıllarca kalesi Yozgat, Saadet’in Kalesi Konya, CHP’nin kalesi
İzmir ve Adana düşerken ve Ak Parti eline geçerken Türkiye’de yeni kaleler
dikilmeye başladı.
Beypazarı ve Nallıhan bu kalelerden bazıları.
Bir zamanlar Adalet partisinin kalesi olan Beypazarı, artık MHP’nin kalesi
oldu.
Beypazarı’nı MHP kalesi yapan etki neydi sizce!?..
Bana göre birinci faktör İbrahim Demir tepkisi... 1999 ve 2004
seçimlerinde bu apaşikar görülmekte...
İbrahim Demir’de bir çok sohbetinde kendisinin MHP kökenli olduğunu iddia
ediyordu...
İkinci faktör; birinci faktör nedeniyle MHP’ye oy veren CHP, Refah’ın
taban yapısındaki İbrahim Demir kızgınları, Süleymancılar, CHP’li olmayan
Solcular, atanmış yöneticiler....
Bazıları direk destek olarak destek verirken, bazıları da karşı tarafa
çalışarak ters tepki aldıklarından halkın da MHP’ye yönelmesini sağladılar.
Kabul etmek gerekir ki iki dönemdir ilçede farklı bir oranla seçim kazanan
MHP Beypazarı’nı kale yaptı. Hep beraber Beypazarı’nı MHP’nin kalesi
yaptık.
Sormak gerekir ve düşünmek gerekir... Beypazarı MHP’nin gerçekten kalesi
mi? Yoksa Mansur Yavaş’ın kalesi mi?..
Önceki sayılardaki köşe yazılarımın birinde Mansur Yavaş’ın adını
Beypazarı’nda ilelebet yaşatacak bir yatırım istiyorsanız Hıdırlık Tepe
Projesidir demiştim.
Hıdırlık Tepe Projesi Mansur Yavaş’ın Beypazarındaki kalesi durumunda.
Beypazarı MHP’nin kalesi değil Mansur Yavaş’ın kalesi durumunda. Zira
MHP’ye oy vermeyecek bir çok seçmen, Mansur Yavaş’ın Beypazarı’nı tanıtım
çalışmaları ve hizmetlerinden dolayı Yavaş’a bir beş yıl daha görev
verilmesini onayladı.
İddia ediyorum, Mansur Yavaş; geçen dönem gibi, halkla, esnafla iyi
geçinir, esnafa ceza kesmez, esnafın geleceği ile oynamazsa, Beypazarı
tanıtım çalışmalarına ağırlık verir ve iddia ettiği gibi Beypazarı’nı
Dünya kenti yaparsa, gelecek dönem aday olsa yine seçilir...
Mansur Yavaş kendi ifadeleri ile 2009 seçimlerinde aday olmayacağını
açıkladı. Yine iddia ediyorum, 2009 seçimlerinde Mansur Yavaş aday olmazsa
Beypazarı MHP’nin kalesi olmaz ve kale düşer...
MHP Beypazarı’nda Belediye Başkanlığında halkın kendisine oy vereceği
ikinci bir adamı yetiştirmedi. Mansur Yavaş dışında MHP’den aday olacak
hiç kimse, Beypazarını yeniden MHP’nin kalesi yapamaz...
Kabul etmek gerekir ki iki dönem iddia edildiği gibi Beypazarı MHP’nin
kalesi oldu. MHP’li olmadıkları halde Mansur Yavaş adına MHP’ye oy vererek
MHP’yi Yerelde iktidara getiren, farklı siyasi görüşlere ve gruplara
mensup seçmenler, MHP’lilerin haklı olarak ‘’Beypazarı MHP’nin kalesidir’’
iddiasına hizmet ettiler. Ben de MHP’li olsaydım bunu iddia eder ve
savunurdum. Bunun savunulmayacak bir tarafı yok ki...
Sandıktan çıkan oylar belli, en yakın rakibe atılan fark belli. Bu oylar
MHP’ye basılan oylardır kardeşim. Kim iddia edebilir ki bu oylar Mansur’a,
Hasan’a, Ahmet’e, Hüsnü’ye, Kemal’e, İbrahim’e, Sadi’ye, İsmail’e
atıldığını.
Hiç kimse sahiplenmesin, Sen sahiplenmekte haklısın MHP’li arkadaşım,
ülkücü kardeşim. Bu oyların hepsi senin partinin. Bu oylar MHP’ye atıldı.
Hiç kimse kendini haklı çıkartmaya çalışmasın.
Partinin bayrağını kapattım mührü öyle bastım diye kendini savunmasın.
Sandıkta MHP’ye mührü bastık, Beypazarı’nı MHP’nin kalesi yaptık mı,
yapmadık mı, işin sonucu önemli.
Ülkücü kardeşim senhaklısın, destan yazmalısın, Beypazarı MHP’nin kalesi
diye.
Benim yazdıklarımın da kusuruna bakma. Seçim kaybettik ya, gelecek dönem
için züğürt tesellisi arıyorum.
Zaten fikirler birbirine girmiş, kim sağcı, kim solcu belli değil. Türkiye
yeni bir döneme giriyor.
Solculuk değişmiş, sağcılık değişmiş, Dün savunulanlar bugün reddediliyor.
Milliyetçilik yeniden şekilleniyor. Türkiye iki guruba doğru birleşme
halinde. Bir tarafta Muhafazakarlar, bir tarafta Cumhuriyetçiler.
Sol’da, sağ’da, artık yerini bu iki düşünceye bırakıyor. Fikirler bu iki
düşünce noktasında yeniden şekillendiriliyor. Kimler muhafazakar kanatta
yer alacak, kimler Cumhuriyetçi kanatta yer alacak önümüzdeki siyaset
çizgisinde ortaya çıkacak.
Ama bizim bildiğimiz bir şey var ki asla değişmeyecek.
Vatan, toprak, bayrak, din, millet, bağımsızlık.
En önemliside sevgi ve kardeşlik.
Sevgili ile sevgili olun, birbirinize saygılı olun, kardeşçe ve birlik
içinde yaşayalım.
Ülkemizin geleceği buna bağlı.
Yayın
Tarihi.26 Mart 2004 Sayı: 97
SEÇİM SONRASI YORUM
Beypazarı’nda İki büyük
yapıya karşı AKP’den 15 yıl Belediye Başkanlığı yapan İbrahim Demir ve
MHP’den mevcut Belediye Başkanı Mansur Yavaş’a karşı Donkişotluğa
soyunarak sadece Allah rızası ve partinin oylarının yükselmesi için
Beypazarında var olan prestijimi kullanarak seçim kazanabileceğimiz şansı
yakalamıştık. Zira yapılan anketlerde Seçmenin % 72’sinin Mansur Yavaş ve
İbrahim Demir dışında aday görme isteği ve arzusunu ancak Saadet Partisi
karşılayabilmişti. Önce akraba çevresi ve kendi yakın çevremizden
başlayarak seçim çalışmasına hız verdik. Şansımız 24.03.2004 Çarşamba
gününe kadar devam etti. Bir tek çalışmaya ihtiyaç kalmıştı. Meydana
inerek gücümüzü göstererek rüzgarın bizden tarafa esmesini sağlamak
kalmıştı. Mevcut yapımızdaki sıkıntılara ve olumsuzluklara rağmen seçim
büromuza gelen teşkilat mensuplarımızı seçim kazanabiliriz inancı
nedeniyle kopmamalarını sağladık. Proğramımızı buna göre yaptık. Eğer
proğramımızda başarısız olursak mevcut oyları kaybedeceğimiz gibi hiç
beklemediğimiz bir yenilgi alabileceğimizi kendi içimizde hep konuştuk.
Arkadaşlarımızı bu noktada motive ettik.
Seçim kazanacağımıza bütün arkadaşlarımızla beraber, eşimiz, dostumuz ve
akrabalarımızda inanmaya başlamışlardı. Bizden beklenen güç gösterisi idi.
Bunuda 24.03.2004 Çarşamba günü bize ayrılan miting saati 10.30-11
arasında gerçekleştirecektik. Ankara İl’den iki isim üzerinde durarak
Konuşmacı olarak Beypazarına getirilmesi talebimizi ilettik. Bu isimlerin
Beypazarı üzerindeki etkisi bizce etkin isimler oluşundan
kaynaklanmaktaydı. Ak Parti hemen hemen her gün bir Bakan’ı Beypazarı’na
indirdiler, adaylarını seçmezlerse hizmet gelmez tehdidinde bulunarak
korkuttular, hem de Melih Gökçek’i getirerek iş vaadinde ve Beypazarı’nı
Ankara’ya bağlama vaadinde bulundular. Bizim tek talebimiz gelmesini
istediğimiz Teoman Rıza Güneri veya Şevkat Kazan’dan; ‘adayımıza sahip
çıkıyoruz, ‘ demeleri idi. Ancak maalesef bu talebimiz karşılanamadı. Hiç
bir konuşmacı Beypazarı’na gönderilemedi. Halkın beklediği güç gösterisini
maalesef gösteremedik. Mitingimizi iptal etmek zorunda kaldık. Bu günden
itibaren bırakın seçim kazanmayı hiç olmazsa 2000 oyu koruyalım
çalışmasına girdik. Bu günden sonra yıkılan arkadaşlarımızı motive etmek
mümkün olmadı. Teşkilat içi uyumsuzluk başladı. Toplu esnaf gezilerine
başlama kararımız teşkilat mensuplarını bir araya getiremediğimiz için
mümkün olmadı. Bize güvenen akrabalarımız arasında bile seçim
kazanamayacağımız kanaati yaygın hale gelmeye başlayınca Beypazarı’nda var
olan İbrahim Gelmesin Mansur’u destekleyelim tepkisi nedeniyle oylarımızda
düşüşler başladı. Buna rağmen 2000 oydan aşağı almayız düşüncemiz
kırılmadı ve seçimin son gününe kadar çalışmalarımızı devam ettirdik. İki
arabamız günlük benzinleri konarak, ses sistemleri tarafımızca alınarak
iki arabamıza da takılarak seçimin son gününe kadar 20 gün boyunca ilçenin
her tarafına akşam saat 17.00’ye kadar anons ve Saadet Müziği çalarak
şehir gezi çalışmalarımız devam ettirildi.
Bizi tüm Beypazarı yakından tanımaktadır. Karar verdiğimizde asla ve hiç
bir zaman kararımızdan dönmeyeceğimizi, inancımız noktasında hareket
edeceğimizi tüm siyasiler bilir ve parayla satın alınamayacağımızı çok iyi
bildiklerinden bugüne kadar direk olarak bize bir talepde bulunmamışlardır.
Ancak seçim kaybedeceğini anlayan bazı siyasi aracıların görüşme talepleri
tarafımızca geri çevrilmiş ve ‘’anamız belli, babamız belli, bugüne kadar
haram lokma yemedik, helal süt emdik, Allah’dan başka hiç kimseye
verilecek bir hesabımız yok, kul hakkı da yemedik, kendilerinin gücü varsa
çıksınlar seçim meydanında seçim kazansınlar, biz dimdik ayaktayız, seçim
kazanmak için işimizi gücümüzü bıraktık, seçime kilitlendik, bizim önümüze
Beypazarı’nın tapusunu koysalar satılık değiliz’’ cevabını verdik. Ancak
seçim kaybedeceğini anlayan veya fifti fifti başa gittiklerini gören
siyasiler bizim oy potansiyelimiz olan Beytepe Mahallesi, Rüstempaşa
Mahallesi, Madadın mevkii, Zafer Mahallesi, Ilıman Mevkii, Boztepe Mevkii,
Gazipaşa Mahallesi gibi ayrıca Kıbrıscıklılar, Bartınlılar ve Güney doğulu
seçmenler üzerinde yoğun bir taarruza ve ev ziyaretlerine geçmişler. Bu
durum ancak seçimden sonra öğrenilebilmiştir. Kendi akrabalarımıza bile
son gün üçer sefer farklı ekipler tarafından ziyaret edilerek ‘’onlar
seçim kazanamazlar, bize destek verin, her türlü ihtiyacınızı biz
karşılayacağız’’ şeklinde yoğun taarruzlar ve ziyaretler yapılmıştır.
Bütün bu gelişmeler karşısında seçim bürosunda topu topu 5-7 kişiyi
geçmeyen teşkilat mensupları’na, olumsuzluklara ve desteksizliğe rağmen
2000’den aşağı oy almayacağımız tahmin edilmekte iken seçim sonuçları bizi
derinden üzmüştür. Bütün baskılara rağmen aldığımız oy bizim gerçek oyumuz
değildir. Seçim sonrası bunun üzüntüsünü yaşıyoruz.
Yüzde yüz kazanabileceğimiz bir seçimi kaybettik. Hemde almamız gereken
oyları bile alamayarak bize göre büyük bir yenilgi ile, oylarımızın çok
küçük bir rakam teşkil etmesi ile sonuçlanan seçim yenilgisi aldık.
Oy vermeyi gönlünden geçiren ama sandık başında oyunu başka yerlere veren
arkadaşlarıma da, hemşerilerime de kırgın ve kızgın değilim. Kimsenin
oyunu zorla alamayız. Onların görmek istediklerini biz gösteremedik ve
veremedik. Bu bir bayrak yarışı. Vatandaş’ın % 1’i bizi tercih etti. %
99’unun tercihi biz olmadık. Değişimin adresi başka adresler görüldü.
Seçmen açısından bakıldığında seçmen’e de hak vermek gerekiyor. Güven
vermeyen yere bende olsam oy vermezdim. Demekki seçmen’e güven veremedik.
Güçlü olduğumuzu gösteremedik.
Herşeye rağmen sandıktan az oyumuz çıksada, bazıları karşısında küçük
görülsekte, halkımızın işyerimize kadar gelerek ‘’onurlu bir davranış
sergilediniz ve dimdik ayakta durarak, seçimin son gününe kadar
mücadeleden vazgeçmediniz, alnınız ak, başınız dik, yolunuzda sağ sol
yapmadan yürüdünüz, sizi tebrik ederim’’ sözleri ve tebrikleri bizi
cesaretlendirmekte, yaptığımız işin yüceliğini ve kutsallığını bize bir
kere daha hatırlatarak bizi onurlandırmakta ve gururlandırmakta.
Siyasete aday olarak ilk adımı attık. Mevlam önümüzü ve yolumuzu açık eder
inşaallah.
Ektik ektik yetişecek,
Çoğu gitti azı kaldı
Bütün yollar birleşecek
Çoğu gitti azı kaldı.
Hayırlı bir yolda karınca misali yol almaya çalıştık. Yolun daha
başındayız. Daha çok gidilecek ve katedilecek yollar varmış.
Herkesin bir hesabı varmış
Hesabı olmayan sadece biz vardık.
Benimle birlikte aday olan hem meclis üyesi, hem il genel meclis üyesi
arkadaşlarıma ve beni yanlız bırakmayan tüm dostlarıma teşekkür ederim.
Mevlam neylerse güzel eyler,
Herşeyin hayırlısını istemek görevimiz.
Yayın Tarihi:12 Mart 2004 Sayı: 95
BAYRAK YARIŞI
Bu seçimler bir bayrak
yarışı. Halkımız bu seçimlerde Beypazarı’na bir belediye başkanı ve
mahallelerine muhtar seçecekler. Ayrıca Belediye Meclisini ve İl Genel
Meclisini seçecekler.
Herkesin yüreğinde bir aslan yatar. Elbette inandığı ve güvendiği partiyi
veya kişiyi seçecekler.
Benim adaylığımla Beypazarı’nda üç partiden bahsedilir oldu.
Herkesin televizyon proğramlarında üçüncü aday çıkma beklentisi ve söylemi
vardı. Bu beklentiyi biz gerçekleştirdik. Şimdi görev vatandaşa düşüyor.
Beypazarında var olduğunu söyleyen SRT yanlı yayınları ile halkımızdan
tepki alıyor.
İlk aday çıktığımız günden bugüne yanlı yayınlarını devam ettiriyor.
Vatandaş bize soruyor. Neden sizin haberleriniz SRT’de verilmiyor diye.
Bizde bunu SRT’ye sorun diyoruz. Parti açıklaması ile ilgili metin
gönderiyoruz, kuşa çevirip yayınlıyorlar.
SRT’nin bu yapısından dolayı MHP farklı bir yayınla Beypazarı halkına
ulaşmaya çalışıyor. Bizde Yeni Yıldız gazetesi ile halka ualaşıyoruz. SRT
bizim haberlerimizi yapmasada biz 12.000 gazete bastırarak Beypazarı’nda
bütün evlere ulaştık. Onlara ihtiyacımız kalmadı.
Onlar desteklediklerine kapı açarlar. Desteklemediklerine onların kapıları
kapalıdır. Onların tavırları karşısında biz yüzsüzlük yapıp bu Televizyona
çıkıp kendimizi ifade etmemiz şu an mümkün değil. Ancak davetle mümkün
olabilir. Habercilik yaptığını söylüyorlar ancak iddiası olmayan partileri,
birde destekledikleri partiyi haber yapıyorlar. Aday çıktığımız günden bu
güne 15 gündür partimiz faaliyetlerinden hiç bahsedildiğini duydunuz mu?
Yıllardır Gazetecilik yapıyorum, haberciliğin ne olduğunu çok iyi
biliyorum. Bunların yaptığı habercilik falan değil. Olsa olsa ancak yanlı
yayıncılık olur. İşine geldiğini haber yapmanın başka bir adı olamaz.
SRT ile ilgili yorumu halkımıza bırakıyorum. SRT kendi içinde bir revizyon
yapmalı. Aksi halde reklam payları küçülecek.
Ak Parti’nin yayın organı olarak Beypazarı tarihine geçecek. Seçim
arafesinde halkımız belki seyrediyor olabilir. Ben halkımıza yanlı
yayınlarından dolayı bu kanal yöneticilerini eleştirmelerini ve
tepkilerini ortaya koymalarını bekliyorum.
İnşaallah biz Belediyeyi kazanırsak taraflı yayıncılığı belediye desteği
ile ortadan kaldıracağız. Halkımızın tarafsız bir medya arzusunu
girişimlerimizle, görüşmelerimizle, iştişarelerle ve gerekirse tesis
desteği ile mutlaka, yerine getirmeye gayret sarfedeceğiz. Şunun
bilincindeyiz. Medya bağımsız olmalı...
Yayın Tarihi:08 Mart 2004 Sayı: 94
BAŞKANLIK YARIŞI
Şahısların başarı veya
başarısızlıkları inandıkları ilke ve kurallardan kaynaklanır. Hakkı üstün
tutan ilkelere inanan ve ibadet aşkıyla çalışanlar, ülkelerine ve
insanlığa büyük hizmetler yaparlar. Kuvveti hak nedeni sayanlar ve
zalimlerin dümen suyuna girenler haksızlıklara ve adaletsizliklere yol
açmışlar, hem ülkelerini, hem de insanlığı felaketlere sürüklemişlerdir.
Milli tarihimiz ve insanlık tarihi bu gerçekleri açıkça gösteren
örneklerle doludur.
Benim düşüncelerimi Beypazarında yaşayan herkes bilir. Açık sözlü ve açık
yürekli oluşum itibariyle kararlarımda net ve açıktır.
Varlık ve ayakta kalma sebebim de burdan geliyor.
Herkesin korkmaya ve söylemeye çekindiği şeyleri ben korkulan şeylerin
üzerine giderek söyler ve söylediklerimden çekinmeden sözlerimin arkasında
dururum.
15 yıl Belediye Başkanlığı yapan İbrahim Demir’de, 5 yıl Belediye
Başkanlığı yapan Mansur Yavaş’ta Beypazarı’na hizmet yaptılar. Bunu
müteahhit defalar yazılarımda dile getirdim.
Belki şu an her ikisinin de büyük projeleri vardır. Değişime ihtiyaç
görmeseydim veya halkımızdan böyle bir mesaj almasaydım, belki bugün aday
bile olmazdım.
Ak Parti, önündeki tarihi bir fırsatı değerlendiremedi. Şu an parti içinde
derinden gelen bir çatışma mevcut. Bu sürece gelmesine bence Ak Parti ilçe
yönetimi sebep oldu. Beypazarında beklenen değişimin önünü tıkadılar.
İbrahim Demir’i severim ama yaptıklarına bakınca onun Yerel Yönetici yani
Belediye Başkanı değil, Milletvekili olmasını isterim. Öyle bir durum söz
konusu olursa canla başla mücadele edeceğime buradan söz veriyorum. Aynı
görüşüm Mansur Yavaş içinde geçerlidir.
Yerel yönetimde tecrübe kazandılar, bürokrasiyi tanıdılar, devletin üst
düzey yöneticileri ile yakınlaştılar.
Ayaş’ın ve Nallıhan’ın bile Bürokrasideki etkinliği bizden daha fazla.
Beypazarı bu noktada sahipsiz kalıyor. Neden destekleyip Mansur Yavaş ve
İbrahim Demir’i Milletvekilliğine göndermiyelim.
Hem Mansur Yavaş’ın, hem de İbrahim Demir’in Beypazarı için mükemmel
projeleri olabilir. Ama eksik olan insana yönelik projeler. Şeffaflık yok.
Eleştiriye tahammül yok. Kuvvetli oluşlarını tabandakilere yansıtma sanki
Beypazarı’nın kaderi gibi.
Bu kader değişmeli. Ya onlar değişmeli, yada onları değiştirmeli. Ben
değişim mesajlarını duymak, samimiyetlerine inanmak istiyorum.
Beypazarı bir beş-on yıl kaybetmemeli. Zira yapacak çok şeyler var.
Binlerce proje geliştirilebilir. Hele Saadet Partisinde Projeden çok şey
yok.
Türkiyede ilk Belediyecilik Okulunu onlar kurdular. İlk başarılı yerel
yönetimleri onlar uyguladılar. Türkiyede eğer Mükemmel, beş yıldızlı
şehirlerden bahsediyorsak, hep onların imzasını taşıyor.
Bu başarıda zihniyet ve ilkelerden taviz vermemek yatıyor.
Çorum bunun en güzel örneği. 2 dönem Çorum Belediye Başkanlığı yapan
Beypazarından yakından tanıdığımız Prof. Dr. Arif Gürsoy Çorum’u mükemmel
bir beşyıldı şehir yepmıştı. ancak bugün ak Parti yerel yönetiminde Çorum
eski çorum demek mümkün değil. Çorum bir beş yılını kaybetmiş. Arif Ersoy
bugün ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığına Aday. Çorum’un eski durumunu
bilen Ankara Çorum Dernekleri Arif Ersoy’a destek için kolları sıvamışlar
ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı yapmak için yoğun çalışma içine
girmişler. Tebrikler Çorum halkına. Çorum’a yapılanlardan dolayı Ersoy’a
ahde vefa borçlarını ödüyorlar.
Değişimleri özleyen bizler Beypazarı çehresinin değişimiyle beraber insana
da yatırım istiyor ve bu alanda değişimler bekliyoruz. Bu değişimler
yaşanmadığı için bu değişimleri yapmak adına aday olduk. Halkımızın da %
72 sinin bu değişimi istediğini ve beklediğini biliyorum. Neden bu
değişimi birlikte gerçekleştirmiyoruz.
Bugüne kadar Beypazarında uygulanan bir çok projenin halkımızın
öncelikleri ile ne kadar alakalı olduğu, acaba projeleri üretirken
Başkanlarımız hiç düşündüler mi? İlk öncelikli projeler neler olmalı diye
halkımıza sordular mı? Halkımızın beklentilerindeki projeler, aylar,
yıllar geçtiği halde halen beklenti olarak devam ediyor. Halkımızın
önceliğinde olmayan, hatta yıllar sonra lazım olabilecek projeler
uygulamaya konuluyor. Emin olun ben bunları gördüğüm için aday olmak
gereğini duydum.
Uyanıp gerçekleri görelim.
Dolar düşüyor, güçsüzlük, ihracat, borç artıyor.
Enflasyon düşüyor diyorlar halkla alakası yok, ciro, senet protestoları
artıyor. İş Yerlerinin kapanmaları artıyor.
Faizler düşüyor diyorlar, reel faizler artıyor.
İhracat artıyor diyorlar, ithalat daha çok artıyor, dış ticaret açığı
büyüyor. Çin mallarına güç yrtmiyor.
İşsizlik artıyor, Açlık artıyor
Borç artıyor, batıyoruz. Faiz artıyor, yatırım yok, halka para yok.
Dış güçler ve işbirlikçiler 3 Kasım’ı oynadı, 28 mart’ı da oynamaya
çalışıyor. Uyanalım. Gün bu gündür.
Belediye Başkanı değil, ‘’Olmak olmamak’’ kararı vereceğiz.
Zaman aleyhimize çalışıyor. İnşaallah Saadetle zamanı lehimize çevireceğiz.
Birde Şeyh Edebali’nin ilk Osmanlı kurucusuna ve sonra iktidara gelen
bütün osmanlı oğullarına yol gösterici şu nasihati hiç kulaklarımızdan
çıkmıyor ve bize de yol gösterici oluyor.
Ey oğul, artık Bey’sin!
Bundan sonra
Öfke bize, uysallık sana
Güceniklik bize, gönül almak sana
suçlamak bize, katlanmak sana
Acizlik bize, hoşgörmek sana
anlaşmazlıklar bize, bağışlamak sana
Ey oğul, sabretmesini bil,
vaktinden önce çiçek açmaz
Şunu da unutma ;
insanı yaşat ki devlet yaşasın.
Ey oğul, işin ağır,
işin çetin, gücün kula bağlı.
allah yardımcın olsun...
Güçlüsün, kuvvetlisin,
akıllısın, kelamlısın!
Ama, bunları nerede,
nasıl kullanacağını bilmezsen
sabah rüzgarında savrulur gidersin.
Öfken ve nefsin bir olup aklını yener
Daima sabırlı, sebatlı ve iradene sahip olasın
Dünya senin gözlerinin gördüğü gibi değildir.
Bütün bilinmeyenler,
Feth edilmeyenler, görünmeyenler
ancak sen faziletli ve ahlaklı olursan
gün ışığına çıkacaktır.
Ey oğul! Ananı, atanı say!
Bereket büyüklerle beraberdir.
İnancını kaybedersen
yeşilken çöllere dönersin
Açık sözlü ol! Her sözü üstüne alma!
Gördüğünü görme! Bildiğini bilme!
Sevildiğin yere sık gidip gelme!
kalkar muhabbetin, itibar olmaz.
Ey oğul! Üç kişiye acı;
Cahil arasındaki alime
zenginken fakir düşene ve
hatırlı iken itibarını kaybedene.
Ey oğul! Unutma ki,
yüksekte yer tutanlar,
aşağıdakiler kadar emniyette değildir.
Haklıysan mücadeleden korkma!..
Benim yaşam tarzım olan bu sözlerin tüm yöneticiler tarafından
uygulanmasını gönülden arzu ediyorum. eğer bu tavsiyeler uygulansaydı,
bugün ben aday olarak çıkmazdım.
Kolay mı zannediyorsunuz bu işin yükünü ve vebalini.
Hangi akıllı kalkar böyle bir görevi üstlenmeye.
Şeyh Edebalinin sözü ile bütün halkımızı düşünmeye davet ediyorum.
‘’Atın iyisine doru, yiğidin iyisine deli derler..’’
‘’İnsanlar vardır, şafak vaktinde doğar, akşam ezanında ölürler’’.
Yayınlanma Tarihi:27 Şubat 2004 Cuma Yıl 2 Sayı 93
KABA KUVVETİ DEĞİL, HAKKI VE ADALETİ ÜSTÜN
TUTAN ANLAYIŞ
Beypazarı’nda beklenen 3.
ncü adayı Saadet Partisi çıkarttı.
Saadet Partisi sağın veya solun bir partisi değil, Milli Görüşün Partisi.
Milli Görüşün temelinde şefkat ve sevgi vardır. Bu anlayışın temelinde kin
ve nefrete yer verilmez. Milli görüş Türkiye’yi muasır medeniyetin üstüne
çıkartacak görüştür. Her yeni günün bir önceki güne göre daha ileri
olmasını öngörür. Materyalist değil, maneviyatçı görüş ve anlayış hakimdir..
Devlet ve millet kaynaşmasını esas kabul eder. Milli, güçlü, süratli,
yaygın kalkınmayı amaçlar. Rant ekonomisini değil, reel ekonomiyi, Milli
dinamiklere dayalı sanayileşmeyi esas kabul eder. Borç ile ve
taklitçilikle bir ulusun gelişip kalkınmasını imkansız sayar. Uydu değil,
lider Türkiye idealidir. Türkiye’nin örnek ve önder ülke olmasını amaçlar.
Milli birlik ve bağımsızlıktan asla ödün vermez. Türkiye’nin ülkesiyle ve
milletiyle bütünlüğünün teminatıdır. Milli görüş; ‘’yaşanabilir bir
Türkiye’’, ‘’Yeniden büyük Türkiye’’ ve ‘’Yeni bir dünya’’ kurma vizyonuna
sahip bir görüştür.
Devletin varlık nedeni millete hizmet etmektir. Yönetici halkın
hizmetkarıdır. İnsanların en hayırlısı insanlara hizmet edendir. Yönetici
sorun üretmez, sorun çözer. İnsanın yaratılışta sahip olduğu hakları korur.
Milli görüş anlayışı, sorunların nimet-külfet paylaşımında adaleti
gözeterek çözümlenmesini amaçlar. Çözüm milli olmalıdır ve milli
dinamikler harekete geçirilerek gelişmeye süreklilik kazandırılmalıdır.
Şahısların başarı veya başarısızlıkları inandıkları ilke ve kurallardan
kaynaklanır. Hakkı üstün tutan ilkelere inanan ve ibadet aşkıyla
çalışanlar, ülkelerine ve insanlığa büyük hizmetler yaparlar. Kuvveti hak
nedeni sayanlar ve zalimlerin dümen suyuna girenler haksızlıklara ve
adaletsizliklere yol açmışlar, hem ülkelerini, hem de insanlığı
felaketlere sürüklemişlerdir. Milli tarihimiz ve insanlık tarihi bu
gerçekleri açıkça gösteren örneklerle doludur.
İnsanların mutluluğu Saadet Partisinin proğramında belirtildiği ve
ambleminde yer alan 5 yıldızın ifade ettiği gibi, ancak aşağıdaki 5 şartın
yerine gelmesiyle gerçekleşir.
1-Sevgi, şefkat ve huzur:BARIŞ
2-İnsanların en geniş manada insan haklarına ve hürriyete sahip
olmaları:HÜRRİYET
3-Herkes hürriyetlerini kullanırken bu hürriyetlerin arasında çatışma
olursa sınırın adaletle çizilmesi:ADALET
4-Herkesin ihtiyacını kolayca ve bolca karşılayabilmesi:REFAH
5-Herkesin izzet, itibar ve saygınlık sahibi olması:İZZET
Bu 5 şart ise ancak Milli görüş zihniyetinin hakim olmasıyla
gerçekleşebilir. Taklitçi ve işbirlikçi görüşlerle bu şartların
gerçekleşmesi mümkün değildir.
Milli Görüş’ün 3 temel unsurdan meydana gelmesi nedeniyle başarı
artmaktadır. Bunlar;
a) Hakkı üstün tutmak
b) Nefis terbiyesi
c) Maneviyatçılık temel unsurlarıdır.
İnsanlık tarihi baştan sona kadar ‘’Hakkı üstün tutan’’ zihniyetin etkisi
altında kalmışsa saadet bulmuş, buna mukabil ne zaman ‘’Kaba kuvveti Üstün
tutan’’ bir zihniyetin altında kalmışsa zulüm görmüştür.
Milli görüş’ün diğer bir temel özelliğiise, diğer görüşlerin aksine
‘’Nefse esareti’’ değil, ‘’Nefis terbiyesi’’ni esas almasıdır.
İşte bu nedenlerden dolayı Milli görüş milletimizin kendi görüşüdür.
Milli görüş yerel yönetimlerde de aşağıdaki temel özellikleri
kazandırmıştır.
1-Menfeati değil hizmet anlayışını hakim kılmak
2-Halkla beraber olmak
a)Dertdaş Başkan
b)Kapısı açık belediye
c)Beyaz masa
d)Halk meclisi
3-Önce ahlak ve maneviyat
a)Herkese adalet
b)Herkese hizmet
c)Hemşericilik, bölgecilik yapmamak
4-Tekeden süt çıkarmak
a)Kaynak Bulmak
b)İsraf ve rüşvetin önlenmesi
5-Belediyeler arası yardımlaşma ve genel hizmetler
a)Mahalli İdareler Derneği
Mevzuat açısından bütün belediyelere hizmet sunma görevi yapıyor
b)Belediye Teknik Hizmetler Derneği
Teknik açıdan, bütün Belediyelere hizmet sunma görevini yapıyor.
Milli Görüş’ün Yerel Yönetimlerde Görev anlayışı
1-Şehremini anlayışı-Şehrin emanet edildiği kişi
a)Dara düşenin müracaat edeceği başkan
b)Manevi sorumluluk
c)Beşikten mezara kadar hizmet
d)Vatandaşın her derdiyle dertlenmek
2-İbadet aşkıyla çalışmak
(Halka hizmet, Hakka hizmet anlayışı)
3-İnsan ve çevre sorumluluğunun bilincinde olmak ve öncelik vermek
a)Bugünü ve gelecek nesilleri düşünmek
b)İnsan ve kainat dengesini korumak
4-Yaşanabilir bir Türkiye
Milli görüş anlayışıyla yönetilen belediyelerde yöneticiler toplumun
menfeatini her şeyin üstünde tutmuşlardır. Belediye çalışanları ve bu
zihniyetin mantığını benimseyenler karşılık beklemeden hizmet etmişlerdir.
Bizde bu anlayışla Beypazarı Belediye Başkanlığına aday olduk.
Bizim yönetimimizde Belediye denince 3 Ç ile tanımladığımız Çöp, Çukur ve
Çamur akla gelmeyecek, pırıl, pırıl Beypazarı akla gelecek.
İlçe sakinlerimiz sokakların temizlenmesinde belediye ile işbirliği
yapacak, Belediyelerine destek verenler, belediye yönetimiyle birlikte
‘’halka hizmeti bir ibadet’ sayacaklar, hiç bir menfeat beklemeden
belediyelerin yardımına, halkın hizmetine koşacaklardır. Halkımıza bu
heyecanı biz vereceğiz. Siyaseti menfeat paylaşımı görenler bu fedakarlığı
asla yapamazlar ve hiç kimseye de yaptıramazlar.
Biz yerel iktidara sahip olduğumuzda Beypazarında yeni bir dönem
başlayacak. Belediyecilik anlayışı sağ-sol veya eşraf taraftarlığı
şeklinde algılamalar ve partizanlık kaldırılacak, karşılıklı ithamlar ve
cevaplarla geçiştirilen bir uğraşı olmayacak ve kabul görmeyecektir.
Belediye Başkanı olmak için esas faktör hizmet değil, karşılıklı
inatlaşmalar olmuştur. Diğer parti gelmesin zihniyeti esas faktör olmuş,
partizanlık artırılmıştır. Bunun sonucunda da güç ve ihtiraslar artmış ve
halk rahatsız edilmiştir. Bu mantıktan dolayı şehirlerimizin doğru dürüst
alt yapısı olmamış, şehirlerimiz yeterli içme suyuna kavuşamamış,
Belediyeler halktan kopuk yaşamış. Bizim dönemimizde Belediye halktan
kopuk olmayacak.
Milli Görüş Belediyeleri kazanmadan önce Belediyeler belde sakinlerinin
sosyal sorunları ile ilgilenmezler, Yoksullar ve kimsesizlerle ilgilenmek
belediyenin uğraşı alanının dışında sayılır, Çöp yığınları olağan
karşılanır, şehir ve çevre temizliği yetersiz olurdu. Şehirler susuz ve
ağaçsızdı. Yeşil doku yetersizdi. Rüşvet, iltimas, yolsuzluk ayyuka
çıkmıştı, belediyelerin kaynakları israf edilmekteydi. Bizim yönetimimizde
Türkiyede yaşananlar yaşanmayacak, Belediyeler belde sakinlerinin sosyal
sorunlarıyla ilgilenilecek. Yoksullar ve kimsesizlerle ilgilenmek
beldiyenin uğraşı alanı içinde olacak, şehir ve çevre temizliğine önem
verilecek, Şehrin nefes alması için ağaçlandırmaya önem verilecek,yeşil
doku artırılacak, Rüşvetin, yolsuzluğun, iltimasın ve kayırmacılığın
adından bile söz edilmeyecek. Beleidyenin kaynakları israf edilmeyecek ve
ettirilmeyecek.
Beypazarı Belediyesi bizimle devrim yaşayacak.
Çünkü bizim en önemli ve en büyük projemiz insana yatırım yapmaktır. Diğer
projelerimiz şehirde yaşayan insanımız kendisine verilen değeri anladıktan
sonra hızla icraata geçirilecek. Halkımızın desteğiyle 20 yılda
bitirilemeyecek projeler ilk 5 yılda tamamlanacak. Projelerimizi
bitiremedik 5 yıl daha verin demeyeceğiz. Yeni döneme yeni projelerle
gireceğiz.
Belediyede görev anlayışında devrim, halkla ilişkilerde devrim,
Kaynakların geliştirilmesinde devrim, icraattta devrim, hizmet sahalarının
genişletilmesinde devrim, milli, manevi ve tarihi değerlerin ihyasında
devrim, çevre anlayışında devrim yaşanacak.
Nedir bu devrimler, açılımı nedir? gelecek sayılarda bunu anlatacak ve
diğer belediyelerin de kullanması ve faydalanması için geniş izahatını
yapacağız.
Belediyecilik mektebinden değiliz ama belediyeciliği ben bilirim diyenlere
belediyecilik dersi verebiliriz.
Gelecek sayıda gelecek konularla buluşmak dileğiyle.
Beypazarına neler düşünüyoruz? kaynaklar nasıl sağlanacak? projelerimiz
neler? merak edilen her şey, kimseden gizli tutulmadan anlatılacak. Çünkü
bunların uygulanmasını istiyoruz. Birileri bunları uygulasa bizde her
halde aday olmazdık. Demek ki uygulanmayan çok şeyler var ki aday olarak
çıktık. Takdir seçmenin.
Yayın Tarihi:13 Şubat 2004 Sayı: 92
ADAY KİM?..
Ankara ve ilçelerinde halen
adaylar belirlenmiş değil. Beypazarı’nda son haftalarda aday konusunda
değişik isimler konuşulmaya başlandı. Her gün şu aday olmuş dedikoduları
yayıldı.
Bir ara Tuncer Kaplan % 99 aday benim derken, İbrahim Demir % 100 aday
benim gibi açıklamalarda bulunarak ilçede konuşulmasını sağladılar.
Son gün eski Milletvekili Hasan Hüseyin Ceylan ağzından Hayırlı olsun
adayınız İbrahim Demir gibi bir söylenti yayıldı.
İlçe Başkanı Hasan Hüseyin Karakaya bu konuda biz de bu söylentiyi duyduk,
Haluk İpek’i aradık, oda böyle bir şey duymuş, doğru olma ihtimali
olabilir şeklindeki görüşlerini açıkladı.
Türkiye’de bir çok il ve ilçe açıklanırken halen Ankara ve ilçelerinin
adaylarının açıklanmamasını ben merak ediyorum. Galiba bir sıkıntı var.
Ak Parti sağlıklı bir tercih yapmayı hedefliyor. Ama görüşüm o ki bence
sağlıklı bir tercih yapamayacak.
Zira son günlerde pervasızca açıklanan aday şu olmuş açıklamalarının
mutlaka bir kaynağa dayanması gerekir. Kaynak olmasa böyle açıklamalar hem
partiye, hem de adaya zarar verir. Eğer bu açıklamalar kaynağa dayalı
açıklamalar ise Ak Parti adayı her ne kadar gizli tutulsada belli gibi bir
şey. Eğer doğru değilse böyle açıklamaları kamuoyuna yayan düşünceyi
mutlaka eleştirmek ve hak ettiği cezayı vermek gerekir diye düşünüyorum.
Siyasi etik açısından doğru bir davranış olmadığına inanıyorum.
Zira Ak Parti ilçede seçim bile kazansa kayıpları büyük olacak. Bunların
telafisi mümkün olamayacak.
Tahmin ediyorum bunun faturası ilçe yönetimine kesilecek.
Siyasi Etik, Parti adayın ismini açıkladığı zaman kesin aday şu veya bu
veya benim şeklinde açıklanmasıdır. Parti adayın adını açıklamadan, aday
açıklanmış gibi kamuoyuna bilgi sızdırılması ahlaki bir davranış değildir.
Adayın ismi önde denebilir, iki aday arasında yarış devam ediyor denebilir,
ancak % 99, veya % 100 aday şu olmuş, veya bu olmuş gibi söylentiler gayri
ahlakidir.
Bayramdan öncesinden bu güne Beypazarında her gün kafaları karıştıran aday
şu olmuş, aday bu olmuş gibi söylentileri duymaya başladık.
Gazete olarak biz bu konuya bu güne kadar dikkat ettik ve kesinlikle aday
şu olacak, bu olacak şeklinde görüş beyan etmedik. Kamuoyunun nabzını
tutmamız nedeniyle ilçede olan dedikodularda vatandaşlar gazetemiz
bürosuna kadar gelerek veya telefon açarak şu kesin adaymış doğru mu?..
şeklinde sorularını gerekli ve ilgili yerleri arayarak cevaplandırmak
zorunda kaldık. Mutlaka ilçe teşkilatıda bu konularda defalarca ilgi ve
alakadar bırakılmıştır.
Ne zaman bize bu konu ile ilgili bir telefon gelse önce ilçe teşkilatını,
sonra il teşkilatını, daha sonra da Genel Merkezi arayarak sorulara cevap
aradık. Yine ilçede son hafta duyduğumuz İbrahim Demir kesin adaymış
dedikoduları üzerine İl ve Genel Merkezi arayarak doğruyu bulmaya çalıştık.
İl ve Genel Merkez’den halen adayın açıklanmadığı ve Pazartesi akşam
görüşmelerin yapılacağı, değerlendirme yapıldıktan sonra açıklanacağı
bildirilerek, açıklandığında internet adresine verileceği bildirildi.
Bölgemizdeki Ak Parti Belediye Başkan adaylarını merak edenler için Ak
Parti internet adresi şöyle.
akparti.org.tr.
Evet Ak Parti adayları açıklandıktan sonra ilk önce bu adrese verilecek.
Bu adresten herkes öğrenebilecek.
Her kim aday olursa olsun Beypazarında değişmeyen bir şey var.
Bu seçimlerde bütün partilerin oyları yerlerine dönecek. Demokratik bir
seçim yaşanacak. Ancak olağanüstü bir durum olursa oylar bir partiye
kayacak.
İnşaallah bu seçimlerde böyle bir durum olmaz. Beypazarında Olağanüstü
durum İbrahim Demir’in Ak Parti’nin adayı olması halinde ortaya çıkar. Bu
durum halinde MHP’nin güçleneceği ve seçimlerde en güçlü parti durumunda
seçimlere gireceği şu an görebildiklerimiz.
Ak Parti ilçe Başkanı’nın bu seçimlerden sonra işi biraz zorlaşacağa
benziyor. Zira ilçe yönetiminin istediği aday çıkmayacak gibi görünüyor.
Onların irade ve isteklerinin dışında bir aday gösterilecek gibi. Son
haftalarda kesinlik kazanmaya başladı.
İlçe yönetimi seçimlere sıkıntılı girecek. Bu sıkıntı halka da yansıyacak.
İddia edildiği gibi adaylarda birlik yok.
Yayın
Tarihi:30 Ocak 2004 Sayı: 91
YA KAYMAKAM OLMASAYDI
NE OLACAKTI BU BALİCİ GENÇLERİN SONU?
Beypazarı halkı adına ve
uyuşturucu bağımlısı olan gençler adına Beypazarı Kaymakamı Nevzat
Taşdan’ı, İlçe Emniyet Müdürü ve Jandarma Bölük Komutanını tebrik ederim.
Beypazarı’nın yıllardır kanayan yarasına parmak bastılar ve bu duyarlı
davranışlarından dolayı vatandaşıda memnun ettiler. Sadece vatandaş mı
memnun!?.. Elbetteki uyuşturucu bağımlısı tinerci veya balici
gençlerimizde, aileleride kendilerine sahiplenmenin mutluluğunu bu
bağımlılıktan kurtuldukları gün mutlaka memnuniyetlerini dile getirecekler.
Tiner veya bali bağımlısı olan ilçede 100’e yakın genç bulunmakta. Bu
gençlerin 25’e yakınına şu an sahip çıkılıyor. Yapılacak girişimler ile
diğer gençlerin de sahiplenildiği ortada.
İlçe Kaymakamlığımızca bu gençlerin toplu bir merkezde günlerini
geçirmeleri, yeme ve içme gibi, üst-baş gibi giyim ihtiyaçları da
karşılanarak topluma kazandırma çalışmalarının ilk aşamaları başlatıldı.
Bu çocuklar el çocuğu değil, bizim çocuklarımız.
Bağımlılık yüzünden yanlış hal ve hareketler içinde yaşam sürdüren,
geleceklerini yok eden ve çevreye yavaş yavaş tehlike saçmak üzere olan,
ailelerine rağmen bu bağımlılıkta ısrar eden, ailelerinin çaresiz kaldığı
ve ne yapacaklarını bilemediği hal ve durum karşısında, elimizden tutacak
kimse yok mu?.. sesine yine devletimizin yetkili organları, ‘biz varız’
diyerek bu çocuklara sahip çıkmada ilk adımları atarak, örnek alınacak bir
uygulamayı başlattılar.
Bütün Beypazarlıların artık alışmaya başladığı, elindeki poşeti burnuna
dayayarak kafa buldukları bali bağımlılığı görüntüleri, merakla başlayıp,
kendini yalnız hisseden ve çevre arayışındaki diğer gençlerimizi de bu
batağa sürüklemeye başlamışken, bu girişimin tam zamanı ve yerinde
olduğunu düşünüyorum.
Bütün Beypazarı insanının; bu gençlere ne olacak, bunlar da nereden türedi?..
gibi sorularla bu gençlere yaklaşırken, kimilerinin acıma hissi,
kimilerinin yanlarından geçerken bile korktukları, bu işin sonu ne olacak
merakı ile herkesin kafasını meşgul eden, ama hiçbirimizin bu gençlere
sahip çıkalım, ne yapılacaksa yapalım ve bu gençlerimizi kurtaralım gibi
bir düşünce etrafında birleşip faaliyete geçmediği ve bir eylem
planlamadığı Beypazarında bu gençler; yanlızlığa itilerek, biraz daha
bağımlı hale getirilerek, ailelerine de dert ve bela olarak toplumda
yalnız bırakıldılar. Bize dokunmayan bin yıl yaşasın mantığı toplumu
etkiler hale gelmeye başlamıştı. Zararsız gibi görünen bu gençlerimiz
artık çevreye ve topluma da zarar vermeye başlamışlardı.
Bireysel olarak bizlerin bu gençlere tavsiye ve nasihatlerimiz etkisiz
kalmaktaydı.
Türkiyede insanın değeri bu mu!?.. merak ve sorgulaması içinde düşünmeye
başladığımız ve bu gençlerin elinden tutacak kimse yok mu?.. diye feryat
etme durumunda iken bir kol uzandı ve bu gençlere sahip çıkıldığını
duyduğumuz gün Bütün Beypazarı sevindik ve mutlu olduk.
Devletimizin şefkat dolu eli geç de olsa uzandı.
Beypazarı Kaymakamı Nevzat Taşdan’a Emniyet müdürümüze ve Jandarma Bölük
Komutanımıza bu konuya sahip çıkmaları nedeniyle toplumsal bir yaraya
parmak bastıklarından dolayı Teşekkür ederiz.
Bu hareket tüm Türkiye’ye örnek ve emsal teşkil edecek bir davranış ve
uygulama olduğunu düşünüyorum.
Ya Kaymakam Nevzat Taşdan’ın bu duyarlı hareketi olmasaydı, güvenlik
güçlerimizin ilgi ve alakaları olmasaydı, Beypazarında gün be gün artan
uyuşturucu bağımlılığının boyutu ne olacaktı.
Yaşadığımız çevrede huzurlu oturabilecek miydik? Yolda yürürken güvenle
gidebilecek miydik? Kendi açomozdan düşündüklerimiz, bir de bu bağımlılığa
müptela olan gençlerimizin durumu ne olacaktı? Bu çocukların ailevi sorunu
olarak mı algılayacaktık yoksa tüm toplumu ilgilendiren toplumsal bir
sorun olarak mı bakacaktık bu meseleye?
Hadi bu çocuklar bu müptelaya yakalandılar, yarin kendi çocuklarımızın bu
müptelaya yakalanmaması için ne yapacaktık? Çocuklarımızın bu müptelaya
yakalanmayacağını iddia edeniniz var mı? Benim çocuğum bunu yapmaz
diyebilecek misiniz? Yakalandıktan sonra bin pişmanlık fayda vermiyor.
Önemli olan var olan sorunlara çözüm bulmak, başlangıcında önlem almak.
Yetkililere Teşekkürler.
Yayınlanma Tarihi.23 Ocak 2004 Sayı: 90
ADAY ADAYI BİLMECESİ SIKTI
Ak Parti’nin Tüm Türkiye’de
uygulamaya koyduğu aday adayı bilmecesi, başka şehirleri bilmem ama
Beypazarı’nda vatandaşları sıktı ve rahatsız etmeye başladı.
Belki parti bunu doğru buluyor olabilir, temayüller, anket yoklamaları,
teşkilatların düşünceleri, İl ve Genel Merkez Yöneticilerinin kararları
parti açısından yapılması gereken bir davranış olabilir.
Ama parti yöneticileri şunu iyi bilmeli. Vatandaş artık sıkıldı ve isyan
eşiğinde.
Adayların bu kadar geç açıklanmasındaki sırrı ben merak ediyorum.
Bir de işin ilginç tarafı; sanki başka parti kalmamış gibi sağdan, soldan,
her partiden insanların Ak Partiden aday olmak için sıraya girmeleri.
Neyi seçiyoruz Allah aşkına. Zaten partinin kararları az çok belli. İyinin
en iyisini mi seçeceksiniz, Kaliteyi seçmek, veya en iyisini seçmek için
mihenk taşınız var mı? Teraziniz adil mi?
Manavdan elma veya armut seçmeyeceksiniz.
Yüksek okul mezunuyum, Ak Partiye aday olmak için müracaat etseydim,
yatırılacak parayı da yatırsaydım, Beypazarında var olan adaylık
bilmecesine bir katkıda ben yapardım herhalde. Emin olun mevcut aday
adaylarından daha etkin reklam yapacağımdan, az çok çevremin olmasından,
herkesin olduğu gibi Ankara’da da az çok tanıdığım olduğundan, gerçekten
partinin aradığı temayülse ilk üç aday adayı arasına girerdim.
Şu bir gerçek. Bütün Beypazarlılar şunu çok iyi biliyorlar ki Ak Parti
aday adayları arasında bir çok aday adayının tabanı yok. Sadece partinin
rüzgarına güveniyorlar. Bazı aday adaylarını da vatandaşlar tasvip
görmüyor.
Adaylık mücadelesi, demokrasinin gereği denilerek, aday adayı olan adaylar;
olumsuzluklarına rağmen ulaşabildikleri yerlere ulaşarak, kendilerine
destek sağlayarak, kendilerini partinin adayı gösterme mücadelesi içinde
gayret sarfediyorlar.
Ben bu hadiseleri trajedik ve komik buluyorum. Hadi aday oldunuz diyelim.
Nasıl seçileceksiniz?
Tamam Türkiye’de esen Ak Parti Rüzgarı Beypazarında da esiyor. Tayyip
Erdoğan’ın ismi en büyük referans. Bir de Ak Parti hükümet. Hepsi kabul...
Seçmeni oy defosu olarak mı görüyorsunuz. Aday olmak için Ankara’dan
birilerinden izin alarak cesaretleniyorsunuz, anketleri etkileyecek
çalışmalar yapıyorsunuz, aday olmak için her yolu mübah sayıyorsunuz,
sizden başka aday olacak şahıs yok gibi politika çizerek, ayaklı
reklamcılarınız yani dedikoducularınız sayesinde, aday olmaya en layık
şahısların önünü tıkıyorsunuz. Partinin kesinleşmiş adayı gibi kamuoyuna
mesaj vererek vatandaşın anket tercihlerini etkiliyorsunuz. Evet bu bir
mücadele, demokratik hak, helal olsun size!..
Soruyorum; sizler oyu size icazet verenlerden mi alacaksınız? Yoksa
Beypazarı halkından mı alacaksınız? Neden Beypazarı halkının sizler için
söylediklerini duymamazlıktan geliyorsunuz? Beypazarı seçmeninden aday
olmak için icazet aldınız mı? Seçilmek için Beypazarı seçmenine mi
güveniyorsunuz, yoksa size icazet verenlere mi güveniyorsunuz?
Vatandaşlarımız gibi bende sıkıldım. Seçime çok az bir zaman kaldı. Sadece,
MHP adayı mevcut Belediye Başkanı Mansur Yavaş’dan başka kesinleşmiş aday
yok. Hiç bir parti adayını açıklamış değil.
Bu seçicilikte vatandaşın düşünüldüğünü sanmıyorum. Bu işde başka hesaplar
yatıyor. Şunu da bekliyorum. Vatandaşın tasvip etmediği bir adayla ‘hadi
buyrun adayınız bu, destekleyin’ diyecekler. Birileri kerhen, birileri
davam diyerek, birileri iktidar partisi Beypazarına hizmet gelsin diyerek
Ak Partiye oy verecekler. Belki seçim kazanacaklar. Ama halk mutlu
kılınmayacak. 5 yılın sonunda mutlaka bunun bedeli ödenecek.
Ama vatandaşa rağmen yapılacak aday tercihinde şuna eminim; Beypazarı
halkı partizanlığı bir tarafa bırakacak onların kaybetmesi adına mevcut
Belediye Başkanına destek verecekler. Bu halde seçim bile kaybedecekler.
Ben şahsen bu beklentideyim. Geçmişte bunun örnekleri Beypazarında yaşandı.
Beypazarı farklı bir şehir. Herkes haddini bilmeli. Haddini bilmeyenlere
Beypazarı seçmeni haddini bildirir.
Biz birşeylerin değişmesini istiyoruz. Beypazarında bir şeyler
değişmeyecekse neden mevcut Belediye Başkanını değiştirelim.
Gelen gidenden iyi mi olacak?
Yayınlanma Tarihi:10 Ocak 2004 Cumartesi Yıl 2 Sayı 89
AK PARTİ BASIN TOPLANTISI
Cuma akşamı Ak Parti
Beypazarı İlçe Başkanlığı Basın Toplantısı düzenledi.
Toplantıdaki Beypazarı halkının duymak ve görmek istediği konuları kısaca
özetlemek istiyorum.
Beypazarı Beldelerinden birer aday müracaat etti. Partiye aday
müracaatları 9 Ocak 2004 Cuma Akşamı sona erdi. Beldeler için Ak Partiden
aday olma müracaatını yapan adaylar sırasıyla
Kırbaşı Beldesi Belediye Başkan Adayı Cengiz Yılmaz,
Uruş Beldesi Belediye Başkan Adayı Mevcut Belediye Başkanı Mehmet Özata
Karaşar Beldesi Belediye Başkan Adayı Mevcut Belediye Başkanı Yılmaz Koçak
Beypazarı Merkez’de ise 6 aday Partiden aday olmak için müracaat etti.
Ünal Eken, Yaşar Hız, İbrahim Demir, Tuncay Kaplan, Süleyman Özkan ve
Aydın Sakarya.
Beypazarı Ak Parti İlçe Yönetimi 6 adayı’da merkez’e taşımayı ve kimin
aday olacağının Genel Merkez tarafından karar verilmesinin daha uygun
olacağını kararlaştırdı. Cumartesi yani bugün Ankara’da İl Başkanlığında
bütün aday adayları ile ilgili bir toplantı yapılıyor. Ancak Genel Merkeze
üç aday isminin 15 gün önce ulaştığı ve bu isimlerin Ünal Eken, Yaşar Hız
ve İbrahim Demir olduğu öğrenildi.
Ak Parti adayının 10 gün içinde açıklanması bekleniyor.
Kırbaşı Belde Belediye Başkanı Mehmet Baki Bozkurt DYP’ye yeniden dönüş
yaptı ve Genel Başkan Mehmet Ağar’dan rozetini aldı. DYP Kırbaşı Belediye
Başkan adayıda Mehmet Baki Bozkurt olarak kesinleşti. Ak Partiden aday
olacağı söylenen Uruş’lu İsmail Çetin’in Ak Parti’ye müracaat etmediği ve
DYP ile kontağa geçtiği ve Genel Merkezle görüştüğü öğrenilirken İlçe
Başkanı Ahmet Gençer’in de DYP’den aday olabileceği konuşuluyor.
Yerel SRT Televizyon’u Ak Parti Basın toplantısının tamamını yayınladı.
Ancak İlçe Başkanı Hasan Hüseyin Karakaya’ya Basın mensuplarının sorular
bölümünde Benim sorduğum sorulara gelince sansür uygulandı. Kamuoyu
maalesef ilçe Başkanına sorulan soruları izleyemedi. SRT’nin bu
hareketinin altında neyin yattığını ben merak ediyorum. Kendileri,
Belediye Başkanı Mansur Yavaş vericilerini kaldırdı, yayın sansürü
uyguladı diye feryat ederken sansür’ün ne olduğunu biliyorlar
zannediyordum. Ama yanılmışım. Size yapılmasını istemediğini, sizde
başkasına yapmayın atasözü boşta kalıyor.
Timur’un bir hikayesi aklıma geldi. Timur’un bir fili serbest bırakılmış,
köylülerin bağ, bahçe ve tarlalarını ezip geçerken halk korkularından
Timur’a bir şey diyememişler. Nasrettin Hoca’dan yardım ve destek
beklemişler. Hoca siz arkamdan gelirseniz, sizin şikayetinizi Timur’a
iletirim ve Filini çektiririm demiş. Köylüler Hocam arkandayız demişler.
Timur’un sarayına doğru giderlerken saray’a yaklaştıkça arkadan birer
ikişer fire vermeye başlamış. Kapıya yaklaştıklarında hoca’nın arkasında
bir kişi kalmış. Hoca ben bir kişi ile de bu konuyu anlatırım demiş.
Kapıyı çalınca arkasında kalan kişi de kaçmış. Kapı açılmış. Hoca’yı
Timur’un huzuruna almışlar. Emret Hocam isteğin nedir deyince, Hoca;
yanlız başına bir filin dolaşıyor, yanına bir eş daha gönderde filin
yanlızlığını gider demiş.
Anlayana sivri sinek saz, anlamayana davul zurna az. SRT’nin bu tavrının
cevabını SRT’ye Kamuoyu verecektir. İlçede Yeni Televizyon kurma
çalışmaları devam ediyor. Eğer benden herhangi bir yardım talep olursa
yerine getirmeye hazır olduğumu şimdiden beyan ediyorum.
Yayınlanma Tarihi:02 Ocak 2004 Sayı: 88
KIBRISCIK AK PARTİ ADAYI İZZET OZAN
Kıbrıscık’tan bir
arkadaşımız Ak Parti’den aday adayı. Kendisini Lise öğrenimini yaparken
Beypazarından tanıyorum.
Beypazarında 1984 yılında Bolu il ve ilçelerinden Beypazarına gelip ikamet
edenlerin birlik, beraberliklerini, dayanışmalarını ve kaynaşmalarını
sağlamak amacıyla kurmuş bulunduğum ve kurucu başkanlığını yaptığım
Köroğlu Kültür Yardımlaşma ve Dayanışma Derneğine de bu arkadaşımız üye
olmuştu. Yöresine bağlı ve yöresinden kopamayan bu arkadaşımız yine
yöresinin kalkınması amacıyla kolları sıvamış ve Ak Parti’den Kıbrıscık
Belediye Başkan adaylığı için müracaat etmiş. Ak Partide başka aday
adaylarıda mevcut.
Eğer Ak Parti aday adayı olur ve Kıbrıscık halkı destekler ve seçilirse bu
arkadaşımızın Kıbrıscık’ı çok önemli yerlere taşıyacağına inanıyorum.
Kıbrıscık makuz kaderini mutlaka yenmeli ve artık dışa açılmalı. Göç veren
değil içinde yaşayanları koruyarak, yaşayan herkesin bütün ihtiyaçlarını
giderebildiği bir ilçe olmalı. Kimsesizlikten kurtulmalı.
Ben Kıbrıscık dışında yaşayan Kıbrıscık doğumlu birisi olarak, Kıbrıscık
dışında yaşayan herkesin Kıbrıscık özleminin ve hasretinin olduğunu
biliyorum. Aslında bu makus tarihimiz bizi Kıbrıscık’tan kopartarak çoban
değil adam olmamızın kapılarını açtı.
Çobanlığı küçük görmüyorum. İslamın Peygamberi Hz. Muhammed’de Çoban’dı.
Ama ülkemizde çobanlara bakış açısı kültürsüz, cahil, edebsiz şeklinde
olmaktadır. Kıbrıscık halkı çoban olmamak için okumuş, Kıbrıscık’ı terk
ederek Türkiyenin bir çok yerinde Devletimiz’e hizmet vermektedirler. Çok
iyi yerlerde olan Kıbrıscıklı hemşerilerimiz bulunmakta. Yüreklerinde
hasret, Kıbrıscık sevdası ile çağrıldıklarında Kıbrıscık’a koşarlar.
Kıbrıscık’ın dışında olan Kıbrıscıklılardan artık yararlanma zamanının
geldiğine inanıyorum. Ama bu ateşi körükleyecek bir yerel yönetim şart.
Mevcut belediye başkanı Hasan Hüseyin Beyle’de 1994’de düzenlediğim
Köroğlu gecesinde Belediye Başkanı olarak tanışmıştım. O gece acil bir
telefonla aranarak şeçim sonuçlarına itiraz olduğu ve Muzaffer beyin
Belediye Başkanı olduğu acı haberi ile gecemizi terk etmek zorunda
kalmıştı. Ve hakikaten 4-5 oyla Belediye Başkanlığını Muzaffer Bey
kazanmış ve Kıbrıscık’ı 5 yıl yönettikten sonra Hasan Hüseyin Bey 1999
seçimlerinde tekrar seçimi almıştı. Bu seçimlerde Kıbrıscık halkı
kendilerini yönetecek bir belediye başkanını seçecekler. Hak kiminse ona
yetki verecekler.
Temennim kim belediye başkanı olursa olsun Kıbrıscık’ı layık olduğu yere
getirmek için gecesini, gündüzüne katarak elbirliğiyle Kıbrıscık’ın makus
tarihini yenmeleri en büyük özlemimdir. Kıbrıscık halkı aydın’dır, akılcı
düşünür. Çağdaş bir Kıbrıscık için fedakarlıktan çekinmez. Kıbrıscık için
en iyisini seçeceklerine inanarak, Ak Parti aday adayı arkadaşım İzzet
Ozan’a da başarılar dilerim.
Yayınlanma Tarihi:28 Aralık 2004 Sayı: 87
TOHUM MEVSİMİNDE TARLAYA ATILIR
Gazetemiz Bölgemizde olan
siyasi olayları, siyasi partilerden önce kamuoyuna duyurarak bağımsız
gazetecilik görevini yapıyor.
Aslında gazetecilik adına yazılması gereken binlerce konu var. Bu konuları
bilmediğimizden, duymadığımızdan veya elimizde belgenin olmamasından
dolayı yazmamazlık yapmıyoruz.
Yazmamamızın veya haber yapmamamızın bir çok ana nedeni var. Her şeyden
önemlisi bizim bölgemiz küçük bir bölge. Yarın bu insanlarla yüz yüze
bakacağız, yazdığımız haberlerden dolayı bazı siyasiler veya bazı siyasi
yapılar zarar görecek. Bizim düşüncemiz; demokrasi açısından siyasete
ihtiyaç olduğuna inanıyoruz. Siyasete atılmış bu insanları her türlü
yanlışına rağmen siyasi çizgilerinin başında, siyasetten uzaklaşmalarını
veya uzaklaştırılmalarını istemiyoruz. Aldıkları bayrak yarışını, yan
etkilerden uzak, yarış süresince taşımalarını arzu ediyoruz.
Kendilerini uyanık zanneden veya gazetecileri karşıma dizer konuşurum gibi
bir anlayışla politik hayatını sürdürmeye çalışan siyasi arkadaşlarımıza
bir tavsiyem olacak... Öncelikle biz amatör gazeteci değil, profesyonel
gazeteciyiz...
Sizin bilmediğini zannettiğiniz bir çok konu gazetecilik görevi yapan tüm
arkadaşlarımızca bilinmekte, duymamıştır dediğiniz bir çok konu da
duyulmaktadır. Kendilerini gazetecilerin üzerinde görmesinler. Birşeyleri
yazmıyorsak kendi hatırları için değil, içinde bulundukları siyasi yapıya
zarar vereceği için, önlerinde var olan siyasi geleceklerini yok etmemek
içindir. Ama bugün yazmıyacaklarımızı yarın yazmayacağımızın garantisini
veremeyiz. Bazı şeyleri bizim bildiğimiz kadar kamuoyunun da öğrenme hakkı
var.
Bir tavsiyem de taşlı tarlaya veya ot bitmeyecek tarlaya tohum ekilmez.
Ekilirse bedelini ve zararını da ödemek zorunda kalırsınız. Tohum
ekecekseniz mahsulünü bol alacağınız, verimli, taşlardan ayıklanmış, su
ihtiyacı giderilebilecek veya rahmeti (Yağmur suyunu) alabilecek tarlaya
tohum ekiniz ki mahsulünüz de bereketli olsun.
Ot bitmeyecek, taşlı tarlaya tohum ekip de, yarin bize sitemkar
davranmayın. Birde tohumu mevsiminde tarlaya dikin. Mevsiminde dikilmeyen
tohumdan hayır gelmez. Elinize bir hiç geçer, zararı karınız olur.
Yayınlanma Tarihi:16 Aralık 2003 Sayı: 86
GÜÇLÜ ADAY
Güçlü aday kim. Her güçlü
aday gerçekte güçlü aday mı? Güçlü adayın gücü nereden gelmekte?!..
Evet güç tarih boyunca insanların önemsediği ve içinde bulunmak istediği
veya yanında yer almak istediği bir yapı, mana, duygu, düşünce, fikir veya
her ne derseniz deyin bir simge.
Belediye Başkan adaylarında güç ise; kaba güç, fiziksel kuvvet,
yandaşlarının güçlü ve kavgacı oluşu falan değil.
Başkan adaylarında güç; seçmenlerde sempati toplaması, aday olup
seçildiğinde hizmetleri yapabilecek bilgi ve cesarete sahip olması, lider
kafa yapısı, alınacak kararları lider mantığıyla olumlu ve anında karar
verebilecek ve kısa sürede sonuçlandırabilecek yeteneğe sahip olması,
belediye hizmetlerini nasıl ve ne şekilde yapabileceğini çok iyi bilmesi,
bürokrasiyi tanıması, milletvekili ve bakanlarla yakın diyalogda olarak
içli dışlı olması, hizmetlerin getirilmesinde çalınması gereken tüm
kapıların çalınarak, başarı noktasında tüm basamakların tırmanılması ve
girişimci bir ruh taşıması, aday durumunda ise bu güçlülüğü seçmene iyi
tanımlaması ve kendini iyi tanıtarak güven vermesidir. Güçlü olan ama
güven vermeyen aday bana göre güçsüz bir adaydır. Güven güçlülüğün en
önemli sıfatıdır. Güven duyulmayan aday güç ayaklarından birini kaybetmiş
olur, güç dengesi bozulur ve güçlülükte sallanan bir adaydan güçlü diye
bahsetmek doğru olmaz. Güçlü aday zalim değil, adil olan aday’dır. Zalim
olanda güçlüdür ama iktidarı ve gücü sürekli olmaz. Güçlü aday hakkaniyet
ölçülerine uyan adaydır. Eşit davranan değil, hakkaniyet ölçülerine uyan
aday güçlüdür. Sana uzak olanlar ve sana destek vermeyenlerle, sana destek
verenleri ve yanında olanları eşit tutarsa bu adayın gücü sarsılır.
Hakkaniyet demek sana destek olanları ezmeden ve ezdirmeden, belediyenin
menfeatlerinide ön planda tutmak şartı ile belediye adına yapılması
gereken yatırım ve faaliyetlerde sana yakın olanları ve destek olanları ön
tercih olarak görmek manalarını ihtiva eder. Böyle yapılmazsa; verilen
destekle güçlü hale getiren ve güçlü olmayı sağlayan, güçlülüğün temel
taşları çekilir ve güçlülük ifadesi yalnızlıkla mahkum hale gelir. Güç’ün
karşıtı zayıflık ve sonucu kayıptır. Seçmen bu hakkaniyete inanmalı ve
aday da bunu görmeli. Artık insanımız iki yüzlülüğü ve riyakarları çok iyi
seçebiliyor. Güçlülük; söz verip, sözünde durmak demektir. Yapılamayacak
veya yapamayacağı şeylere vaat etmek güç değildir. Sahtekarlıktır. Adayın
yapabileceği güç ne ise ona söz verilmesi en güzel davranış olup,
anlayacağınız manada erkekçedir. Güçlülük yapabileceği sözü vermek ve
verdiği sözü yerine getirmektir. Yapabilecek durumda ve imkanlara sahip
olmasına rağmen bir talebi yerine getirmemek ve yapmamak güçsüzlülüğün
simgesidir, adaya güvensizliği beraberinde getirir.
Güçlü aday sevilen sayılan kişi demektir. Sevgide ve saygıda şüpheler
başlamışsa güçlülükte kaybolmuş veya kaybolmaya başlamış demektir. Güçlü;
yanında zabıtalarla can yakan, belediye yetkileri ile insanlara korku
saçan, bu imkanlar nedeniyle aman konuşmayalım!, kulağına gitmesin!, sonra
biz zararlı çıkarız gibi olguların arkasına saklanmak değildir. Güçlülük
zabıtasız, halk arasında dolaşabilmek, belediyenin yerel ve yasal
imkanlarını egolar nedeniyle vatandaşa silah olarak kullanmamak, her şeyi
yasaların arkasına saklanıp vatandaşa dayatmamak, kararları vatandaşlara
danıştıktan sonra almak ve vatandaş tavsiyelerine uymak, başkan odasına
giren veya girecek vatandaşların girmekten korkmayacağı,
çekingenliklerinin giderildiği, bir abi veya bir yakınının odasına
giriyormuş gibi girebildiği aday demektir. Güçlülük iş gördürmek için
birilerinin araya girmesi demek değil, torpil ve ayrımcılığın kaldırıldığı,
kimsenin aracı olmadan işlerin görülmesi demektir. Vatandaşa zorluk
çıkartmak güçlülük değil, zorlukları kolaylaştırmak güçlülüktür. Makam
odasından kovanlar, bir gün kendileri kovulur.
Güçlülük eleştirilmeyi yasaklamak değil, her türlü eleştiride bir
haklılığın olacağını bilerek, eleştirilere açık olmak ve şeffaf bir yaşamı
tercih etmektir.
Güçlülük yapılan faaliyetleri halktan saklamak değil, her şeyi vatandaşa
anlatarak, güce güç katmaktır. Yönetimde ve faaliyetlerde şeffalık,
güçlülük demektir. Gizlilik güçsüzlüğün bir işaretidir. Gizlilikte korku
vardır. Korkaklarda güçlü olamazlar. Güç halk içinde hak ile beraber
olmaktır.
Ben adaylarda bu manada güç arıyorum. Adaya güvenmek, saygı duymak ve
bizim kültürümüzde saygı ve sevgi duyduğumuz insanlara abi denir, kısacası
abi demek istiyorum. Benim adayım, benim başkanım diyebilmeliyim.
Zannediyorum Beypazarında, partisi ne olursa olsun, herkes bu ifadelere
katılıyor. Herkes güçlü aday istiyor. Güçlü adayla birlikte yürümek
istiyor. Güçlü bir adayla Beypazarına hizmet vermek istiyor. Güç adına
yazılacak daha çok şey var.
Evet ben bu seçimlerde yukarıda tanımını yapmaya çalıştığım adayın yanında
yer alacağım ve bu adayın hatalarını düzeltmek adına Hz. Ömer’e ‘’Ya Ömer
yanlışların olursa seni kılıçlarımızla düzeltiriz’’ ifadesinde olduğu ve
söylendiği gibi, sözlerimizle, eleştirilerimizle yapılabilecek hatalara
engel olmak adına meclis üyesi olarak yanında yer alacağım.
Yayınlanma Tarihi:12 Aralık 2003 Sayı: 85
BEYPAZARINDAKİ ANKETLER
Beypazarında anketlerin
sürekli yapıldığını duyuyoruz. Birilerine göre Demir önde. Acaba öyle mi?
Bana göre MHP adayı Başkan Mansur Yavaş’ı hiç bir zaman küçümsemeyin.
Yaptığı çalışmalar ona seçimde yeni kan olarak dönecek.
Bizim bu haftaki sayımızda Ak Parti aday adayları arasında yapılacak bir
anket’te nelerin çıkabileceği noktasında olacak.
Ben bu seçimlerde yapılacak hiç bir ankete güvenmiyorum.
Neden mi?... Eğer gerçekten bir yetkili bir politikacı olsaydım rakip
partinin aday adayları arasında seçilme durumu zayıf olan bir adayın
anketlerde birinci çıkması için yandaşlarımı yönlendirerek birinci
çıkmasını sağlardım. Gerçekten rakip partinin o aday adayını aday yapması
halinde ekmeğe yağ sürülecekse ve seçim bu strateji ile kazanılacaksa bunu
yapmakla büyük kazanç sağlanacaktır. Hatta aday olmasını istediğim aday
adayına kendi yandaşlarımdan destek göndererek onun diğer aday adayları
arasında daha etkin bir mücadele içinde olmasını sağlayarak adaylığının
kesinleşmesi noktasında destek sağlardım. Yapılacak tüm anketlerde zayıf
aday birinci çıkarak partinin aday tercihinde de tercih konusu olacağından
seçim çalışmalarından birisi başarılmış olurdu. Seçim kazanmak için daha
bir çok çalışma ve alan içinde faaliyet göstermek mutlaka gerekecek ama bu
çalışma da en etkin çalışmalardan biri olurdu.
Bu seçimde Beypazarında böyle bir çalışmanın yapıldığından şüpheliyim ve
bu nedenle yapılacak hiç bir anketin doğruları göstermeyeceği noktasında
kanaatlerim artmaya başlamıştır.
Ak Parti aday adayları arasında yapılacak bir ankette de hiç anket yapmaya
gerek yok. Zira her halü karda İbrahim Demir önde çıkacaktır. Neden mi
diye soracak olursanız, Demir’in 15 yıl belediye başkanlığı görevi
nedeniyle seçmen açısından tüm adayların önünde olmasından ve yeni aday
adayları arasında tercihlerin dağılması nedeniyle oyların bölünmesinden
dolayı.
Eğer Beypazarında bazı gerçekleri öğrenmek istiyorsanız bence anketörler
şu şekildeki bir anketle yola çıkmalılar. İşte o zaman Ak Partideki yeni
aday adaylarının tercih durumu ve partinin kazanımlarını görmek mümkün
olabilir.
MHP Adayı ve belediye Başkanı Mansur Yavaş, İbrahim Demir, Ünal Eken veya
MHP Adayı ve belediye Başkanı Mansur Yavaş, İbrahim Demir, Yaşar Hız, veya
MHP Adayı ve belediye Başkanı Mansur Yavaş, İbrahim Demir, Tuncay Kaplan
veya MHP Adayı ve belediye Başkanı Mansur Yavaş, İbrahim Demir, Hayri
Öztürk veya MHP Adayı ve belediye Başkanı Mansur Yavaş, İbrahim Demir,
Süleyman Özkan veya MHP Adayı ve belediye Başkanı Mansur Yavaş, İbrahim
Demir, Mehmet Dinarlı veya MHP Adayı ve belediye Başkanı Mansur Yavaş,
İbrahim Demir, İsmail Çetin veya başka kim ve ne kadar aday varsa bu
şekildeki bir anketle ancak gerçeklere ulaşılabilir. Yoksa diğer anketler
bu seçimde şaşırtıcı ve yönlendirici olur ve gerçeklerin görünmesini
engeller.
Demir’in geçen dönem seçim kaybetmesinin nedeni; kendisine muhalif
grupların 1994 seçimlerinde seçimi kazanma barajındaki en yakın ve en
güçlü parti durumundaki MHP’nin tercih edilerek kayması nedeniyle olmuştur.
Demir’in seçim kaybettiği günden bu güne kendisine muhalif kişileri ne
kadar ikna ettiği tam bilinmiyor. 1999 seçimlerindeki durum Demir aday
olsa yine böyle dengeler kayması olabileceği şüphesinide beraberinde
getiriyor.
Peki Demir değil başka biri Ak Partinin adayı olsa bu denge kaymaları
olmayacak mı?
Bana göre Demir kadar olmaz. Ancak burada da güçlü aday tercih edilir.
Hangi partinin adayı güçlü ise vatandaş tercihini güçlü adaydan tarafa
kullanır. Güçlü adayı gelecek sayılarımızda açıklamaya çalışacağız.
Hükümetin hangi partiden olduğu, parti liderinin kimliği gibi durumlar
seçmen tercihinde ancak % 10-15 etkileşim sağlar. Beypazarı için özel bir
durum söz konusu edilirse Mansur Yavaş’ın 03 Kasım 2002 seçimlerinde
hanlarönünde yaptığı konuşmada; ‘oylarınızı hükümet partisine verin ve
MHP’yi iktidara getirin ki daha çok hizmet alalım’ gibi sözleri de seçmen
tercihlerinde % 10 yönlendirme yapacaktır. Dolayısıyla bu seçime
Beypazarında Ak Parti % 10’luk bir avantajla girmektedir. 25.000 seçmen
arasında Ak Parti seçimlere 4500-5000 oyla girecektir. MHP’de 1994
seçimlerini baz olarak alırsak 4500-5000 oyla seçimlere girecektir. Şu an
Ak Parti ve MHP seçimlere eşit girmektedir. DYP’nin çıkaracağı aday bu
eşitliği belki bozabilir.
Seçimi burada neler etkileyebilir?
Demir’in aday olmaması ve güçlü bir adayla seçime girmesi Ak Partinin, çok
yüksek oy almasını sağlayabilir. Demir’in aday olması halinde; Ak Parti
rizikoları göze alabilirse Demir’e muhalif olanların en güçlü adaydan
tarafa kayma olmayacağı düşünülürse, Ak Parti içinde Demir’in adaylığından
dolayı bir bölünme olmaz ise, Ak Parti seçimi kazanır. Bu şartlar göz
önüne alınarak Demir’in aday olması halinde en yakın partiye çok büyük bir
fark atılmayacağı inancındayım. Güçsüz bir adayla seçime girecek Ak Parti
kendisine gelebilecek oylarını MHP’ye veya DYP’ye de kaydırabilir Buda Ak
Partinin yerel seçimlerde Beypazarında başarısız olmasını sağlayabilir. Ak
Partinin bana göre üç güçlü adayı gözüküyor. İbrahim Demir, Ünal Eken ve
Yaşar Hız. Diğer aday adayları da kendilerine göre güçlü adaylar, ancak
yıllarını siyasetle geçirmiş biri olarak ilçede seçim kazanabilecek
güçlülükten ve kendisine destek veren seçmenlerin adaya bakış açılarında
güçlülüğü algılamak gerektiğini düşünüyorum. İnsanlar, ‘benim adayım ve
belediye başkanım’ diyebilmeli. Tepkiler en asgariye inmeli İşte güçlülük
bu ifadelerin arasında gizli.
Bütün partilerin adayları arasında hangi aday halka ve seçmene benim
adayım ve belediye başkanım dedirtebilirse bence seçimi parti değil aday
ve özellikle bu seçimlerde meclis üyeleri kazanacaklar. Herkese kolaylı
gelsin.
Yayınlanma Tarihi:05 Aralık 2003 Sayı: 84
BİR ZAMANLAR AT SEVGİSİ VARDI ŞİMDİ
GANYAN’DA KUMAR ARACI
At Kahramanlığın, gücün,
kudretin ve iktidarın simgesidir. Hayvanların arasında atların başka bir
yeri vardır nedense. Belki daha sıcak kanlı olduklarından, belki çok daha
uysal bir yapıya sahip olduklarından...
Diğer milletler arasında en çok at sevgisi de biz Türklerde var. Bu
sevginin kökeni geçmiş tarihimize dayanıyor. Çünkü Osmanlı devletinde atın
ayrı bir yerinin olduğunu görüyoruz.
At’a, kadına ve kılıca özel bir önem verilmiş olması boşuna değil...
At kahramanlığın simgesi bir yerde. Gücün, kudretin ve iktidarın. Çünkü o
zamanlarda savaşlar at sırtında yapılmakta...
At sırtında ülkeler fethedenler ata önem vermesinde kim versin, değil mi?
Onlar için at en gerekli temel ihtiyaçlardan birisi...
Bakmayın siz şimdi atların yalnızca taşımacılıkta ve seyrek olarak tarımda
kullanılmasına, geçmiş zamanda at hayatın hemen bir çok evresinde görev
alabiliyordu. Tabi böyle olunca da, her evde bir at görmek mümkündü.
Şimdi ise atlar seyirlik oldular. Onlar artık at yarışlarında koşarken
seyrediliyor. Üzerlerinde kumar oynamayı da ihmal etmeyerekten tabiki.
Bugün hipodromları dolduranların hepsinin at sevgisinden mi oralarda
bulunduğunu sanıyorsunuz? Tabiiki değil, oynadıkları altılı ya da bilmem
kaçlının sonucunu bir an önce öğrenmek ve eğer birşeyler vurmuşsa parasını
alıp gitmek içindir o kalabalaıklar...
Geçmişte at neredeyse hayatın bir parçasıydı. Savaşlar at ile kazanılır,
at üstünde ülkeler fethedilirdi. Şimdi ise at, kumara dönüştürülen
yarışlarda koşmaktan başka bir işlevde bulunmuyor. Hipodrumları dolduran
binlerce kişi sanmayın ki at sevgisinden orada bulunuyorlar. Hepsininde
derdi, yarışta bulundukları tahminlerden bir şey çıkması...
Bir zamanlar nerelerde kullandığımız atlar, şimdi birer kumar aracı olarak
karşımızda duruyorlar.
Atın uysallığından, insana yakınlığından ve yaşamımıza sağladığı bazı
kolaylıklardan da söz eden kalmadı artık...
At’a binip doğa ile başbaşa kalmak ve hayatı bir anlamda daha yakından
solumak da parası olanlara kaldı.
Çiflik sahibi olanlar yapabiliyor bu işi...
Pek çok şey gibi ata olan ilgimiz ve at ile olan geçmişteki bağımız yavaş
yavaş kopuyor.
Materyalist düşünce hayatımızda duygu ve özlemlerimizden daima bir adım
önde gittikçe, bizlerde geçmişle olan bağımızı yavaş yavaş koparmaya
başlıyoruz...
Hayatımızı kuşatan hırs ve bitmek bilmeyen arzular, bizleri her gün biraz
daha geçmişten uzaklaştırıyor. Materyalis düşünce daima duygu ve
özlemlerimizin bir adım ötesinde seyrediyor.
Geçenlerde işimin gereği bir Ganyan Bayiine gittim. Hiç ummmadığım
kişileri orada gördüm. Şaşırdım kaldım...
Evine bakamayan, sıkıntı içinde olan, geçim darlığı çeken bazı insanların
at yarışları oynadığına şahit oldum. Olmayan üç beş kuruşunuda buralarda
kaybettiklerine şahit oldum. Belki oynamak için bu parayı kimlerden emanet
aldı veya hangi insanları kandırdı bilinmez.
Ne oluyor bizim insanımıza.
Arkadaşlar bu paradan hayır gelmez. Çoluk, çocuğunuzun rızkını buralarda
kaybetmeyin. Helal rızkınıza, haram karıştırmayın. Sizinkinin at sevgisi
olmadığı kesin. Sizin amacınız oynadığınız altılıdan veya bilmem neden
gelecek parada. Ama hiç bir zaman bu hayalinize kavuşamazsınız. Bunda
hayır yok. Alın teri dururken vaktinizi de boşa geçirmeyin. Buralarda
geçirdiğiniz vakitleri, gidin, size hasret çocuk ve ailenizle geçirin.
Kendinizi buralarda kaybederken kendi geleceğinizle, çocukların
geleceğinide kaybettirdiğinizi unutmayın. Geleceğinizi karartmayın.
Kumar öyle bir illet ki, yapıştım mı yakanıza bir daha kurtulamazsınız.
Kumardan kim müreffeh olmuş. Bakın hangi kumarhane sahibi müreffeh bir
yaşam sürüyor. Huzurlu bir yaşam sürüyor. Geleceği olmayan bir yolda
sürüklenen herkese dostane bir tavsiyem. Önünüzde bir gelecek sizi
bekliyor. bu geleceği sonu olmayn bir yolda tüketmeyin. İşin başında iken
aklınızı başınıza alın var olan hatalardan bir an önce geri dönün.
İnsanın önemsemediği küçük hatalar ilerde çok büyük hataları ve
gafletleride arkasından sürükler. Var olan gelecek yok olur ve çıkmaz bir
sokakta çıkış yolu aramaya başlarsınız. İşte o zaman çıkış yolu bulmayı
bırakın sizi o sokaktan çıkaracak bir el dahi bulamazsınız. Benden
söylemesi. Herkesin bir aklı, beyni ve fikri var. Ben sadece bir
hatırlatma yaptım.
Bana göre bir tek yol var. O yolda ancak Allah’a ulaşır. Bunu unutmayın.
Yayınlanma Tarihi:21 Kasım 2003 Cuma Yıl 2 Sayı:83
BAYRAMINIZ MÜBAREK, HUZURLU VE KUTLU OLSUN
İnsan ömrü uzun olursa daha
nice bayramlar yaşar.
Bayramlar bir ulusun mutlu ve huzurlu günleridir.. Adı üzerinde Bayram
günüdür.
Biz Müslümanız ve Türk Milletiyiz. Bu tür Bayramların kıymetini ve
manasını çok iyi bilme mecburiyetindeyiz.
Bayramlar bir milletin birlik, dirlik ve huzur günüdür. Büyüklerini anma,
küçüklerini sevme, ölmüşlerini hatırlama günüdür.
Gelin bu bayram diğer bayramlardan daha farklı bir kutlama yapalım.
Neden mi?!..
İstanbul’a konan bombalar Türk milletinin huzurunu, birlik ve dirliğini
bölmeye yönelik, bayramlarımızı yok etmeye yönelik, içimize huzursuzluk
çıkartmaya yönelik oyunların bir parçası. Gelin bu oyunları bozalım.
Belki farketmediğimiz nice küçük şeyler bizi hayata bağlar, ülkemizi daha
çok sevmemizi sağlar. İşte o küçük şeyler ki bize kendimizi ve varlığımızı
hatırlatır. Birlik, dirlik, huzur ve güvenlik bu küçücük şeyler içinde
yatar.
Ülkemizin; gelişmekte olan bir ülke konumu itibariyle hepimizin yaşadığı
değişik sıkıntıları vardır. Bu sıkıntılar ne olursa olsun insana
değerlerini unutturmamalı...
Bu bayram bir başlangıç olsun. Her ne tür sıkıntılarımız varsa da bu
sıkıntılar bazı şeylerden daha önemli değildir ve olmamalı.
Devlet, Vatan, Toprak, Bayrak, Allah, Kitap, Ana, Baba, Kardeş, Eş, Dost,
Akraba, Arkadaş’dan daha önemli şeyler ne olabilir ki!?..
Türk milletinin ta ezelden beri varlığını sürdüren ve ebediyete kadar da
varlığını sürdüreceğine inanmak istediğim değerleri vardır. Bu değerler
çok kutsal değerlerdir. Bez bir çabut parçasıdır. Bayrak da bir bez
parçasıdır, ama bizim inancımızda ve ruhumuzda bez parçasından yapılan
Türk Bayrağının kutsal bir değeri ve önemi vardır. Bez parçasını ayaklar
altında çiğneyebilir veya üzerine oturabilirsiniz ama Bayrağı kalbinizden
aşağıya koyamaz, başınızın üzerinde taşır, başınıza taç yapar, uğrunda
ölürsünüz. Hilal islamı, yıldız evreni, kırmızı rengide şehitlerin kanını
simgeler. Dalgalanması ise bağımsızlık demektir. Uğrunda canlar verilir,
kanlar verilir, yere düşmesine asla izin verilmez.
Bayrak örneğindeki gibi bizim nice kutsal değerlerimiz vardır. Burada
sizlere vazu nasihat verecek değilim. Hepimiz bu kutsal değerleri çok iyi
biliriz. Ama işlerimizin yoğunluğu veya sıkıntılarımız nedeniyle belki
unutmuş olabiliriz diye hatırlatmayı bir görev saydım kendime.
Birlik, dirlik ve huzura her zamankinden daha çok ihtiyaç duyduğumuz şu
günlerde, teröre ve teröristlere geçit vermemek için gelin bu kutsal
değerlerimize sahip çıkalım.
‘’Toplu vurdukça yürekler, O’nu top bile sindiremez’’
Bu bayram bizim için bir fırsat olsun.
Sizce; işiniz-gücünüz, sizleri doğuran, büyüten anne ve babalarınızdan
daha mı önemli!?.. Gelin bu bayram önce anne ve babalarımızı ziyaretle
başlayalım. Onları boynu bükük, yalnız bırakmayalım. Birlik ve dirliğin
temelinden başlayalım. İçimizdeki huzuru ve barışı yakalayalım. Eğer,
ölmüş, hakkın rahmetine kavuşmuşlarsa size daha çok ihtiyaçlarının
olduğunu hatırlayarak mezarları başına giderek dua edelim, af ve helallik
isteyelim. Sonra aile büyüklerimizin ellerini öpelim, küçüklerin gözlerini
öperek onları sevindirelim. Eş, dost, akraba, arkadaş ziyaretleri yapalım.
Devletimiz adına görevleri başında çalışan devlet büyüklerimizi,
görevlilerimizi, askerlerimizi, polislerimizi, itfaiyecilerimizi, sağlık
görevlilerimizi, ziyaret ederek hep birlikte, ezelden ebede var olan ve
yaşayacağına emin olduğumuz değerlerimizi yaşayarak ve yaşatarak iç huzur
ve barışın oluşmasında, karılacak harçta bizde bir kum tanesi olarak
yerimizi alalım.
Bakın görün; Devlet olmanın, Türk vatandaşı olmanın ve Türkiye
Cumhuriyetinde yaşamanın mana ve ehemmiyetini o zaman ne kadar iyi
anlayacağız. Terör ve teröristlerin yollarını kapayacağız. İnançlarımızın
kutsallığı ile bayrak, vatan, toprak, kitap, Allah ne demek manasına
varacağız.
Evet bu kutsal günde (Bayramda) küslükler varsa, barışın yollarını açalım.
Terör puslu havayı sever. Bu fırsatı onlara vermeyelim. Terör’ün dini
olmaz. Dinli teröristte olmaz. Bütün terör örgütleri aynı kaptan
beslenirler.
Onları durdurmanın yollarından biri; tüm ülke halkı olarak bir ve beraber
olduğumuzun, bütünleştiğimizin mesajları ki, onların yollarındaki en büyük
engellerdir. Bu engelleri onların önüne koymak o kadar zor olmasa gerek.
Değerlerimize sahip çıkarak bu bütünlüğümüzü perçinlemek için bu Bayram
günlerini fırsat bilelim, kendimize düşen görevi yerine getirelim.
Acizane bu benim görüşüm. Elbette sizlerinde farklı görüşleri olabilir.
Bir taraftan başlayalım da nereden olursa olsun. Huzurlu bir geleceğe el
ele.
Yayınlanma Tarihi:13 Kasım 2004 Sayı: 82
BAĞIMSIZ GAZETECİLİK
Beypazarı merkezde çıkan
tüm gazeteler sanki taraflı gibi görünüyor.
Bu durum yıllarını Gazeteciliğe adamış ve bu işi çıraklık aşamasından
alarak profesyonellikte ilerleyen bizleri bile rahatsız ediyor.
Gazeteciler taraflı olamaz. Taraflılık Gazeteciliğin bağımsızlığını
yitirmesi demektir.
Üç beş haftadır gazetecilik adına yaptığımız haberler, diğer gazetelerin
tutumları ve yayınları nedeniyle sanki bizimde taraf olduğumuz imajını
vermektedir. Üç beş gazetenin birbirine uymayan yayınları kamuoyunuda
rahatsız ediyor. Beypazarındaki gazeteler adaylar arasında bir bölünmüşlük
imajı vermektedir. Seğmenler Gazetesi Mansur Yavaş’ın Gazetesi, Star
Gazetesi İbrahim Demirin Gazetesi, Bizim Gazetemiz Ünal Eken’in Gazetesi,
Sakarya Gazetesi ise Ak Parti ilçe Başkanı Hasan Hüseyin Karakaya’nın
gazetesi imajını vermekle beraber konuşulmakta veya bazı siyasiler, yani
aday adayları da kendileri hakkında lehte haber yapılmadığı için bunu
kamuoyuna pompalamaktadırlar.
Ben bu durumdan emin olun rahatsızlık duyuyorum. Bizim Gazetemiz bağımsız
bir gazetedir ve hiç kimsenin yayın organı değildir. Tarafsızlık
noktasında Haber konusu ve kaynağı ne olursa olsun kayda değer her haber
bizim yayın akışımız içinde gazetelerimiz sütunlarında yer alır.
Ak Parti aday Adayı Ünal Eken’in adaylığı noktasında kendisine sempatimiz
vardır. Elbetteki Ünal Eken’in tanıtılması noktasında gazetemiz
sayfalarında haberler yapılmıştır. Ama diğer adaylar hakkında da
haberlerimiz yapılmış ve yapılmaya devam etmektedir. Gazetemizin sütunları
bütün aday adaylarına açıktır. İbrahim Demir’in Demeçleri nasıl gazetemiz
sayfalarında yer almışsa, Tuncay Kaplan’ın demeçleride, Mansur Yavaş’ın
çalışmalarıda, gazetemizi muhatap alan diğer aday adaylarının da haber ve
yazıları gazetemiz sayfalarında yer almış ve almaya da devam edecektir. Bu
yayınları yapıyoruz diye bir adayın yayın organı olmamızı gerektirmez.
Taraflılık; ilçede var olan gerçekleri görmemezlikten gelmek, aslı olmasa
bile, bir adayı üstün gösterme gayret ve çalışması içinde yer almakla
meydana çıkar. Ne yazık ki bu şekilde yayınlarını sürdüren gazeteler
maalesef ilçemizde yayın yaparak Kamuoyunun kafasını karıştırmaktadır.
Belki bizim yayınlarımızda da böyle bir durum algılanabilir. Bizi
tanıyanlar çok iyi bilir ki, biz hayal peşinde koşmayız. Yaptığımız
haberleri de rüyamızda gördüğümüz için yapmayız. Mutlaka bildiğimiz ve
kaynağına ulaştığımız veriler varki, bugüne kadar ki yayınlarımız bu
açıdan ele alınarak haber yapılmıştır. Yaptığımız haberlerin doğruluğu
belki seçimden önce, belkide seçimden sonra gerçekliliğini ve haklılığını
kanıtlayacaktır. İşte o zaman gerçekten bizim ve gazetemizin şu an yanlı
gibi görünsede aslında yansız ve tarafsız bir yayın yaptığımız ortaya
çıkacaktır. Her yaptığımız haber ve yazının mutlaka bir dayanağı vardır.
Biz olaylara gazetecilik açısından bakmayıp, duygular ve hisler açısından
bakıp, yazı ve haber yapmışsak, bugünden itibaren kamuoyundan özür
dilemeye hazırız. Ama bugüne kadar yayınlarımızda böyle bir hata yapmadık.
Yaptığımız yayınların doğru olduğunu, siyasette son günlerde gelişen
hadiseler bizim haklılığımızı ve haberlerimizin doğruluğunu isbatlamakta
ve kanıtlamaktadır.
Peki bizim dışımızda yayın yapan gazetelerin dayanakları nedir? Hisleri
önde, olaylara duyguları ile mi, yoksa gerçekten dayandıkları bir nokta
dan hareketle mi yayın yapıyorlar. Yanlı yayın yaptıkları ve taraf olduğu
kişiler aday olamazlar ve seçim kaybederlerse hangi gazetecilik yönüyle
kamuoyunun yüzüne bakacaklar. Ben yanlı yayın yapan bu gazetelere bir
uyarıda bulunuyorum. Yaptığınız haber ve iddialarınızın temel dayanağı
nedir? Masa başında oturup gönlünüzden geçen yazıların yazılması, bağımsız
ve müstakil gazete anlayışına sığar mı? Beypazarı Basın Geleceğinizi
karartmayın. Var olan gerçeklere gözünüzü kapamayın ve yanlı yayınlardan
vazgeçin. Özlem ve hislere göre, haber ve yayın yapılmaz. Yapılan
yayınların mutlaka bir haber dayanağı bulunmalıdır.
İlçede ele geçirdiğiniz bir anket varsa bu dostlarınızı rahatsız ediyor
olsa bile yayınlamamak en büyük yanlışlıktır. Hem desteklediğiniz
dostunuza gerçekleri göstermemekle onun mücadele azmini kırar, kazancı
sepette hazır görmeye başlatırsınız. Kazanmak için yapılması gereken
girişimlerin ve uğraşlarında önemsenmemesi ve kendine aşırı güvenle,
kaybetme yolunda en büyük görevi yüklersiniz. Var olan bir anketi
küçümsemek, karikatürize etmek, sizleri de küçültür. Akıllı siyasetçi, var
olan gerçekleri masasının üzerine yatırır, itiraz etmeden önce gerçek
olabilirliği üzerinde durur. Varsa bir eksiklik önce kendisinde bir hata
arar. Kendini dev aynasında görmez. Zaten kayıp ve küçülme buradan başlar.
Bu anket sonuçları seçim sonrası ortaya çıkarsa, şimdi karikatürüze ederek
muhatap almamaya çalışılan bu haber ve anketlere karşılık son sözün ne
olacağını ben merak ediyorum. Biz Kamuoyunun gözü kulağı olmaya
çalışıyoruz. Bağımsız gazetecilik adına hep gerçekleri yazacağız.
Yayınlanma Tarihi:30 Ekim 2003 Sayı: 81
DEĞİŞEN BEYPAZARINDA HERKESE GÖREV
DÜŞÜYOR
Beypazarı İbrahim Demirle başlayan değişime Mansur Yavaş’la devam etmiştir.
Beypazarı hem imar yönünden hemde çağdaşlaşma ve kültür değişimi açısından
yaşadığı değişimin başlangıcı İbrahim Demir’in bağımsızdan seçilmesi ile
başlamış, Beypazarı kentsel dönüşüm ve değişimde devrim yaşamaya
başlamıştır.
Demir’in Belediye Başkanlığı yaptığı 15 yıl bu değişim artarak süre
gelmiştir. Bu değişim Demir seçimi kaybettikten sonra Mansur Yavaş ile
devam etmiş ve halen devam etmektedir.
Beypazarı halkı bana göre Türkiyedeki bir çok il ve ilçede yaşayan
insanlardan daha şanslı bir konumdadır.
Sebebi Belediye Başkanlığı yapan bu insanlar yaşanan beldeye hizmeti
yüreklerinden benimsemişler, bu yürek duygusu ile hareket ettiklerinden
Beypazarı bu değişimde hız kazanmıştır. Gelecekte de bu devam etmelidir.
Bu değişime Beypazarında görev yapan Kaymakamlarında büyük etkisi olmuştur.
Belki bazı kaymakamlarımız buna ayak uyduramamışlarsa da Beypazarında
görev yapan çok sayıda Kaymakam görevlerinin bilincinde ilçeye hizmeti ön
planda tutmuşlardır. Benim hatırlayabildiğim Utku Acun’la başlayan
Kaymakamların hizmet kervanında Musa Uçar, Nevzat Taşdan önde gelmektedir.
Eğer ön şartlı düşünceleri bir tarafa bırakırsak Belediye Başkanlarımız
ile ismi belirtilen Kaymakamlarımız Beypazarı’nın daha hızlı gelişmesinde
ve değişiminde büyük rol oynadıkları bir gerçek.
Önemli olan bu değişimlerin devam etmesi ve Beypazarı halkının layık
olduğu, içinde mutlu olabildiği ve her türlü hizmetini ilçe merkezinden
giderebildiği ve dışarıdan ilçeye gelen misafirlerinde huzur bulduğu ve
iyi ki gelmişiz diyerek memnun ayrıldığı ve olumlu izlenimlerle giderek
Beypazarı reklamını gelmeyenlere de yaptığı, sosyal aktivitelerin
yaşanabildiği ve bu ilçede ne var ki diyerek kaçışın ve göçlerin
yapılmasının engellendiği bir kent olmasıdır.
Beypazarında el birliği ile değişim, kültür ve bilginin de yüksek
tutulduğu bir kent yaratmak öncelikli görevimizdir. Huzurlu bir kente
doğru elele...
Yayınlanma Tarihi:30 Ekim 2003 Sayı: 80
KAYBEDİLECEK BEŞ SENE YOK
Beypazarında her kes bir
yol tutturmuş gidiyor. Birilerinin kaybedecek beş senesi bile yok. Bu
yüzden bu seçim diğer seçimlerden farklı olacak.
Farklılık nerede diye soracak olursanız açıklaması gayet açık.
1994 yılında Refah Partisi rüzgarının esmeye başladığı ve genel seçimde de
bu rüzgarın tırmanarak Refah Partisini İktidara götürdüğü bir gerçek.
İşte o günlerde yerel seçime 6 ay kala Parti yönetiminde görev aldım.
Şimdi Ak Parti Aday adayı olan Hayri Öztürk, 1980 yılı Belediye Başkanı
Turan Kamberli, Avni Erdoğan ve Yaşar Hız ve bir kaç kişi daha partinin
aday adayı olmak için kendilerinin veya parti teşkilatının aday ol
istekleri doğrultusunda aday adayları arasında artış vardı. Parti
Teşkilatından bazılarının aday çokluğunun iyi olduğu şeklinde kanaatleri
vardı.
Ama öyle olmadı. Aday çokluğu partiye yaramadı. Bu süreçte parti içi
çekişmelerde tırmanmaya başladı. Parti tabanından ve eski yöneticilik
yapmış kişilerden oluşan bir grup, bazı aday adaylarına sert muhalefet
yaptılar. Dolayısıyla parti yönetimi hedef seçildi. Biz o dönem Seçimi
kazanmayı bıraktık, parçalanma durumunda olan partiyi nasıl ayakta
tutabiliriz çalışmaları içine girerek, partide kopmayı önleyecek ama
seçimi kazanamayacak tek aday üzerinde durduk. Avni erdoğan’ı aday yaparak
seçime gittik. Ama ne yazıkki parti içi muhalefet yine durmadı ve ben
istifa edip ANAP’a geçmek zorunda bırakıldım. ANAP adayı İbrahim Demir
1994 de seçim kazandı. Demir’in seçim kazandığı ANAP kan kaybetmeye
başladığı ve oylarını her seçimde aşağılara doğru çeken bir yapılanma
içinde Beypazarında İbrahim Demir seçim kazanmıştı. Oysa yükseliş
trendinde olan Refah Beypazarında seçim kazanabilirdi. MHP ikinci parti
olurken Refah ancak dördüncü parti olabildi.
Tarih tekerrürden ibaret.
Bugün Ak Parti yönetiminde de aynı anlayışın hakim olduğunu görüyorum.
Aday adaylarını çoğaltarak, bana göre sunni adaylar üreterek, seçime katkı
sağlayacaklarına inanıyorlar. Ama bence öyle olmayacak.
Beypazarında bir realite var. Partiler üstü bir politika anlayışı hakim.
Beypazarında yaklaşık üç dönemdir İbrahim Demir Mansur Yavaş’ı, Yavaş
İbrahim Demir’i besleyerek politika yapıldığı bir gerçek. Birine kızanlar
diğerine, öbürüne kızanlar birine oy verme durumunda bırakılmış, parti
taban oyları belirsizleşmiştir.
Burada bana göre 1994 ve 1999 seçimlerinde partiler değil adaylar, diğer
adayın seçim kazanmasını sağlamıştır.
Ak Parti İktidar rüzgarını bu yerel seçimlerde olumlu değerlendiremeyeceği
kanaati hasıl olmaya başlamıştır. Ellerine geçen tarihi bir fırsat bu
seçimde kaybedilecek gibi görünüyor. Mevcut yapılar alışkanlıklarını devam
ettirecekler... Ben böyle görüyorum. Bu noktaya gelmesini biraz da Ak
Parti ilçe başkanı ve yönetimi körüklüyor. Tabii burada DYP de şanslı
duruma geliyor.
Evet bu yerel seçim çok farklı geçecek. Başta söylediğim gibi Birilerinin
beş yıl kaybedecek zamanı yok. Ak Parti İktidar avantajına güvenirse adayı
kim olursa olsun Beypazarında MHP’ninde DYP’ninde seçimi alma ve Belediye
Başkanlığını kazanma sansı var.
Bizden söylemesi.
Fazla oluyoruz? Memleketi biz mi kurtaracağız? Ne haliniz varsa görün?..
Biz böyle düşünemiyoruz. Seçime 5 aydan daha az zaman kaldı. Bekleyin
görün.
Yayınlanma Tarihi:24 Ekim 2003 Sayı: 79
BEYPAZARINDA İLK DEFA
CAMİ YAPAN VE YAPTIRANLARA ÖDÜL VERİLDİ.
1-7 Ekim tarihleri arasında
Camiler ve Din Görevlileri Haftası münasebetiyle Beypazarı Müftülüğü
Beypazarında ilk defa Cami Yapan ve Yaptıranlara bu hizmetlerinin
karşılığı anısına ödül verdi.
Bana göre çok anlamlı ve geç kalmış bir hareket olarak gördüğüm bu
davranıştan dolayı Beypazarı Müftüsü İhsan Caner’i ve müftülük personelini
kutluyorum.
Beypazarı halkı Din ve iman konularında çok hassas ve duyarlı insanlar.
Beypazarındaki camilerin hemen hemen hepsi Beypazarı halkının yardım ve
katkıları ile yapılmıştır. Buna ilave olarak Beypazarı İmam Hatip lisesi
ve yanındaki Tatbikat Camiide Vatandaşlar tarafından yapılmıştır. Bu
çalışmalara Siyasi görüş ne olursa olsun herkes canla başla katılarak,
yardım ve bağış konusunda önce kendi ceplerinden vermek şartı ile
vatandaşlardan yardım toplanması konusunda da gönüllü olmuş ve Beypazarı
Din hayatına gönüllü katkı sağlanmıştır.
Rahmetli Sarı Kahya CHP yönetim Kurulu Üyesi olmasına rağmen bu konularda
başı çekmiş gayret ve çalışma içinde olmuştur. Birlikte köylerde yardım
topladığımız günler hala tarafımıca unutulmamış bir anı olarak kalmıştır.
Beypazarında din hayatının sağ ve sol yönü yoktur. Sağcısıda, solcusuda,
din hayatını ilgilendiren Cami ve okul gibi kurmların yapılmasında hiç
kimseden bir adım geri kalmamışlar bilakis yardımda yarışmışlardır.
Beypazarında cami ve okul yaptıranlar kendilerine bir ödül verilsin veya
bu hareketleri nedeniyle vatandaşlar tarafından öğülmek için böyle bir
hareket içinde olmamış, bilakis Allah Rızası ana gaye olmuştur.
Yıllardır bu uygulamalarda başı çeken insanları onurlandırmak, hiç
kimsenin aklına gelmemiş, bu hizmetlerin karşılığında başkalarına da örnek
teşkil edecek bir uygulama düşüncesi şimdiye kadar uygulama alanı
bulmadığı gibi düşünülmemişte.
Beypazarı Müftüsü İhsan Caner göreve geldiği günden bu güne mütevazi yaşam
görüntüsü ile sanki 5-10 yıldır Beypazarında Müftülük yapıyormuş gibi
toplum tarafından sevilmiş ve kabul görmüş, çalışmaları takdir
toplamaktadır.
İşte takdir toplayan bir örnek davranışı ise Beypazarında Cami Yaptıran ve
Cami yapılmasında gayret ve çalışma içinde olan Beypazarlılara Plaket
vererek bu insanları onurlandırmış ve memnun kılmıştır. Hiç kimsenin böyle
bir hareket beklemediği ve herkesin Allah Rızası için görev kabul ettiği
yardımlar konusunda plaketi alanlar için de bu ödül süpriz olmuştur.
Şimdi bu plaket verilen insanlar yaptıkları yardımların ödülünü ahirette
almayı beklerken, dünya yaşamı içinde de manevi kıymeti büyük Plaket ödülü
ile yaptıkları yardımlar belgelendirilmiştir. Yardımseverlerin çocukları
ve torunları babalarının veya dedelerinin yolunda yürümek için veya onları
daha iyi tanımak için alınan bu plaketin kendi yaşamlarında da bir anlam
ve önem taşıyacağı muhakkak.
Beypazarı Müftülüğünün bu örnek davranışı diğer kurumlarımıza da örnek
teşkil eder ve yaygınlaştırılırsa Devlet, vatandaş kaynaşması ve barışı
dediğimiz anlayış egemen olmaya başlar. Herşeyi devletten bekleme anlayışı,
yerini birlikte başaralım anlayışına bırakır.
Yayınlanma Tarihi:16 Ekim 2003 Sayı: 78
KİME DESTEK VERECEĞİZ?
Seçimler yaklaştıkça, size
olan tavırlar netleştikçe, sizinde kararlarınız değişiyor. Yerel seçimlere
5 ay kaldı. Daha düne kadar Mansur Yavaş aday olursa onu destekleyeceğimi
bir çok sohbette belirtmiş ve üzerine basa basa vurgulamıştım. Ak Parti
adayı İbrahim Demir olursa yine yine MHP’den Mansur Yavaş’ı
destekleyeceğim şeklindeki görüşlerimi beyan etmiştim.
Ama maalesef bugün böyle düşünmüyorum. Seçimler yaklaştıkça, size olan
tavırlar netleştikçe, sizinde kararlarınız değişiyor.
Benim bugün görüşüm dün karşı olduğum, destek vermeyeceğim dediğim
insanlara bile artık net bir tavırda olmadığımdır. Yani İbrahim Demir’e de
başkasına da destek verebiliriz.
Düşüncelerimi kamu oyu ile de paylaşmak istiyorum.
İbrahim Demir 3 dönem, yani 15 yıl Belediye Başkanlığı yaptı. Eksileri ve
artıları var. Belediyecilik konusunda elbette kendisini çok iyi yetiştirdi.
Ama isteksizlikliğin arttığı ve sert muhalefetin olduğu Beypazarında artık
aday olmaması kendisine daha çok artı değer kazandırır. Zaten emekli de
oldu. Kendi ifadesi ile Belediye Başkanlığı yaptığı dönemlerde bir çok
hastalığa yakalandığını belirtiyor. Artık Demir biraz kendi sağlığını da
düşünmeli ve yapılacak seçimlerde seçilecek Belediye Başkanına danışmanlık
yapmalı. Yönlendirici olmalı. 15 yılda oluşturulan kariyerini korumalı.
Gördüğüm kadarıyla geçmişte kendisine muhalif olanlarla da arası düzeliyor
ve düzelmeye de devam ediyor. Tekrar aday olarak bu muhalefetei
artırmamalı.
Mansur Yavaş’a gelince; kendisine destek verdiğimiz 1999 seçimleri öncesi
Belediye düğün salonunda verdiği sözü tutmalı. ‘Beni bir dönem için
seçeceksiniz, ondan sonra aday olmayacağım’ sözünün arkasında durması
kendisine daha büyük kazançlar sağlayacaktır. Zira gördüğüm kadarıyla
Belediye Başkanlığı çok politize bir olaymış. Dün Mansur Yavaş ile
birlikte seçim heyecanı yaşayanlar, bugün karşısında yer alıyorlar.
Kendine en yakın partili arkadaşları bile ‘Mansur aday olursa, onu yıkacak
en güçlü adayın yanında yer alacağız’ diyorlar.
Bunlar gazeteci olarak gördüğüm ve şahit olduğum izlenimlerim. İster
kızarsınız, ister dikkate alırsınız. Ama dost acı söyler. Seçimlerde aday
olsa ben 1999 seçimleri heyecanını ve desteği arkasında bulamayacağına
eminim. Görünen köy kılavuz istemez.
Yazılarımdan Mansur Yavaş’a verilen destekten pişmanım gibi bir algılama
anlaşılmasın. Kesinlikle pişman değilim. Her Belediye Başkanı Beypazarına
bir şeyler bırakıp gittiler. Beypazarlı olmayan 1980’nin Belediye Başkanı
Turan Kamberlinin bile halen eserleri dimdik ayakta ve yaptığı hizmetler
unutulmadı. Mansur Yavaş’ı istediğiniz kadar eleştirebilirsiniz. O bu
eleştirileri hak ediyor olabilir. Bana göre hiç bir şey yapmasa bile, onun
adını ebediyete kadar yaşatacak en önemli proje, Hıdırlık Tepesi
projesidir. Bu proje onun adının yıllarca konuşulmasını sağlayacak.
Hıdırlık tepesi ile onun adı anıtlaşacak.
Her şeyi tadında bırakmakta fayda var. Bırakın ilçe tadında, tuzunda
kalsın. Beypazarına hizmet verecek yeni adayların önünü açın. Bana göre
Beypazarında bu seçimlerde bütün partilerin adayları eşit şansa sahip.
Halkın gönlünü kazanan seçimi kazanır. Ak Partinin de Beypazarında seçim
kazanma gibi garanti bir şansı yok. Halka sorun. Partinizi ziyarete
gelenler partinizden ne kadar memnun ayrılıyor? Bu bir gösterge değil mi?
Yerel seçimlerde başarı kazanmak istiyorsanız, önce partiye ugrayan ve
ziyaret eden vatandaşlara karşı bütün partililerin, vatandaşı memnun
edecek bir davranış ve tavır içinde olması gerekmez mi? Ama maalesef ben
bunu ak partide göremiyorum. Bu hoşnutsuzlukla nasıl Beypazarı halkının
önüne çıkıp yerel seçimlerde seçmenden oy talep edeceksiniz? Birde bu
parti içi hatalara yanlış aday tercihi ile halkın karşısına çıkarsanız,
halkın tepkisinin ne olacacağını sandıkta görürsünüz. Bizden söylemesi.
İktidarsınız ve iktidar gibi davranın. Vatandaşı mutlu ve hoşnut kılın.
Yayınlanma Tarihi:03 Ekim 2003 Sayı: 77
KORKULARINIZIN ÜZERİNE GİDİN
Korkuyorsunuz, korkacağınız
sadece Allah olduğu gerçeğidir. Eğer başarılı olmayı hedefliyorsanız
korkularınızın üzerine gidin. Şu gerçeği unutmayın. Ondan kork, bundan
kork, korkularınızın sonu gelmez. Bu nedenle korkularınızın üzerine gitmek
en güzel çözümdür. Korkuların sonunda boyun eğme, diz çökme, boyunduruk
altına girme, dolayısıyla kendine güveni yitirme, başa çuval geçmesi
örneğindeki gibi bağımsızlığın yitirilmesi, kul ve köle durumuna düşme,
insanın kendine öz güvenini yitirmesi gibi durumlar sonuçlarıdır.
Oysa insan bu korkulardan kurtulmak için Allah’a bağlı olmak durumundadır.
O’na bağlılık sadece yaratıcıya mutlak köleliktir. Dolayısıyla dünyadaki
korkulardan kurtulmaktır. Allah’a bağlılıkta dünyadaki tüm korkuların yolu
ve çözümleri vardır. Ona bağlılık dünyadaki korkulardan sıyrılmaktır.
Huzura kavuşmaktır. İşte bu yüzden Korkularınızın üzerine gidin ve Allah’a
kullukda ısrarcı olun sözümüzle bu haftaki yazımızı sona erdiriyoruz. Zira
Gazetemizde haber yazılacak yer kalmadığından köşemizden yer açma
zorunluluğu olmuştur. Özür dileriz.
Yayınlanma Tarihi:15 Eylül 2003 Sayı: 76
AĞLAMAYANA MEME YOK
Hakkımızsa neden ağlayalım!?..
Anne doğan çocuğuna süt vermek zorundadır. Çocuk karnı acıktığında veya
rahatsızlandığında ağlayarak Anne ve babanın görevlerini hatırlatır.
Ağlamadan anne ve baba keşke görevlerini bilselerde, çocuğu ağlatmadan
ihtiyaçlarını karşılasalar.
Çocukların günahı ne ki, hem doğarken ağlayarak doğuyor, hem de ağlayarak
büyüyorlar. Çocukların ağlamayacağı bir dünyayı yaratmak aslında
büyüklerin görevi...
Lafa gelince ebeveynler biz niçin ve kimler için çalışıp mücadele
veriyoruz, diyorlar, ama hepimiz şunu çok iyi biliyoruz ki; çocuklarımızı
ağlatarak büyütüyoruz.
Çocuklarımızı çocukken aslında yanlış eğitiyoruz. Ağlamazsan meme yok
algılaması ve öğretisini, doğumundan itibaren çocuklara eğitim olarak
veriyoruz. Büyüyüp topluma karışan çocuklar, aldığı bu öğreti ile
toplumsal ihtiyaçlarda bile ağlamazsan alamazsın eğiliminde ve anlayışında
yaşam tarzı sürdürmeye başlıyorlar. Bunun bedelinide toplumca hep birlikte
çekiyoruz.
Kendimizi sorgulayalım. Gerçekten ağlamayana meme yok mu? Bu anlayış devam
etmeli mi? İlla bir şey isterken ve talep ederken hak dahi olsa illa
ağlamak mı gerekir? Ağlamadan hak iadesi yapılamaz mı?
Neden ağlayan ve ağlatılan bir dünya kuruyoruz.
Ağlatmak karakter yapımız olmuş. İstemeden vermemek ahlaki yapımız olmuş.
Daha da ilerisi; istense de vermemek yaşam tarzı olmaya başlamış.
İnsanların ağlamasından zevk duyan bir toplum eğilimindeyiz. İstemeye
dilenmek olarak bakarsak, insanlarımızı dilenci görmek hoşumuza gider
olmuş. Tanrıların bile acıma duyguları var. Bizim yaratıcımızın merhameti
merhametsiz insanlığa merhamet timsali. Oysa biz acınacak durumda
olanlardan zevk duyar olmuşuz.
İstemeden vermeyi ahlaki yapı ve görev addeden ilahi bir emir varken bile
insanlık bu emrin tersine yaşam sürdürüyor. Kendimizi tanrılar yerine
koyarak insanlara el açtırmayı maharet ve görev sayıyor, üstünlüğümüzü
talep edenlere karşı tanrılaştırıyoruz.
Yediden yetmişe herkese hayatın her safhasında hizmet getirmeye sorumlu
olanlar, sorumluluklarının bilincinde olmadan yaşanabilir bir dünya
beklemek hayal olur. Bir koyunu kurt kapsa Allah’ın hesabı bunu benden
sorar anlayışında olan ve yönetimi altında olanlardan, dağın başında dahi
olsa hali ve derdi ile ilgilenen yöneticiler olmadıkça yaşanabilir bir
dünya beklemek ütopia olur.
Bizim yöneticilerimiz ayaklarına kadar gelerek talep edilirse veren, veya
bu gün git yarın gel diyerek oyalayan, oyalama sonrasında da maalesef
senin işin olmuyor, başka kapılardan iste anlayışında ve tavrında olan
yöneticiler. İnsanların kapılarını çalmasını büyüklük addeden bir anlayış
hakim ki aslında büyüklüğün istemeden hizmeti ayağına götüren anlayış
olduğunun bilincinde değiliz.
Her zaman ifade ediyorum. Bu yazımda da ifade edeceğim. Allah’ın veli
kullarının kerameti; yaptıkları ameli ibadetlerle beraber, insanlığın
hizmetinde olmalarında, ihtiyaç sahiplerine kendi elleriyle götürdükleri
hizmet ve ihtiyaçların giderilmesinde yatıyor. Onlar hiç kimsenin
kapılarını çalmalarını beklemeden, ihtiyaç sahiplerinin kapılarının önüne
ihtiyaçları bırakan bir ibadet anlayışı. Bunu böyle yaşadıkları için
keramet sahibiydiler. Küçüklerinin dahi ayaklarına giderek hizmetkarlık
yapan bir anlayış ve ibadet düşüncesi. Bu yaşamın bir ibadet olduğunu
bilmeleri ve insanların gönlünün kazanılmasıyla yaratıcının da gönlünün
kazanılacağını bilmek ve rızasına nail olma yolunda yatan gizli bir
yükseliş. Sonunda keramet ehli olma mükafatı ile naillenme. O anlayış ki;
veren el alan elden üstün anlayışı ve bir elin verdiğini öbür el duymasın
anlayışı ile, reklam ve duyurudan uzak, ihtiyaç sahiplerinin gururlarını
da yıkmadan ve onları mutlu ederek, ihtiyaçların giderilmesi anlayışı ve
ibadeti.
Nerede o duygu ve düşüncede insanlar ve yöneticiler!?.. Adil davranış ve
insanlara yaklaşımda, makam, mevki ve rütbe gözetmeden herkese eşit
yaklaşan anlayış. İnsanların mevki, zenginlik ve makamlarına göre davranan
bir anlayış değil, insana; dilenci, çoban ve amele dahi olsa eşit davranan
bir anlayış.
Arabın aceme, acemin araba üstünlüğü yoktur. Üstünlük takvadadır.
Hangimiz biliyoruz; hangi insanın diğer insandan üstün ve itibar
edilebilecek biri olduğunu. Acaba itibar edilenler o itibara layık mı?
İtibar edilmeyenlerin o itibara layık olmadığını nasıl ayırt edebiliyoruz?
Ayırt edecek terazimiz var mı? İnsanlar arasında itibarlı olan acaba Allah
katında itibarlı mı?!..
Nasrettin Hoca günlük kıyafetiyle gittiği bir davette hiç itibar
görülmeyince evine giderek cübbe ve kavuğunu giyip davet edilen eve tekrar
gitmiş. Hocayı kapıda karşılayarak has köşeye oturtmuşlar. Yemek vakti
gelince sofraya oturan hoca kaşığı daldırıp daldırıp kavuğuna vermeye
başlamış. Hoca ne yapıyorsun diye sorulduğunda itibar bana değil, kavuğa,
bende kavuğa yidiriyorum, diyerek yapılan hatayı kimseyi kırmadan
yüzlerine vurmuş.
Bu günün dünden farkı var mı? Dün Nasrettin Hoca yaşamış, bu gün hepimiz
yaşıyoruz. İnsanların itibarı; insanların giyim, kuşam ve mevkilerine,
makamlarına, rütbelerine. Acaba bu rütbe ve makamları, giyim ve kuşamları
bir tarafa bıraksak, üzerimizden çıkartıp atsak ne kadar itibar sahibi
olduğumuzu görebilecekmiyiz? İnsanlar var olan itibarımızı bize sadece
insan olduğumuz için verecekler mi? Zenginliğimizi kaybettiğimizde yine
var olan itibar devam edecek mi? Makam ve rütbeleri geri bıraktığımızda
veya elimizden alındığında görülen itibarı görebilecek miyiz? Ben bu iki
yüzlülüğe isyan ediyorum. Ya siz...
Yayınlanma Tarihi:15 Eylül 2003 Sayı: 75
RIZIK ALLAH'DAN
Hayat bir çok sürprizlere
gebe. Bugün ve yarının ne olacağını Allah’dan başkası bilmez.
Herkesin bir hesabı vardır. Ama Allah’ın da hesabı vardır. Hiç kimsenin
değil Allah’ın dediği olur. İnsanlar hadiselerde sadece aracılık ederler.
İnanmış insanlar bu gerçeği bildikleri için kader anlayışı içinde
yaşamlarını sürdürürler. Başlarına gelen her hadisenin bir sebep ve sonuç
ilişkisi içinde cereyan etmesi nedeniyle her hadiseye hazırlıklı olup,
başlarına gelen hadiselerde sabretmesini ve şükretmesinide bilirler.
İnanmış insanların kaderleri ile oynama veya onlara oyun ve tezgah kurma
gibi hal ve hareket içinde de bulunmazlar ve bu hareketlerin günah kavramı
içinde yer alacağını bilmekle beraber ahirette hesabının görüleceğini de
bilirler.
Biz icrraatlarımızda başımıza gelebilecek her türlü hadiseye karşı
sabırlıyız. Allahdan geldiğine inanırız. Allah izin vermezse hiç kimsenin
o icraatta fonksiyonu olamaz. Başa gelen, insanı sıkıntıya sokan
hadiselerde, kulun imtihanı olarak görürüz. Bu imtihan ya kazanılır veya
kaybedilir. Zira Allah istemese o hadise başa gelmez. Geldi ise o
hadiseden dolayı kulun Allah’a kulluğu sınanır. Bunu bilir buna inanırız.
İmtihan dünyasında hayatın sürprizlerle dolu olması bizleri sıkıntıya veya
telaşa düşürmez. Merak içinde de bırakmaz. Biz yarının ne olacağı veya ne
getireceğine değil, bugüne ve yaşanan ana bakarız. Yarın gelince de
yarın’a göre yaşarız. Yanlış anlaşılmasın bu günün ve bu anın yaşanmasında
gelecek mutlaka vardır. Gelecek olmadan ve geleceği düşünmeden, yani
hedefler çizmeden o anın yaşanmasında tad ve haz alınmaz. Ama geleceği
tayin eden ve gelecekte ne olacağını da bilen sadece Allah’dır. İnsanlar
sadece gelecekle ilgili projeler hazırlayabilirler. Zamanı, imkanı ve
şartları müsait olursa o projeler üzerinde yürüyebilirler. Eğer
yürüyebilecek ayak, hal ve derman bulabilirlerse. İşte bu da Allah’ın izni
ile mümkündür.
Hayat kolay olsaydı, insan dünya denilen yaşam sınırları içinde yaşamazdı.
Zaten dünyada yaşamak bile dünya hayatının zorlukları içinde imtihan
edilmek gayesini taşır. Aksi halde insan yaratılmazdı. Bu yaşam çizgisi
içinde yaşamak sadece insanın görevi değil. Bu yolda Şeytana da rol ve
görev verilmiş. Zaten yanlışlıklara ve yaşamın en büyük mücadelesi bu
şeytanca işlere karşı insanın insanlığını koruyabilmesi ve şeytanlığa
karşı mücadelesini sürdürebilmesi, insanın en temel görevlerindendir.
İnsan elbetteki rahat ve huzuru arzular, zorluk ve mücadeleden uzak bir
hayat geçirmek ister. Bunun için dünya hayatında rahat ve huzur
sağlayacağı bir dünyayı kurmak için mücadele içine girer. Hiç bir rahatlık
kolaylıkla, hiç bir huzur da mücadelesiz elde edilmemiştir. Bütün bu
mücadelenin ana gayesi imtihan edilmekle beraber insanın Allah’a
kulluğunun sınanmasıdır. İnsan bu süreç içinde vezir de olur, rezil de
olur. Köle de olur, kral da olur. Her türlü iniş ve çıkışta; alçalış ve
yükseliş de ana gaye insanın kulluğunun sınanmasıdır. Hz. Yusuf gibi
zindana da atılır, şah olur, padişah da olur.
İnsanın doğuşundan, batışına; yani ölümüne kadar bir ömür çizgisi Allah’ın
yazgısı şeklinde gelişir. Bu ömür çizgisine insanların müdahalesi olumlu
halde; ecir, olumsuz halde; günah ve ceza, karşılığındadır. Olumlu
müdahalede sevap ve cennet, olumsuz müdahalede ceza ve cehennem vardır. Bu
nedenle İnanmış insanlar iyilik ve hayırda koşar, emredici olurlar,
kötülük ve zarar verici şeylerden uzak durur ve menedici olurlar.
Hayatın sürprizlere gebe oluşu inanmış insanların önem verdiği, üzerinde
hassas durduğu konular değildir. Yaşam gayesi inanmışlık doğruları ve
hedefleri doğrultusunda yürümektir. Ana gaye Allah Rızasını kazanmak ve
kul olabilmektir. Bu rıza içinde kula kulluk yoktur. Kulluk ve kölelik
ancak Allah’a olur.
Rızkı ve menfeati veren Allah’dır. İnsanlar bu rızkın dağıtılmasında ancak
aracı ve vesile olurlar. Aracı ve vesile olanlarda Allah Rızası hedefi ve
amacı varsa onun rızasına nail olurlar. Eğer büyüklük duygusu ve aracı
olunan rızıktan dolayı ‘ekmeğini ben veriyorum’ gibi büyüklük ve kibir
olursa Allah onun elinden o rızkın dağıtıcılığını alır başka birilerinin
eliyle bu rızkın dağıtım görevini verir. Bir insan için rızık tesbit
olunmuşsa hiç kimse o rızkın dağıtımına ve kursağından geçmesine engel
olamaz. Sadece veren eller değişir. Rızık dağıtıcılığı görevi verilenler
adil ve rızaya uygun görevlerini yapmazlar ise imtihanı kaybetmiş olur.
Rızkı dağıtılmayanlarda bu durum karşısında imtihan edilmiş olur. Dünyada
herşey çelik çomak oyunudur. Boşdur. Boş olmayan, dolu olan, O’nu bilmek
ve O’na gitmektir. Rızasına uygun yaşamaktır. İşte o zaman hayatın içi de
dolu olur. Hayatın içindeki boşluklar dolar anlam kazanır.
Yaşadığımız dünya içinde zengin iken fakir olan, fakir iken zenginleşen,
çoban iken şah ve vezir olan, padişahken ayaklar altına düşen
örneklemelerle karşı karşıya kalmaktayız. Kimin ne olacağı belli olmayan
bir dünya içinde şahsi hırslar bizleri nereye götürebilir düşünmeye davet
ediyorum. Hangimiz yarınımızın veya kimin yarın ne olacağını biliyor. O
halde ona göre yaşayalım ve yaşam içindeki söz, hal ve hareketlerimize
dikkat edelim. İnsanları kırabiliriz, ama esas kırdığımız yaratıcının
olduğu gerçeğidir.
Ne mutlu o hayatı yaşayanlara ve ne mutlu O’nu bulanlara ve O’na koşanlara,
mutluluğu yakalayanlara. O’nun yolunda yürüyenlere.
Yayınlanma Tarihi:08 Eylül 2003 Sayı: 74
GAZETEMİZ HEDEF SEÇİLİYOR
Belediye Başkanı Mansur
Yavaş ve Meclis üyeleri gayretli ve çalışmalarında hep iyi niyetli
insanlar. Beypazarına yapılacak çalışmalarda ‘rızaen lillah var.’
Ama buna rağmen bir koordinasyon eksikliği ve kopukluk var. Zannediyorum
iletişim eksikliğinden kaynaklanıyor. Başkan yardımcılığı yapan veya
Başkan Yavaş’ın ekibi olarak görülen insanlardan kaynaklanıyor gibi
geliyor bu eksiklik. Başkan Yavaş’a bilgilendirme yanlış yapılıyor galiba.
Veya yağcılık adına birileri Başkan’a kendi menfeatleri doğrultusunda
bilgi aktarıyorlar. Kendisine ulaşan bilgileri Başkan Yavaş ne kadar
araştırdı bilgi sahibi değilim.
Bu kanaate nasıl vardığımı belirtmek her halde görev oldu. 1999
seçimlerinde (Seçim kazanarak başkan olduğu dönem) ekibimizle yani bizi
seven insanlarla birlikte, MHP’li olmadığımız halde, MHP’li olanlardan
daha çok ve gayretle seçimi kazanması için gayret ve çalışma içinde olduk.
Buna rağmen hiç bir zaman menfeatlerimiz doğrultusunda başkanı rahatsız
etmedik. Seçimden bu güne yaklaşık 4.5 sene geçti. Başkan odasına giderek
kendisiyle görüşme sayım toplam 6’yı geçmedi. Belediye dışında elbette
karşılaşmalarımız oldu. Başkan Yavaş da iki sefer dükkanımıza ziyarette
bulundu. Verdiğim oy ve destekten pişman değilim ve saygımda sonsuzdur. Bu
güne kadar kendisine ve belediyeye zarar verebilecek hiç bir eylemde
bulunmadım. Geçenlerde dört gazete sahibi tarafından Belediyenin vermiş
olduğu ilan konusunda gazetemizle ilgili Belediyeye şikayet dilekçesi
verildi. 3 gazete malum gazeteler. Bir gazete ise Seğmenler gazetesi.
Şikayet dilekçesine imza atan kişi ise Seğmenler Gazetesi Yazı İşleri
Müdürü Salih Erdurucan. Araştırmalarımızda bu dilekçeyi yaz getir diyende
Belediye Başkan vekili Turgay Sivaslıoğlu. Dilekçeler imzalandıktan sonra
dilekçede hiç bir paraf ve havale olmadığı halde dilekçe fotokopileri
Sivaslıoğlu talimatı ile dilekçe sahiplerince Fen İşleri, imar, Ayniyat ve
Hesap İşlerine gönderilerek işleme konulduğunu öğreniyoruz. Bu konunun
başkana nasıl anlatıldığını bilmiyoruz.
Bizi şikayet edenlere gelince. Hem suçlu, hem güçlü. Başkan dahil,
belediyedeki bir çok personel’in resmi ilanlar hakkında fazla bilgiye
sahip olmadıkları yaşadığımız şu bir kaç ay içinde ortaya çıktı. Ancak
gazeteci geçinen ve gazete çıkartarak hak arayışı içinde olan insanların
bu konulardan haberdar olmaması özrü kabahatinden büyük. Gazete
çıkartanların resmi ilan konularında öncelikli bilmesi gereken sorumlu
olduğu konular bu konulardır. Hatta bu gazete sahiplerinin Belediye
yetkililerini uyararak bu işin doğrusunu anlatarak zarar görmelerini
engelleme ve uyarma gibi çalışma ve gayret içinde olmaları gerekirken
maalesef, kendilerine gelecek üç beş kuruş nedeniyle basın kanun ve
mevzuatını da bir kenara koyarak, aman Kemal Çelen 2 gazete çıkarıyor,
bizden bir fazla ilan alacak diyerek şikayet dilekçeleri ile şuçlarını
tescillemeleri, ne gazeteciliğe ne gazetecilik ahlakına sığar. Böyle bir
dilekçe işleme bile konulamaz. Bu dilekçeye imza atan gazete sahiplerinin
de basın kanunu ve mevzuatını bilmedikleri bu vesile ile ortaya çıkmış
oldu. Hatta iyi niyetli Belediye Başkanı ve meclis üyelerini de bu tür
dilekçelerle yönlendirerek, suça teşvik ederek, ileride Belediyemizin
zarar görmesinin yollarını yaptılar. Belediyemize iyilik değil aslında
kötülük yapmış oldular.
Biz bu durum karşısında bu yanlışlığın düzeltilmesi ve bu şikayet
dilekçesinin hükmünün geçersiz olması konularını ihtiva eden, resmi ilan
konularında, mevzuatın özeti sayılabilecek bir dilekçemizi Belediye
meclisinde görüşülmesi amacıyla, sayı numarası alarak belediyeye sunduk.
Bizi şikayet eden özellikle Belediye Basın bürosunda çalıştığı halde
tarafsızlığını koruyamayan, dilekçeye imza koyan personel ile ilgili
şikayetlerimizi ilave ettik. Başkan bu konu ile ilgili bizi aradı ve sert
bir üslup kullandı. Kendi özel meselelerinize personelimi karıştırma dedi.
Bu konunun nasıl kendi özel meselemiz olduğu kamuoyunun dikkatine.
Başkan’a konunun farklı anlatıldığı muhakkak. Zira şu an ısrarla tekrar
söylüyorum. Biz gazete çıkartsak da çıkartmasakta ortada bir gerçek var.
Eğer verilen ilanlar Resmi ilansa hiç bir kurum Kaymakamlığın aracılığı
olmadan gazetelere direk ilan veremez. Suç işlemiş olur. Şikayet konusu
olursa sadece bu konularla ilgili Basın İlan Kurumu veya Ankara Valiliği
tarafından üst kurul oluşturularak, şikayet konusu bölgeye gönederilerek,
verilen tüm resmi ilanlar inceleme ve denetimden geçirilir. Eğer resmi
ilanlar ihale konularını ihtiva ediyorsa üst kurulların ihaleleri iptal
yetkisi vardır. Yine ısrar ediyoruz. Beypazarında 30 yıldır yayın hayatını
sürdüren Beypazarı Sesi Gazetesi başta olmak üzere, Seğmenler Gazetesi,
Yeni Bölge Star Gazetesi ve bizim çıkarttığımız Beypazarı Ekspres gazetesi
Resmi ilan alamaz. Bu gazetelerin hangi durumlarda ilan alabileceklerini
öğrenmek isteyenlere konferans verebiliriz. Beypazarında şu an sadece yine
bizim çıkarttığımız Yeni Yıldız Gazetesi ve Yeni Sakarya Gazetesi resmi
ilan alabilir. Bu ilanlar istenirse direk Basın İlan Kurumuna da
gönderilebilir. Bu iki gazetenin ilan alabilme konusuna gelince birinci
sebep ilan alabilmek için bekleme süresi denilen bir bekleme süresini
tamamlaması, gazete baskılarının 1000 adet baskıdan aşağı olmaması, Gazete
yüzölçümünün 1/3’ünü yerel konu ve yazılara ağırlık verme mecburiyetine
riayet etmesi. İşte neden diğer gazeteler şu an resmi ilan alamazlar ve bu
gazetelere resmi ilan verilemez, işin özeti bu. Ama Beypazarında bir inat
halen alışılagelmiş adet ve gelenek üzerine bu konu ısrarla devam
ettiriliyor. Biz artık bu konudan bıktık. Bütün belge ve dökümanlarımızı
hazırladık. Basın İlan Kurumu ile görüştük. Silsile gereği şikayet
dilekçemizi Ankara Valiliğine sunmak üzere hazırladık. Bu dilekçede hangi
kurumlar yok ki. Başta resmi ilan yayınlayamayacak gazeteler. Orman
İşletme, Hastane, Milli Eğitim, Okullar v.b. Bu işi, oluşturulacak üst
kurul çözecek ve kurulun ilçemizde tutacağı rapordan sonra biz rahat
edeceğiz.
Hak aramak ne kadar zor bir işmiş. Hakkımız gaspediliyor, resmi dilekçe
ile müracaatlar yapıyoruz, yine verilmiş haklarımız bize verilmiyor.
Bundan sonra; bugüne kadar hakkımız olduğu halde, resmi ilan alamayacak
gazetelerde yayınlanan tüm ilanların iade hakkımızıda talep edeceğiz.
Belediye Başkanımız ve Meclis Üyelerimiz çok iyi insanlar ama bir
koordinasyon eksikliği var. Veya Başkana yanlış anlatım var. Ben kendisine
anlatmaya çalıştım ama inandırıcı olamadım. Tekrar aday. Beypazarına
hizmetlerinin devamını dileriz.
Sayın Kaymakamımız. Bu ilan konusu hakkında Kaymakanlığa verilen dilekçe
ile ilgili halen bir iyileşme görülmüyor. Lütfen bu konu ile ilgilenin.
Kanun bu konuda size yetki tanımış. Yetkilerinizi kullanmanızı bekliyoruz.
Yayınlanma Tarihi:04 Eylül 2003 Sayı: 73
VALİ YAZICIOĞLU
Tüm Türkiye onu aykırı vali
olarak tanıdı ve çok sevdi. Neredeyse onu Kahraman yapacak kadar sevdi.
Her kesim onu bağrına bastı.
Aslında aykırı bulunuşu mevcut sistemi eleştiren yapısı oldu. Bozuk,
kokuşmuş, çarpık, adaletsiz, insanları sıkan ama korkudan dolayı hiç
kimsenin ses çıkaramadığı konularda Yazıcıoğlu korkusuzca beyanlarda
bulundu. Her beyanı sadece vali bulunduğu illerde değil tüm Türkiyede ses
getirdi, söylenmeyen ve söylenemeyen sözlerin tercümanı oluverdi.
Mevcut sistemin koruyucusu olanlarda, aslında değişmesini istediği ancak
seslendiremediği kokuşmuş, adaletsiz, rüşvetçi, hantal sistemin
eleştirisini yapan Yazıcıoğlu’na ses çıkartmadılar. Yazıcıoğlu konuştukça
konuştu, halkın kalbine giden yollara köprüler attı. Böyle bir adam
Türkiye için gerekliydi. Belki Sistem koruyucularının prestijleriylede
oynadı. Bu dönemler susturulmak için kızağa çekildi. Ama yazıcıoğlu yine
bir fırsatını buldu, her konuda görüşlerini kamuoyuna seslendirdi.
Yazıcıoğlunun sağ görüşlü olduğunu biliyoruz. Ama sol görüşlü olup aynen
Yazıcıoğlu gibi düşünen insanlarda var ülkemizde. Demek ki Halkın ezildiği
sistem içinde sağ veya sol görüşlü olmak bir şey ifade etmiyor. Önem
arzeden konu halkın içinde bulunduğu sıkıntılı durumlarından kurtarılması
amacıyla sistemde var olan aksaklıkların dillendirilerek, düzeltilmesi
noktasında adım atmak öncelikli konu olarak karşımıza çıkıyor.
Benim unutamadığım sol görüşlü olarak bildiğim eski Beypazarı Kaymakamı
Musa Uçar’da Yazıcıoğlu gibi düşünen ve yanlış gördüklerini
dillendirebilen bir yönetici idi. Özel sohbetlerimizde belki bizlere
aykırı gelen düşüncelerden biri, Türk toplumunun vazgeçemediği kahve ve
çay ocağı kültürü içinde işletmelerin nasıl çalışması gerektiği
konusundaki fikirleri idi. Uçar; ‘’ Binlerce insanın uğrak yeri olan Çay
ocakları ve kahvehanelerde Ocakcıların eldivenli olarak hizmet vermelerini,
hatta çay bardaklarına konulan şekerlerin bile çıplak elle verilmemesi
gerektiği gibi konulardaki görüşleri ile toplum sağlığını düşünen,
sistemin en küçük çarpıklıklarından biri olarak gördüğümüz konularla
başlayıp, Yerel yönetimlere yetki verilerek, yerel yönetim sınırları
içinde toplanan vergilerin de yerel yönetimlere bırakılması, devletin bu
vergilerden sadece % 10-20 gibi pay alması gibi konular ki 1995 yıllarında
söylenen sözlerdi. Yerel yönetimlerin devlete yük olmaktan kurtarılması,
toplanan vergilerin yerel yönetim sınırları içinde yol, su, elektrik,
köprü, çeşme, okul, cami vb. amaçlar için kullanılarak, devletin uğraşmak
zorunda kaldığı bazı yetkilerin yerel yönetimlere dağıtılması ile uğraşı
alanlarını küçülterek büyük devlet olma fikirleri ki; bende eski
Kaymakamımız Musa Uçar’la aynı görüşleri paylaşıyorum. Kimse o günlerde bu
konuları konuşmaya cesaret bile edemiyordu. Oysa bu gün Mevcut hükümet bu
konulara yakın çalışmalar yaparak, yerel yönetimlerin yetkilerini artırma
çalışma ve proğramı içine girmiş durumda. Kaymakam Uçar fikirlerini daha
da ileri götürerek Kaymakamlık yetkilerininde Amerika’daki gibi; atamayla
değil, seçimle yerel yönetimlere bırakılması gerektiğini savunuyor ve
dillendiriyordu. Bizimde tasvip ettiğimiz bu düşünce İnşaallah Türkiye’de
uygulama alanı bulur. Aslında Osmanlı’da buna benzer Valilik sistemini
uygulamış. Belki atama ile olmuş ama halkın görüşleri doğrultusunda her
zaman valilerin görevlerine son vererek, yerine halkın tasvip ettiği yeni
valileri görevlendirmiş. Valilerin yönetim yetkisi içinde bulunan köy,
belde, mezra, sancak gibi tüm birimlerin asayiş ve güvenliğinden tutun,
her türlü sosyal ihtiyaçlar valiler tarafından karşılanmış. Bu hizmetler
için valilere özel bütçeler ayrılmış. Vergilerde bu valilerin
görevlendirdiği vergi tahsil memurlarınca toplanmış. Bence Amerika
uyguladığı bu sistemi Osmanlıdan örnekleme ile geliştirmiş.
Aydın olmak bence halkın ufkunu açan ufuklar açmaktır. Yaşama şartlarını
kolaylaştırıcı düşünce ve çalışmalar her zaman vatandaşlarda tasvip görür.
Bu çalışmalar içinde yer alan insanlar halkın gözünde büyük insan olurlar.
Okumuş, okumamış, küçük, büyük insanlar arasındaki fark bence budur.
Okumamış bir çok insanın halkın gözündeki büyük adam fikri halka verilen
hizmetlerde yatmaktadır. Keşke okumuş insanlarımız daha fazlasını yaparak
ülkemizdeki büyük insanların sayıları çoğalsa.
Baskıcı sistemler büyük insanların yetişmesini törpülemiş, bu nedenle
ülkemizde sayı olarak saymaya kalktığımızda büyük insan olarak
sayabileceğimiz çok az sayıda insan bulabilmekteyiz. Neden bu sayı
çoğalmasın!?.. İşte büyük insan olarak gördüğümüz ve yaşadığı devirde
aykırı adam sayılabilecek bir büyük adam da Mustafa Kemal Atatürk.
Yerleşik ve örfi sistemle mücadele etmek o kadar kolay değil. Bunları
başarmış insanlardan biride Atatürk ki bunda tüm toplum hem fikiriz. Neden
Atatürk gibi büyük adamlar yetişmiyor ülkemizde!?.. Oysa Atatürk
yasaklayıcı ve gerici bir zihniyetle değil, halkın müreffeh duruma gelmesi,
çağdaşlaşması için her türlü fikir’in önünü açıcı, özgür düşünceyi ve
inanç özgürlüğünü destekleyen ve teşvik eden, şeffaf bir yönetim ve
uygulamayla devrimler yapmış bir insan. Halkın arasında dolaşıp, öğrenci
lokallerinde oturarak onlarla çay içerek sohbet yapabilen aydın bir insan.
Etrafına korumalarla dolaşan değil, halkın arasında dolaşarak, halktan
kopuk yaşamayan, halkın içinde olması nedeniyle halkın sorunlarına daha
yakın olarak daha çabuk ve kesin çözümler üretebilen büyük bir devlet
adamıydı.
Ülkemizde yasaklamaları kaldırırsak inanıyorum ki Büyük adam tabiri ile
bir kaç kişiden oluşan isimler aklımıza gelmeyecek, binlerce büyük adam
ismi çıkacak ve isimlerini saymakta bile zorluk çekeceğiz.
İşte o büyük insanlardan biride şu an beyin ölümü gerçekleşmiş,
hastanedeki yatağında yakınları tarafından müjdeli bir haber bekleyişi ile
‘’Allah’dan ümit kesilmez’’ duaları ile kurtulması beklenen Vali
Yazıcıoğlu.
Yazıcıoğlu’nu anlatmaya söz kafi gelmiyor. Hele hele ölüm döşeğinde ne
söylenebilir, cümleler kurulmuyor. Yazıcıoğlu’nun büyüklüğü sağlığında
anlaşıldı. Ölümünden sonra daha da iyi anlaşılacak. Benim gibi bir çok
yazar ve araştırmacı o’nun hakkında çok şey yazıp söyleyecekler.
Yazıcıoğlu ölse de unutulmayacak, sevenlerinin gönüllerinde sonsuza dek
yaşayacak.
Bizlerde ‘Allah’dan ümit kesilmez’ düşünceleri ile Yazıcıoğlu’nun
yakınlarına, sevdiklerine, tekrar kavuşması için hep birlikte dualarımızı
eksik etmeyelim. Şuna kesin inanıyoruz ki, dua en büyük ilaçtır. Tıp
görevini yapıyor. Bundan sonrası Allah’a kaldı. Bunun içinde ölümle
pençeleşen Yazıcıoğlu’nun tek ihtiyacı bizlerin duası. Eğer alın yazısı
denilen kader günü değilse Allah Şifa versin, Allah yardımcısı olsun,
tekrar dünya hayatına merhaba desin. Kendisi için bizler duacıyız.
Sizlerde duacı olun.
Yayınlanma Tarihi:28 Ağustos 2003 Sayı: 72
SÜTTEN ÇIKMA AK KAŞIK HİKAYESİ
Seçimler yaklaştıkça
Beypazarında sular durulmak bilmiyor. Siyasete tertemiz atıldığını
belirtenler, siyaset tecrübesizliği nedeniyle hatalar yaparak, siyasetteki
koltuğunu da garanti edemez duruma düşerek kirleniyorlar.
Beypazarında duyduklarımız bizi o kadar şaşırtıyor ki, inanın hayrete
düşüyoruz. Siyasetin ayaklar altına alınacak kadar küçültülmesine şahitlik
ediyoruz. Temsil edilen partileri, düşmanları tarafından bile bu kadar
kirletilemez. Beypazarı siyaset tarihinde ilk defa 2003 yılı olayları,
gelecek kuşaklara çirkinlikleri ile örnek teşkil edecek.
Toplumda ne pişkin, ne yavuz hırsızlar var. İnanın şaşırma dönemlerini
yaşıyorum. Hayal kırıklıklarım artıyor. Dürüst gözükenler, dürüstsüzlüğün
her türlü simgesini üzerinde taşıyor. Rüşvetçinin rüşveti yanına kar
kalıyor. ‘-Alan memnun, satan memnun sana ne oluyor kardeşim.’ İşte bizim
de size göre yanlış tarafımız burası. Haksızlığa göz yumamıyoruz. Yakında
bu yanlışları kamuoyu duyacak, yanlışı yapanlar yaptıkları yanlışlar
içinde boğulup kalacak ve kamuoyu bu insanların yüzlerini daha iyi
tanıyacak.
Peygamberlik nazil olmadan önce Müslümanların Peygamberi Hz. Muhammed,
Peygamberlikle müjdelenirken Hira dağında Allah’ın meleği Cebrail A.S.
tarafından Hz. Muhammedin kalbi ameliyat ediliyor. Kalbi açılınca Cebrail
A.S. H.z. Muhammedin kalbini sütle yıkayarak temizliyor. Bu gün Tıp
dünyasında ise kalp ameliyatlarında kalbin içinin Alkolle temizlendiğini
biliyoruz. Bu tür ameliyat olanların ise kaç yıl yaşadıkları ortada. Hz.
Muhammedin kalbinin neden ameliyat edildiği ve neden sütle temizlendiğini
İslam Tarihinden öğrenebilirsiniz.
Süt renk itibariyle ak anlamındadır. Rengi beyaz. olduğu için, içine düşen
her ne olursa olsun renginden dolayı hemen düşen şey sırıtır, orada
olduğunu her kes görebilir. İçine düşen her ne olursa ve her kim olursa
olsun saklanacak bir yeri de yoktur. Süt pak, yani temiz anlamında
kullanılır. Sütten çıkma ak kaşık burdan çıkma bir deyimdir. Toplu iğne
ucu kadar bile kirlilik süt içinde kendini belli eder. Bazı insanlarımız
gerçekten süt gibi tertemizdir. Bazı insanlar süt gibi temiz olduğunu
kanıtlamak için süt gibi insanlar arasında dolaşırlar. Tabii her ne kadar
dolaşırlarsa dolaşsınlar süt gibi beyaz olamayacakları için kendileri
hemen açığa çıkarlar. Süt kendi renginin dışında hiç bir şeyi kabul etmez.
Süt içinde kamuflaj olmak mümkün değildir. Sütün kendisiyle karışım
olabileceği şeyler yok değildir. Süt bunlarla bütünlük ve tamamlayıcılık
sağlar. Mesela bal sütle çok iyi karışım olur. Bal gibi insanların, süt
gibi insanlarla kaynaştığını düşünmek insanlara ne büyük tad ve haz verir
bir bilseniz. Bazı insanlarda süt gibi oluşlarını gizlemek durumundadırlar.
Onlarda kendilerini ne kadar gizlemeye çalışırlarsa çalışsınlar taşıdığı
süt izi onları açığa çıkarır. Sütte, bal da tadlılığı ve berraklığı ile
kirlilik içinde ve gizliliğine rağmen kendini ele verir. (Profesyonellik
hariç.) Süt ve bal gibi insanlar hakkında yorum yapmaya gerek yoktur.
Yapılan dedikoku ve iftiralar bile ters teper. Suçluluk bile isnat
edemezsiniz. İftira ile atılan suçlulukta bile mutlaka sonuç aklanma ile
sonuçlanacaktır.
Ama süt ve bal gibi görünüpte ilgi ve alakası olmayan insanlara ne denilse
yeridir. Ben bunlar hakkında da yorum yapmaya gerek duymuyorum. Onların
dışı bal ve sütle kamuflaj edilmiş olsada, iç dışın aynası olduğu için
eninde sonunda kamuflaj elbisesinin bir tarafından gerçek yüz ortaya
çıkacaktır. İşte biz bu gün ortaya çıkan gerçek yüzleri konuşuyoruz.
Suçsuz insanlara suç isnat edilip cezaevine konulsa, süt gibi aklığı ve
berraklığıyla dünya denilen cezaevinden, dört duvar arası bir cezaevine
göçe zorlanan bu insanların kalbi, iyice aydınlanacak, derece ve
mükafatlara nail olurken, ona suç isnat ederek karanlığa gönderenlerin
kalbi kararacak, vicdanları varsa toprağa girinceye kadar onları yanlız
bırakmayacak. Devlet’in adaleti hesap soramazsa, Allah’ın adaleti bir gün
mutlaka bu hesabı soracak, adalet terazisi dengesini kuracak.
Ömür denen kısa veya uzun
bir yoldur. O yolun da bir sonu vardır. O yol birilerine göre sonsuzluk
yolu, birilerine göre ise 1.5 metre kare toprak içinde yok oluş. İster
inanın ister inanmayın son olan sonda hak var, adalet var. Mizan var,
hesap var. Kısacası Allah var.
Bunları bilen ve düşünen insan suç işleyebilir mi? Karanlığı tercih
edebilir mi? Cana kıyabilir mi? Haksızlık karşısında susabilir mi? Kişi
hakkını gasbedebilir, tecavüze yeltenebilir mi? Dürüst insan rüşvet
verebilir mi? Verilen rüşvete göz yumabilir mi? Rüşvetin teşvikini
seyredebilir mi? Ahlaksızlığa ve kanunsuzluğa seyirci kalabilir mi?
Dürüst insan adalete ve hukuka yardımcı olan insandır. Seyreden insan’ın
dürüstlüğünden ben şüphe duyarım. Seyretmek, suçluları gizlemek,
suçluların cezalandırılıp adaletin yerine getirilmesini önlemektir.
Seyretmek suçlular kadar suçluluktur. Böyle durumlarda dürüstlük postu
bürünerek halkı aptal yerine koymaktır. Dürüstlük kimlik değil, icraattır.
İcraatın yoksa ben senin dürüstlüğünü nerden anlayacağım!?..
Yaşadığımız ömür çok uzun, ve çok kısa. Ölmezde ömrümüz uzun olursa bu
bahsettiğim hadiselerle ilgili örneklemeleri kör olmayan gözlerimizle
birgün mutlaka şahitleşeceğiz.
Adam hayatı boyunca camiye gitmemiş dini yaşantısı olmayan, gayri İslami
yaşantının izlerini taşıyan, buna rağmen ‘dinime küfreden bari müslüman
olsa’ edebiyatını yaparak dindarlık görünümüne yatan, ayı postuna bürünmüş
tavuk hırsızlığı yapan tilki misali korkularıyla başbaşa hayat sürdüren
bir adam... Uykusunda uyurken aslanı uykusundan uyandırmayı beceriklik
zannedip, aslandan zarar görünce de imdat bana saldırıyorlar diye kendisne
pay çıkartmak adına başkalarından yardım uman, iftira etmekten çekinmeyen,
yaşantısına rağmen köşesinde bize atıfta bulunarak, dinime küfreden
müslüman olsa bari diyebilen, kalbini alkolle yıkayan, yayın organını
amaçlarına alet eden, terki diyar bir insan. Göçerler gibi yurtsuz bir
insan. Bulduğu yurduda kendine dar getiren bir insan.
Bence köşesinde yazdığı yazı kendisini anlatıyor. Aslında o yazılar benim
tarafımdan onun için yazılmalıydı. Yazıyı yorumsuz olarak aynen alıyoruz.
‘’Bazen toplumda öyle bir çekişme, öyle bir polemik görürsünüz ki şaşar
kalırsınız...
(Not: bu polemik ve çekişme dediğini aslında ilk öncelikli olarak kendisi
tarafından başlatılmıştır.) Bu siyasette olsun diğer toplum kesimlerinde
olsun hep yaşanır...
Adam öyle açıklamalar yapar ki, karşısındaki rakibini öyle yerden yere
vurur ki kendisi sanki sütten çıkmış ak kaşık... Toplumun en nadide
insanıymış gibi, kendisinin hiç geçmişte yanlışları yokmuş gibi, ha bire
ona buna saldırır. İşte o zaman aklımıza şu atasözü gelir. ‘’dinime
küfreden müslüman olsa bari..’’ dersiniz.
Not: Bildiği bir şeyler varsa kamuoyu merakla bekliyor. Zaten kendisinde
bir alışkanlık. Eline elle tutulur bir şey yakalasa onun peşine düşer,
kendine pay çıkartmak için her yol onun için mübah olur. Kendisi çok iyi
bilir, en yakın örneği AK Parti ilçe başkanı ile arasında olan gerçekler
ki geçmiş haftalarda yaşandı. Ben geçmişime de, geleceğime de sahip
çıkıyorum. Geçmişimde utanacağım ve yüzümün kızaracacağı hiç bir yanlışım
yoktur. Benim bilmediğim yanlışlarım varsa bana öğretmeye ve Sütten çıkma
ak kaşık olmadığımı isbatlamaya davet ediyorum. Kendisine soruyorum. Hangi
dindensin. Dinini bilmediğim bir adama küfretmem. Hele dinli ise asla
küfretmem. Hangi dinden olurlarsa olsunlar inançlılara karşı saygım vardır.
Benim problemim dinsizlerledir. Benim dinimi soracak olursan Elhamdülillah
Müslümanım. Şüphen varsa teste tabi tut. Tabii o test aletin varsa.
Bu yazılar niçin yazıldı diye soracak olursanız, bu gazeteyi okuyanlar ve
geçen sayıda gazetemizden kendisi ile ilgili soruları sorduğumuzu bilenler,
abi bu satırları senin için yazmış dediler. Eğer bu satırlar benim için
yazılmamışsa gazetesinden açıklasın bende kendisinden özür dileyim.
YIL:2
SAYI 71 30 Temmuz 2003 Çarşamba
HAK HAKLININDIR. ZULÜMLE PAYİDAR OLUNMAZ.
ZULMEDEN ZULMÜ İLE ECELİNE GİDER.
Hak aramak suç haline
gelirse, haksızların dikdatörlüğü kurulmuş demektir...
Hakkı olana ve haklı olana karşı, haksız olanlar, haksızlığı savunanlar
galip gelirse artık ne yazmak gerektiğini ben bilemiyorum. Adaletten dem
vuranlar, haksızlığı ve kanunsuzluğu ortadan kaldıracağız diyenler
haksızlık yapar veya haksızlığa göz yumarlarsa insanın bu tavır karşısında
söyleyecek sözü kalmaz.
‘Hem suçlu hem güçlü’ atasözü inanın bu durumu en güzel anlatan ifade.
Suçunu bastıran yağızlara kanun uygulayıcıları göz yumarsa dürüst
insanların hakkını kim savunacak? Dürüst insanlar bu durum karşısında ne
yapacak? Haksızlar avukat tutmazken şimdi iş tersine dönmüş, haklılar
haklılığını isbat etmek zorunda. Haklılığını isbat için şimdi haklı
olanlar avukat tutmaya başlıyor. Avukat ifadesi bir deyimdir. Savunan adam
demek daha doğru olur.
Ülkemizde neler değişiyor!?.. Güçlü olan mı haklı? Parası olan mı haklı?
Arkası olan mı haklı? Kısacası hak nedir? Artık hak sorusuda, 2x2=4
problem çözümleride doğruyu yansıtmıyor. Artık doğru kavramlarının
değerleri değişime uğradı.
Neden halen ‘Ah bir arkam olsaydı’ deme ihtiyacı duyuyoruz. Neden ‘Ah bir
zengin olsaydım’ deme ihtiyacı duyuyoruz. Neden torpil arıyoruz? Neden
rüşvet veriyoruz? Neden birilerine iltimas geçerken, vatandaşın işini
yokuşa sürüyoruz? Neden birileri gelince ayağa kalkarken, içimizden
birileri gelince yüzüne bile bakmıyoruz? Rütbe ve makamlara değer verirken,
milletin efendisi köylüye işimiz düşmediği sürece kafamızı çeviriyoruz?
Kim bu sorulara korkmadan cevap verebilir? Kim bu dengesizliği ve değişimi
durdurabilir? Eskiye dönüşü özlemek irtica mıdır?Eskiyi arzu edene mürteci
mi denir? İlericilik nedir?.. Dürüstlüğü, adaleti temsil edebilir mi?
Milliyetcilik nedir? Mahallenin kızlarını; namus için yabancı mahalle
insanlarından korurken, bu hak bizim deyip mahalle kızlarına göz dikme
hadisesi içinde milliyetçilik bu konunun neresindedir? Solculuk
milliyetsizlikmidir? Solcular dindar olamazlar mı? Solcular namaz
kılamazlar mı? Solcular İslamı savunamazlar mI?.. İslam içinde olamazlar
mı? Binlerce soru içinde soru sorabiliriz. Sorular içinde kendimizi ve
toplumumuzu sorgulama sürecine de girebiliriz. Kimliğimizi de
sorgulayabiliriz. Kimlik arayışına da girebiliriz. Çözüme mi gideceğiz,
yoksa çözümsüzlük mü üreteceğiz!?..
Devleti temsil edenle yerel yönetimi temsil edenler arasında olması
gereken dayanışma, birlik ve beraberlik, ortak çalışma yoksa, hatta ve
hatta iticilik, kakıcılık, ayağa çelme takma vb. gibi tutumlarda varsa
buna nasıl bir söz bulabiliriz?
Halkımız arasında yaygın bir söz vardır. ‘İmam......... yaparsa, cemaat........
yapar’ derler. Vatandaşın örnek alacağı kurumlarda bile olumsuzluklar göze
çarparsa Allah Aşkına söyleyin vatandaş ne yapsın? Hepimizin gideceği yer
Ilıman (mezarlık) değilmi? Gözümüzü dolduracak bir avuç toprak değil mi?
Peki giderken, ne götüreceğiz oraya iyiliklerin ve güzelliklerin dışında!?..
Bir alim şöyle demiş; ‘Cehennemde ateş yok. İnsanlar Cehennemin ateşini
dünyada sırtlarına sarınıp götürürler ve bu ateşle yanarlar.’
Her şeyin ve sözün özü şu arkadaş: ‘Çok şey beklersek, dünya bile insana
az gelir. Gün gelir dünya bile insanın zindanı oluverir. Elimizdeki ile
yetinmeyi öğrenmek gerek. Her şeye sahip olalım derken elimizdekileri de
kaybetmek var. Hayat bunun örnekleri ile dolu. Bütün dünyaya sahip olsak,
evrene de sahip olmaya kalkarız. Sonsuzluğu yakalamak isterken son olan
sonda kendimizi buluruz. O son olan sonda iki yol var. Biri cennete çıkar,
biri cehenneme. Tercih sizin arkadaş...
Yasa hazırlayanlar iyi veya kötü insanların yararına bir şeyler yapmışlar.
Problem yasanın olmamasında veya eksik oluşunda değil, uygulanmamasında,
uygulama ortamı bulamamasında veya uygulayıcılar tarafından gaflet ve
delalet içinde olmaları hasebiyle var olan ve uygulama alanı bulunan
yasaları uygulamamalarında. Uygulansa ne olur? Bu gün etrafınıza bakın,
hemen her gün yukarıdaki sorulara benzer sorularla karşı karşıya
kalmaktayız. Bu da çözüm değil çözümsüzlüğü üretmekte. Yasakçı ve
yasasızları cesaretlendirmekte, kendilerine uygun bir zemin hazırlayarak
deyim yerinde olursa devlet içinde devlet kurmaktadırlar. Hepimiz buna ya
çeteler diyoruz, ya siyasi güç diyoruz, ya mafya diyoruz, yada değişik
örgüt adları ile hitap ediyoruz, Yada karanlık güçler vs. diyoruz.
Var olan yasaların uygulanmasını talep eder veya uğradığımız
haksızlığımızı giderecek kanun, tüzük ve mevzuatları öğrenerek haklarımızı
savunursak emin olun ülkemiz yaşanabilir ülke olacaktır. Eksik olan ve
sıkıntı doğuran konularla da yasa koyucular mutlaka ilgilenerek ihtiyaç
nedeniyle halkın huzuruna yönelik yeni yasalar hazırlanacaktır.
Önce birey olduğumuzun ve haklarımızın olduğu, bu hakların kanunla
korunduğunun bilincine varmak zorundayız. Hiç kimse haklı olandan üstün ve
kuvvetli değildir. Haklı olan hakkını mutlaka alacaktır. Haksız olanlar
korkak ve ürkekdir. Kuvvetli gibi görünselerde aslında çok zayıftırlar.
Haklı olan onlardan daha kuvvetli ve cesaretlidirler. Kanun ve Yasalarda
haklıların yanındadır. Eninde sonunda haklarını alacak ve haksızlığın
karşısında galip geleceklerdir.
Ben ümitsiz değilim. Kanunsuzluğu savunanlar derebeylerdir, çetelerdir.
Var olan kanunlar bile bunların üstesinden gelecektir. Yeter ki
yaşadığımız ülkeyi benimseyip sahip çıkalım.
Yayınlanma Tarihi:10 Temmuz 2003 Sayı: 70
YEREL GAZETELER
Bölgemizde her geçen gün
gazete çıkartma fikri seçimler yaklaştıkça daha da artmaktadır. Gazeteyi
yerel seçimlerde kendilerine en büyük destekçi olarak gören adayların
gazetelere olan ilgileride artmaktadır. Bu amaçla bazı kişiler gazete
çıkartarak kendilerini ve gazetelerini bu adaylara pazarlamakta veya bu
adaylar tarafından kendilerine yakın görülen gazeteler desteklenmektedir.
Yerel gazeteler yerel yönetimlerin çalışmalarının duyurulması için en
önemli iletişim organlarıdır. Gazete olmadan Belediyeler çalışmalarını
vatandaşlara, daha doğrusu seçmenlere duyuramazlar. Olayların olumlu veya
olumsuz yansıtılması gazeteler aracılığıyla yapılmakta ve vatandaş
belediye çalışmaları ile bilgilendirilmektedir.
Gazete anlayışımız açısından hizmeti olan ve hizmet için canla başla
çalışan seçilmişleri bugüne kadar yanlışlarını görsekte onlarla ilgili
olumsuz haber yapmamaya özen gösterdik. Bundan sonrada bu anlayışımız
devam edecek.
Bölgemizde en iyi gündem oluşturabilecek gazete Yeni yıldız Gazetesidir.
Bu konuda oldukça iddialıyız. En öncelikle Gazetemizin habere bakış açısı
gündemin oluşmasında en önemli etkimizdir. Haberin kaleme alınması ikinci
önemli etkendir. Üçüncü etken gazetemizin dağıtım alanıdır. En etkin
dağıtım ağı Yeni Yıldız Gazetesi tarafından yapılmaktadır. Gazetemiz
dağıtımı belki dağıtım yapılan yerlerde nüfusa orantılı olarak yapılmasada
gündem oluşturabilecek yer ve mekanlara az sayıda dağıtım yapılsada
dağıtım yapılan yerler özenle seçildiğinden daha etkin ve daha hızlı
gündem oluşturabilmekteyiz. İşte bu nedenle gazetemiz haber ve reklamları
anında okuyucuya ulaşmakta ve etkinliği artmaktadır. Yerel Gazeteler
dağıtım yapılan yerlerde sadece dağıtım yapılan yerdeki şahışlar
tarafından değil, oraya uğrayan yüzlerce kişi tarafından okunmaktadır. Biz
bu olayı en asgari olarak hesaplamaktayız. Mesela 2000 gazetenin
dağıtımında bunu 5 ile çarparak 10.000 kişinin gazeteyi okuduğundan emin
olmaktayız. Bu sayısının 10.000 nin çok çok üzerinde olduğunu da biliyoruz.
Gündemin oluşmasında dağıtım yapılan yerlerin özenle tesbit edilmesinde
başarımızın rolü büyüktür.
Biz Ankara’nın 24 ilçesine yayın yapmıyoruz. 24 ilçeye yayın yapan tek
gazete sloganı yazarak toplam 1000 veya 2000 gazete de basmıyoruz. Biz
sadece 7 ilçeye yayın yapıyoruz. Yeni yayın döneminde üç sayı, bu sayı ile
4 sayı gazete çıkarttık. Her sayı en az 2000 baskı yaptık. Bu sayının
baskısı 5000 adet olmuştur. Bu ilerki zaman diliminde artarak devam
edecektir. Şuna eminiz; dağıtım bölgemizde bu sayının çok az olduğunuda
biliyoruz.
Dağıtım yapılan tüm ilçelerde gündem oluşturmaya ve yapılan haberlerin
etkin bir şekilde duyurulmasına en etkin gazetenin Yeni yıldız Gazetesinin
olduğu konusunda iddialıyız. Bu özelliğimiz çok kısa sürede ortaya çıkacak
ve okuyucular tarafından da bizzat kanıtlanacaktır.
Gazetemizin Reklam ücretleri gazete maliyetlerine göre orantılıdır.
Belirtilen reklam ücretlerinden aşağı reklam alabilmeniz söz konusu
değildir. Bazı gazetelerin çok düşük ücretle reklam aldıkları reklam
verecekler tarafından bize bildirilmekte ve o gazetelerin aldığı reklam
ücretleri bize de teklif edilmektedir. Ama biz bu reklamları maalesef
alamıyoruz. Çok katı kuralcı değiliz, ama reklam verecekler kusura
bakmasın. Eğer verdiğiniz reklam karşılığında birileri sizi aramıyorsa,
satışınızda bir artış olmuyorsa, reklama verilen paraya biz acıyoruz.
Karşılığı ödenen Reklam, karşılığını bulsun diyoruz. Karşılığını bulacak
bir reklamında bir bedelinin olduğunu, bu bedelin ucuz bir bedel değil,
reklama değer katacak bir bedel olduğunu söylüyoruz. Hatır için reklam
verilmez. Reklam ihtiyaçdan dolayı verilir. Ulusal Basın Reklam Fiatları
ile bizim fiatlar karşılaştırıldığında; fiatlarımız devede kulak
kalmaktadır. Vereceğiniz ilan ve reklamların etkin olmasını istiyorsanız,
gazetemizde belirtilen fiatlardan reklamlarınızı Gazetemize verebilirsiniz.
Gazetemizi tercih etmeniz, bizi memnun etmesi kadar sizleride memnun
edecektir. Reklamlarınız mutlaka dağıtım bölgelerinde etkisini
gösterecektir.
Biz; yayın bölgelerimizde ulusal basından daha etkin bir görev içindeyiz.
En çok satış yapan herhangi bir günlük gazetenin ilçenizdeki toplam satış
miktarını öğrenirseniz, bizim gazetemizin bu gazeteden daha fazla
ilçenizde dağıtım yaptığını görürsünüz. İlçelerimizde bizden daha fazla
sayıda dağıtım yapan gazeteler olabilir. Bizim onlardan farklı bir
özelliğimiz bölgesel okunabilir tek gazete oluşumuzdur. İlk üç sayımızın
baskı kalitesi yerel bir matbaa nedeniyle düşük kalitede olmasını iki
haftalık bir çalışma ile gidermeye çalıştık. Bu nedenle bu arada gazete
çıkartmadık. Baskısından memnun olmadığımız bir gazetenin okuyucuya o
baskı ile ulaşmasından, önce biz rahatsızlık duyduk. Bu sorunuda çözdük.
İnşaallah bu sayılardan itibaren daha kaliteli bir gazete okuyucularımızla
buluşacak.
Okuyucularımız bizi habercilik açısından belki eleştirebilirler. Neden
Yurt ve güncel siyasi, ulusal haberlere yer vermiyorsunuz diyebilirler.
Ulusal Basında bir çok gazete zaten bu konuya yer vermekte. Biz Ulusal
Basın’ın yer vermediği bölgemizin yerel sorunlarını ve faaliyetlerini
duyurmayı habercilik anlayışımız içine aldık. Bize göre bu bölgede yaşayan
insanlarımızın kendi bölgelerinde hatta gidemedikleri en ücra köy, belde
ve mezralarda neler olduğunu merak etme ve öğrenme hakkı vardır ve bunları
daha detaylı öğrenme meraklarını bizim gazetemiz aracılığıyla
giderdiklerine inaniyoruz. Ulusal Basındaki haber hazırlanış tarzı bizim
gazetemizde biraz farklılık arzetmektedir. Gazetemizde 5 N+ 1K formülünü
Basın Haberciliğinden anlayan her insan görebilir. Farklılığımız haberi
açmamız ve detaylara girmemizdedir. Bu habercilik anlayışımız halkımızı
andınlatmak adına devam edecektir.
İşlerinizde hayırlı kazançlar temennisi ile başarılar dileriz.
Yayınlanma Tarihi:Yıl:2 Sayı 69 09 Haziran 2003 Pazartesi
SİYASET NEDİR, NE DEĞİLDİR?
1974 yılından itibaren daha
çocuk yaşta dediğiniz bir dönemde siyaset içinde kendimizi bulduk. Bu
yıllar siyasette hep aktif rol aldığımız yıllardı. Hep safkanlıkla ve saf
duruşla, gidilen yola dava diye baktığımız temiz, berrak günlerdi.
Geçen zaman ve yitirilen ömür içinde siyaseti daha yeni yeni öğrenmeye
başlamışız...
Dava diye bir kavram sadece senin inandığın, ama başkalarının inanmayıp
senden menfeat sağlamak adına yürüttüğü bir politika imiş. Sen inanmalısın
ki temsil ettikleri yapıda kalabalıkları oluşturabilsinler, onları temsil
edenlere yağcılık yapabilsinler ve liderlerine işte benimde inanmış dava
arkadaşlarım var diyebilsinler...
Senin toplantılarda hakça söylediğin doğrular, onların koltuklarını
salladığı için, siyasetin doğrulara bile karşı gelmek olduğunu öğrendim.
O koltuğu yakalamak ve bırakmamak için üst’lerine, onların görmek
istediklerini göstermek olduğunu ve bir nebze yalancılık, riyakarlık,
yağcılık yapılmasının siyaset olduğunu, gerçeklerin kamuflaj edilmesi
gerektiğini öğrendim.
O koltuk ne kadar kudretli bir koltukmuş ki, kendi iradenle bıraksan bile
başkalarına yar olmaması gereken bir mana ihtiva eden, ulvi duygular
taşıyan, bu amaçla her türlü yalan, desise, dedikodu, iftira’nın vb. mübah
sayıldığı dava adamı postunda kurt politikası benimsemek gerektiğini
öğrendim.
Kendi değerlerin, başkalarının değerlerinden çok üstün olsa bile,
başkalarının yanına yaklaşmak için kendi değerlerini ayaklarının altında
çiğnemekte vicdani bir rahatsızlık duymamayı ve hatta sahiplenilen ve hiç
olan değerler karşısında kendine ait ulvi değerlerin küçük görülmesini ve
önemsenmemesinin siyaset olduğunu öğrendim.
Yolda karşılaşmasak, birbirimize selam vermesek bile seni güçlü ve kendine
rakip görmüşlerse her türlü ortamda seni görmeme ve sana itibar etmeme
tavrını ve ancak menfeat karşısında seni farketme pozisyonunun siyaset
olduğunu öğrendim.
Daha neler neler öğrendim. Meğer bu siyaset bir mektep işiymiş. Ama
Türkiyedeki siyasetin mektebide yok. Bu siyaseti yapanlarında pek
diplomayla falan ilgileri de yok. Ama bunlara halk dilinde kurt politikacı
diyorlar. Kendi koltukları için ya sizlerin sırtlarına binip yükseliyorlar,
yada koltuklarının gideceğini hissettikleri an koltuğu da feda etmekten
çekinmeyip ayağınıza karpuz kabuğu koyup kaydırıyorlar.
Politik siyaset kavramı ölmüştür. Artık benim siyasetim ve davam; Devlet,
Vatan, Toprak, Bayrak, Bağımsızlık, Adalet, Kalkınma ve maneviyattır.
Artık Parti isimlerini bir kenara koydum. Bizim Türkiyeden başka Vatanımız,
Türk Bayrağından başkada bir bayrağımız yok. Her şeyden önce de Müslümanız..
Vatanımızın başına birşey gelse bazıları Amerika, İngiltere vb giderler
ama bizim bu vatan toprağından başka gidecek toprağımızda yok. Aklımızı
başımıza almanın zamanı geldi...
Yayınlanma Tarihi:Yıl:2 Sayı 68 28 Mayıs 2003 Çarşamba
Değerli okuyucularımız,
Gazetemiz bu sayıdan itibaren Çarşamba günleri yayınlanacak. Gazetemiz
yazar kadrosu ve görüştüğümüz muhabir arkadaşlarımızla yapılan iştişare
neticesinde gazetenin Çarşamba günleri çıkması kararlaştırıldı.
Gazetemize göndereceğiniz yazı, şiir, ihbar, haber, şikayet, teşekkür, ve
her türlü konuda bilgi ve araştırmalarınızı geçen sayımızdada
bahsettiğimiz gibi ya direk gazetemize veya gazetemizde köşe yazarı olan
veya muhabirlik yapan arkadaşlarımıza verebilirsiniz.
İlçe Kaymakamlarımız, Belediye Başkanlarımız, kurum amir ve müdürlerimiz;
çalışmalarınızın duyulmasını istiyor veya yayınlatılmasını istediğiniz bir
duyurunuz varsa bizi aramakta tereddüt etmeyiniz. Belki benimle hiç
karşılaşmayacaksınız ama muhabirlerimiz veya temsilcilerimiz sizinle
mutlaka görüşecektir.
Gazetemize direk göndereceğiniz yazılarınızı 762 67 70 numaralı faksa
Posta ile göndermek isterseniz Orta Anadolu Gazetecilik Reklamcılık
Matbaacılık A.Ş.
Gazi Gündüzalp İş Merkezi Pazar Katı No:22-39-40 Beypazarı/ANKARA adresine
Eğer tarafımızla görüşmek isterseniz direk olarak 762 51 63 nolu telefonla
veya 0.532.557 98 53 numaralı cep telefonu ile görüşebilirsiniz.
Sizlerin görüşleri önümüzü aydınlatacak, gücümüze güç katacaktır.
Bazı yazarlarımız önümüzdeki haftalarda yazılarına başlayacaklar.
İnşaallah bizde normal yazılarımıza gelecek sayımızdan itibaren
başlayacağız.
Gazetemizin bölgesel anlamda yayınını sürdürebilmesi için sizlerin yazı,
çizi ve göndereceğiniz haberlerin yanında ilanlarınıza, dernek tüzük veya
kongre ilanlarına, resmi ilanlara, sosyal ilanlara ihtiyacimız olduğu
malumunuzdur. Bu konulardaki desteğinizi esirgemez iseniz gazetemiz,
sesiniz, kulağınız, bölgesel amlamda okuyabileceğiniz bir gazete olacaktır.
Desteğiniz artarsa Gazetemiz Yenimahalle, Keçiören, Altındağ ve
Kızılcahamam bölgesine de yayın yapacaktır.
İlgi ve katkılarınız için şimdiden teşekkür ederiz.
Yayınlanma Tarihi:Yıl:2 Sayı: 67 16 Mayıs 2003
Uzun bir aradan sonra
tekrar okuyucularla buluşmak insana haz ve hız veriyor.
Gazetemiz yeni bir gazete değil. Daha önceden okuduğunuz, takipettiğiniz,
hatta arşivlediğiniz, belge olarak sakladığınız bir gazete. Dizgi ve
baskısı ile bugüne kadar hep 1. hamur ve birinci sınıf gazete olduk. Ancak
baskı adetimiz bu sayıdan itibaren 10.000 ve 15.000 adet olduğu için
mecburen VEB’de basılması gereği hasıl olduğundan maalesef birinci hamur
gazete çıkartamıyoruz. Bu yüzden okuyucularımızdan özür dileriz. Gazetemiz
bölgesel anlamda eksikliği hissedilen ve bu eksikliği doldurmak amacıyla
yayın hayatını sürdürüyor.
Bu gazetemizde yazan ve çizen, muhabirlik yapan tüm arkadaşlarımız, yeni
yazar ve yeni gazeteci değiller. Hepimiz bu anlamda profesyoneliz.
Ben şahsım olarak 17-18 yıllık gazetecilik yapmaktayım.
Hürriyet Haber Ajansı, DHA Muhabirlikleri yaptım. Halen DHA bölge
Muhabiriyim. Bu süreç içinde okuyucularımızdan bazıları iyi bilirler,
bölgesel gazetelerin temsilciliklerini yaptığım gibi, kendimize ait gazete
ve dergiler de yayınladık. Şu an şirketimizin 2 yayın organı bulunmaktadır.
Birisi sadece Beypazarına yayın yapan Günlük Gazete Beypazarı Ekspress,
diğeride şu an elinizde okuduğunuz Yeni Yıldız Gazetesi. Sizlere hizmetin
en iyisini imkanlarımız ölçüsünde sunmaya gayret göstereceğiz. Dürüstlük
her zaman prensibimiz olmuştur.
Tabii okuyucularımızdan da beklentilerimiz var. O da bildiğiniz gibi yerel
gazetelerin bayilerde sahış imkanları yoktur. Ya abone ile ya da ilan ve
reklamlarla yayın hayatını sürdürebilmektedir. Bu konularda sizlerden ilgi
ve destek bekliyoruz. Tebrik ve eleştirilerinizi gazetemize direk veya
gazetemizde yazı yazan veya muhabir olarak görev yapan arkadaşlarımıza da
bizzat verebilirsiniz. Her konuda görüşlerinizi bekliyoruz.