![]() |
![]() |
|
|||||||||||||||||||||||||
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
||||||||||||||||||||||||
![]() |
Mehmet BAŞTÜRK Gazetemizin haber scriptine www.yeniyildizgazetesi.com adresinden ulaşabilirsiniz |
||||||||||||||||||||||||||
|
|
|
|
ORTADOĞU VE YAHUDİ İHANETİ
Yayınlanma Tarihi: 3 Şubat 2005 Perşembe Sayı: 125 * * * * * * * * * * *
Yayınlanma Tarihi: 12 Şubat 2005 Cumartesi Sayı: 126
Yayınlanma Tarihi: 18 Şubat 2005 Cuma Sayı: 127
* * * * * * * *
Yayınlanma Tarihi: 25 Şubat 2005 Cuma Sayı: 128
Yayınlanma Tarihi: 4 Mart 2005 Cuma Sayı: 129
* * * * * * * * * Görüldüğü üzere
İsrail oğulları için bunlar hiçbir zaman değişmeyen özelliklerdir. Fırsatını
buldukları ilk anda kendi arzu ve isteklerine göre hareket etmek, bunu da
yaparken daima başka insanlara zarar vermek. Çünkü İsrail oğullarının
değişmeyen hayat felsefeleri şudur ki: başka insanların çektikleri acılarda
onlar hayat bulurlar. Bunun aksi durumunda ise "Yahudi inancına göre"
yaşamaları mümkün değildir. İnançlarına göre Yahudi tanrısı olan YEHOVA,
diğer insanları Yahudilere hizmet edecek olan "GIYOMLAR" ( eşekler) olarak
yaratmıştır. Yani, bir Yahudi gözüyle bakılacak olursa, Yahudi olmayan
insanların "eşek'ten" farkı yoktur. Yahudi'nin inancı da budur. Hayat
felsefesini de bu inanç üzerine kurmuştur. Bu konuda çok geniş ve detaylı
bilgi, " Kaybolan cennetten tekrar kazanılan cennete" adındaki ve 1958
yılında İngilizce, 1966 yılında da Türkçe olarak yayınlanan watchtower bıble
and tract socıety of Newyork, ınc. Neşredilen" eserde mevcuttur…(Eser
arşivimizde mevcuttur.) Yayınlanma Tarihi: 25 Mart 2005 Cuma Sayı: 130
* * * * * * * * * Tarih değişse bile hiçbir zaman İsrail oğullarının karakterleri değişmiyor. Babaları olan Yakup peygamberi çeşitli hile ve dalaverelerle aldatarak kandırdıkları gibi aradan asırlar geçse bile çeşitli vesilelerle işledikleri cinayetleri bile çeşitli hile ve dalaverelerle başkalarına mal edebilmektedirler. Bunlardan bir tanesi de, aslında Museviliği benimseyen Türklere Hitler’in yapmış olduğu katliam ve soykırımı bahane ederek, yakın tarihte kendilerinin işledikleri katliamları örtmeye çalışmalarıdır. Yukarıda değindiğimiz örnekten hareket edecek olur isek, açık alanda ve umuma açık bir şekilde yapılan mahkeme neticesinde suçlu bulunmaları halinde bile,bu mahkemeyi yapan devleti dünya efkarı umumiyesinin gözünde suçlu duruma düşürerek, çeşitli devletlerin siyasi baskı yapmalarını sağlamışlardır. Dün olduğu gibi bu günde aynı taktiği devam ettirmektedirler. Türkiye de İsrail menfaatlerine aykırı bir gelişme veya İsrail çıkarlarına ters olan gerek siyasi gerekse ekonomik kararlar alındığı taktirde İsrail’in askeri gücünü (daha doğrusu yumruğunu oluşturan) ABD’nin ambargo uygulama kararları alması veya Türkiye’yi ekonomik veya siyasi ambargo ile tehdit etmesi boşuna değildir. İşte İsrail oğullarının bütün bu yönlerini en ince teferruatına kadar ortaya koyan Kur-an ve Kur-an’ı gereği gibi okuyup anlayan Müslümanlara, İsrail oğullarının en acımasız şekilde düşman olmalarının nedeni de anlaşılmaktadır. İsrail oğullarının ruhi karakterlerini Kur-an doğrultusunda ana hatlarıyla bu şekilde özetledikten sonra, Ortadoğu meselesini iyi anlayabilmemiz için Filistin tarihini de, kısa olarak olsa da biraz bilmemizde fayda vardır. FİLİSTİN : Filistin coğrafi bölge olarak Akdeniz’in kenarından Asya ve Afrika kıtasının kesiştiği noktadır. Tarihi konum olarak Mısır, Anadolu ve Mezopotamya uygarlıkları arasında devamlı bir harp sahası olmuş, Filistin bölgesi tarihi süreç içerisinde sadece Osmanlı döneminde sulh ve güven içerisinde olmuştur. Osmanlının bölgeden çekilmesinden sonra tekrar harp alanına dönmüş ve bu bölgede yaşayan insanların göz yaşı ve acıları o günden beri dinmemiş ve günümüzde de en acımasız bir şekilde işkence, katliam ve soykırıma tabi olarak hayatlarını ikame ettirmeye çalışmaktadırlar. Filistin’e M.Ö.2000 yıllarında Arap yarımadasından Kenanlılar, Asya bozkırlarından bazı göçebe kavimler (Türkler olması çok muhtemeldir. Çünkü Türklerin Orta Asya’dan batıya başlattıkları büyük göç dalgası ile tarih olarak kesişmektedir.) Girit ve Ege adalarından başka kavimlerde göç ederek yerleşmişlerdir. Sami ırkından Amurrular ve Kaldaliler yönetimindeki Filistin M.Ö. 1800 yıllarından başlayarak uzun bir süre Hititlilerle Mısırlılar arasında çekişme sahası olmuş, M.Ö. 1286 yılında yapılan Kadeş antlaşması ile kesin olarak Mısır’ın egemenliğine geçmiştir. Bu antlaşma aynı zamanda tarihin bilinen ilk yazışlı antlaşmasıdır. Bu dönemde Musa Peygamberin önderliğinde İsrail oğulları Filistin’e yerleşmişlerdir. Bu toprakların tanrı tarafından kendilerine vaat edilen (Arz-ı Mev’ut) olduğunu öne sürerek İsrail Krallığını kurmuşlardır. Davut ve Süleyman peygamber döneminde tarihinin en ihtişamlı ve parlak dönemine ulaşan krallık, M.Ö. 931 yılında Süleyman peygamberin vefatından sonra ikiye ayrılmış ve eski güç ve ihtişamını kaybetmiştir. Aradan asırlar geçmesine rağmen bu gün dahi her, İsrailli hala daha o ihtişam günlerinin özlemi ile yaşamaktadır. “sınırları NİL-FIRAT nehirleri” olan ve “Arz-ı Mev’ut” dedikleri kutsal ideallerini gerçekleştirmek için İsrail oğulları o günden itibaren çalışmaktadır. Daha sonra Asur egemenliğine geçen Filistin bölgesinden, Asurlular M.Ö. 720 yılında on Yahudi kabilesini sürmüşlerdir. Asurlulardan sonra Babillilerin egemenliğine geçen Filistin bölgesinde, Babilliler de aynı uygulamayı sürdürerek Yahudileri Babil’e sürmüşlerdir. M.Ö. 583-333 yılları arasında Perslerin egemenliğinde bulunan Filistin bölgesine Yahudiler bu dönemde tekrar dönmüşlerdir. Daha sonra kısa bir süre Mekadonyalıların eline geçen bölge M.Ö. 323 yılında Büyük İskender’in ölümü üzerine önce Mısırlı Ptolemaislerin egemenliğine, M.Ö. 200 de de yine Mısırlı Selefkilerin egemenliğine geçmiştir. Bu dönemde Helen Kültürünün etkisi altında kalan bölge M.Ö. 64 yılında Romalıların egemenliğine geçmiştir. Bu dönemde doğan İsa peygamberi öldüren İsrail oğullarını daha sonra Hıristiyan olan Romalılar da bu topraklardan sürmüşlerdir. M.S. 395 yılında Roma İmparatorluğunun ikiye bölünmesi üzerine Bzans İmparatorluğunun payına düşen Filistin toprakları 634 yılında Gazze’nin, 636 yılında Ecnedin ve 637 yılında Kudüs’ün alınmasıyla beraber Müslümanların egemenliğine geçmiştir. Daha sonra önce Fatimilerin sonra da Selçukluların egemenliğine geçen Filistin bölgesi, bu dönemde tarihte Haçlı- Müslüman savaşını oluşturan ve Haçlı savaşları ile anılan dönemi yaşar. Bu dönem de 1099-1187 yılları arasında kurulan Kudüs haçlı Krallığı egemenliğinde kalan bölge Eyyubilerin hakimiyetine geçer. 1281 yılında Memlukluların egemenliğine geçen bölge 1516 yılında Osmanlıların egemenliğine geçer. Bu tarihten 1917 yılında İngilizlerin Kudüs’ü işgaline kadar 400 sene boyunca tarihinin en huzurlu gününü yaşayan Filistin bölgesi, bu tarihten itibaren tekrar kan ve gözyaşı ile anılmaya başlamıştır. Yayınlanma Tarihi: 1 Nisan 2005 Cuma Sayı: 131
XIX. yüzyılın sonuna doğru (1897 yılında Basel’de toplanan I. Siyon kongresinde alınan karar neticesinde) Filistin toprakları üzerinde kurulması düşünülen İsrail devletini kurmak için yapılan çalışmalar neticesinde, hala günümüzde de devam eden kanlı olaylar başlamıştır.1948 yılında Filistin bölgesinde kurulan İsrail devletinden sonra Yahudiler katliamlarına Devlet eliyle devam etmeye başlamışlardır. Bu bölgenin yerli halkını oluşturan ve İslam dinini kabul eden Filistinlilere karşı en acımasız katliama girişen İsrail oğulları bir yerde bu katliamla birlikte o masum insanlardan tarihi intikamlarını da almayı hedeflemektedirler. Aynı bölgeyi paylaştıkları insanlara bu katliamı uygulayan İsrail oğulları diğer taraftan diğer milletlere de göz dağı vermeyi hedeflemektedirler. İşte 400 yıllık Filistin tarihinin kısa bir özeti… Tarihleri içerisinde bir çok defa çeşitli hakim milletler tarafından Filistin topraklarından sürülen İsrail oğulları, kendilerini bu topraklardan sürgün eden milletleri yok ederek intikamlarını da almayı başarmışlardır. Bu gün ne Asurlular dan, ne Babilliler den ne de Romalılardan söz etmek mümkündür. Anılan tarihin bu güçlü imparatorlukları ve o imparatorlukları oluşturan milletler bu gün ortadan kalkmıştır ama İsrail oğulları hala büyük ihtişamıyla devam etmektedir. Onca sürgüne, ezilmişliğe, horlanmışlığa rağmen aradan geçen yaklaşık 3000 yıllık süreye rağmen İsrail oğulları Filistin topraklarına gelerek İsrail Devletini nasıl kurmuşlardır. Tarih ilmi bize şu gerçeği haykırmaktadır. 10-15 yıl gibi kısa süre içerisinde asimile olarak kimliklerini kaybeden milletlerin çoğunlukta bulunduğu ve günümüzde de bunun örneklerini yaşadığımız halde nasıl oluyor da 3000 yıllık bir tarihi süreç içerisinde İsrail oğulları kimliklerini kaybetmiyor..? Tarihi itibari ile günümüze yakın olması nedeniyle, İsrail oğullarının Romalılar dan intikamlarını almalarının kısa hikayesine değinmekte fayda vardır. Kendilerini Filistin topraklarından süren Romalılara Kral Neron eliyle Roma şehrini bile yaktıran İsrail oğulları, bir Taraftan İsa peygamberi öldürmüşler diğer taraftan daha sonra Hıristiyan olan Romalılara ilk Hıristiyanları katlettirmişlerdir. Kral Neron’un Roma’yı yaktığı “Darb-ı mesel” bile olmuştur ama bu olayın arkasında ki asıl gereçeği hiç kimse tarihi süreç içerisinde sorgulamamıştır. İşte tarihi gerçekler: Neron’un karısı Poppe Yahudidir. Neron’un müşavirleri Attilius Şimon, Joseph Akyılleros, Alexandre Tibera, Neron’a Hıristiyanları yok ettirmek için kanlı sirk sahnelerini tertip ettirmeyi başarmışlardır. Bu telkinleri neticesinde Roma şehrini de Roma’nın Kralı eliyle yaktıran bu insanlar Romalılar dan böylece tarihi intikamlarını o medeniyeti y0k ederek almışlardır. Bura da bizlerin dikkat etmesi gereken en önemli husus ise, İsrail oğullarının hep perde arkasından iş görmeleridir. Aradan geçen asırlara rağmen hala Roma’yı yaktığı için Neron lanetlenir ama Neron’a telkinleriyle Roma’yı yaktıran karısı ve müşavirlerinin adlarından bile bahsedilmez… Tarihin kaydettiği en ihtişamlı ve adaletli İmparatorluğu olan, Osmanlı imparatorluğunu da bu İsrail oğulları yıkmamış mıdır? Dünyanın hiçbir yarinde barınamayan ve İspanyollar tarafından katliama uğrayan İsrail oğullarını 1492 yılında İspanya’dan gemilerle alarak bağrına basan ve onlara her türlü kolaylığı ve her türlü serbestliği tanıyan 400 sene huzur ve güven içerisinde Osmanlı himayesinde yaşayan İsrail oğulları, değişmez idealleri olan Siyonizm uğruna Osmanlı İmparatorluğunu bile parçalamışlardır. Kendilerini himaye eden, koruyan ve her türlü kolaylığı sağlayan Türklere yakın tarih içerisinde en büyük acıları maalesef İsrail oğulları tattırmıştır. Bu gün bu gerçeği bilmeyen yoktur ama herkes olayı kendine göre yorumlayarak asıl gerçekleri ört bas etmektedir. Bu gerçeklerin daha iyi anlaşılabilmesi için burada bir anekdota değinmek istiyorum… 1895 yılında gerek İsrail oğulları açısından olsun gerekse diğer insanlar açısından olsun çok ilginç bir olay olur. Osmanlı demiryolu inşaatlarından büyük servet eden Yahudi asıllı Alman vatandaşı Baron Hirtch ölürken Yahudilere bir yurt kurulması için 250.000.000 Frank vasiyet eder. Avrupa’da bilhassa Doğu Avrupa’da zulüm gören Yahudileri kurtarmak için vasiyette bulunan Hirtch, Yahudilerin yerleşerek yurt kuracağı yerin yerini ve adını da tayin eder. Yahudilerin yurt kuracağı yer, arazisinin büyük bir kısmı boş olan ve o tarihlerde her türlü göçmeni kabul eden bu devlet “Arjantin’dir.” Fakat böyle bir proje geliştirildiği dönemde işe karışan bir isim ki: Thedor Herzl, İsrail oğullarının kuracağı bu yeni yurt projesine farklı bir boyut kazandırır. 1897 yılın da İsviçre’nin Bal şehrinde yapılan dünya Yahudiler kongresinde delegeleri etkileyerek alınan karar çok dikkat çekicidir. 240 murahhas delegenin iştirakiyle alınan (Filistin topraklarında “İsrail” adında bir devlet kurulması) kararıdır. Bu kararın alındığı dönemde Filistin toprakları, Osmanlı yönetiminde olduğuna göre yapılacak ilk iş ise Osmanlı Devletinin yıkılmasıdır. 400 senedir her türlü kolaylığı kendilerine sağlayan bir imparatorluğu yıkma kararını İsrail oğulları, tarihi boyunca kendilerine zulüm ve işkence yapan Avrupa’da işte bu şekilde alırlar. Hem de kendilerini himaye eden devleti yıkma kararını…bu gün hepimiz biliyoruz ki bu kararın alındığı tarihten 20 yıl sonra Osmanlı Devleti yıkılmış, Osmanlının yıkılışından 30 yıl sonra da İsrail Devleti Filistin topraklarında kurulmuştur. Ama bu 50 yıllık süreç içerinde bu topraklar üzerinde kurulan İsrail Devletinin kurulması için Müslümanların ödediği diyet ne olacaktır? Bunun hesabını kim verecektir. Eğer bir milletin ferleri tarihlerinden ders alarak geleceğini planlayamazsa, zaman içerisinde o millet zayıflar ve gücünü yitirerek nihayet tarih sahnesinden silinir. Tarihin en kadim milleti olan TÜRKLER hala tarih sahnesindeki yerlerini koruyabiliyorlarsa bu Türk Milletinin yüceliğindendir. Bunu kimse inkar edemez. Alman tarihçi Prof. Neumark’ın da dediği gibi, “tarihten Türkleri çıkarırsak tarih diye bir şey kalmaz” ifadeleri bu gerçeği ortaya koymaktadır. Ama gerçeğin bu olmasına rağmen insanlık tarihi içerisinde, Türkler kadar mağdur olan, zulüm ve işkence gören ve soykırıma tabi tutulan başka bir millette yoktur. Bir fikir edinebilmemiz için sadece şu örnek yeterlidir. M.Ö. 220 yılında kurulan Hun devleti döneminde bu günkü Çin’in nüfusunun 20.000.000 dolayında olduğu ifade edilmektedir. Aynı dönemde Türklerin nüfusunun da bu rakama yakın olduğu belirtilmektedir. Bu gün dünya üzerinde 1,5 milyara yakın Çin nüfusu olmasına rağmen, en abartılı ifadeyle 250 milyon Türk nüfus vardır. Aradaki bu aşırı farklılık nereden kaynaklanmaktadır… yoksa Çinlilerde üreme hızı çok yüksek de buna karşılık Türkler de kısırlık mı var? Bu sorunun cevabını çok iyi kavramamız gerekmektedir… İnsanlık tarihinin son iki asrını etkileyen, dünyada iki dünya savaşı başta olmak üzere sayısız savaşların çıkmasına neden olan milyonlarca insanın hayatını söndüren, milyonlarca insanın sakat kalmasına sebep olan daha doğrusu yaklaşık iki asırdır dünyayı göz yaşı ve kana bulayan bütün vahşetin müsebbipleri İsrail oğullarıdır, Komünizmin kurucusu Karl Marx ve Siyonizmin kurucusu olan Thedor Herzl Yahudi’dir. Aynı zamanda ikisi de gazetecidir. Bu iki isim Osmanlının ve dolayısıyla da İslam’ın da en büyük düşmanlarıdırlar. Kendileri perde arkasında kalmak suretiyle hep maşalar kullanarak Osmanlıyı yıkmışlardır. Aslında Osmanlı tarihinin son dönemiyle ilgili şu tarihi hakikat çok dikkat çekicidir. 1897 yılında alınan Filistin de İsrail devleti kurulması kararının ardından 1898 yılında Osmanlı Padişahı II.Abdul Hamit’i ziyaretten sonra, Kudüs’e seyahat ederek Filistin topraklarında bir İsrail Devletinin kurulmasını desteklediğini ve bunun için Yahudilere yardım edeceğini açıklayan Alman İmparatoru II. Wilhelm’in o günden bu güne hala Türkler tarafından dost olarak bilinmesidir. Bu imparator hala İstanbul Sultan Ahmet’e yaptırdığı Alman çeşmesiyle anılmaktadır. Osmanlıya çeşme ama Yahudi’ye Osmanlı topraklarında devlet … Ne dostluk gösterisi… Bilmeyenin de gözü yaşaracak… daha dostunu düşmanını ayırt edemeyen Türk Milleti birinci dünya savaşı sonrasında koskoca bir imparatorluk kaybetti. Ya dost olarak bildiğimiz Almanya bu savaş sonrasında ne kaybetti? Yakın tarihimizdeki bu olayların getiri ve götürüsünün hiç hesabı yapıldı mı? Ve hala bugün, bu tarihi olaylardan hiç ders almadan aynı hatalara devam etmekteyiz… Birinci dünya savaşı sonrasında Osmanlı İmparatorluğunun parçalanacağını ve Almanya’nın savaş sonrasında Orta Doğudan hisse alacağını ortaya koyan şu tarihi belge çok önemlidir. 11 Mart 1917 yılında Bağdat’ın İngilizler tarafından alınmasından sonra Bağdat’a gelen İngiliz Ajan “Gertrude Bell” babasına yazdığı bir mektupta şu ifadelere yer vermektedir. “Artık Almanların Orta Doğu’yu kontrol etme hayallerinin, Berlin- Bağdat hattının ve daha bir çok şeyin sonu geldi. Eğer savaşı zorlamasalardı biz onlara bu toprakların bir kısmını bırakacaktık. Şimdi kendi hatalarından dolayı her şeyi kaybettiler… biz de bu toprakları Arap uygarlığının ve refahının bir göstergesi haline getireceğiz.” İşte batı’nın gerçek yüzü budur…Onların dostluğu menfaate dayanır… Türklerin daha sonraki politikalarını belirleme açısından, birinci dünya savaşının belirli safhalarının çok iyi bilinmesi gerekmektedir. Bu savaşın en kanlı sahnelerinin cereyan ettiği, bilhassa “casuslar savaşı” şeklinde geçtiği Orta Doğu bölümünün günümüzde dahi çok iyi şekilde tahlil edilmesine ihtiyaç vardır. Bu dönemde Enver Paşa’nın kurmuş olduğu Osmanlı istihbarat teşkilatı olan “Teşkilat-ı Mahsusa” konusunda bu güm biz Türk Milleti ne biliyoruz? O günlerde savaşın kaderini etkileyecek olan ve Osmanlıyı galip getirecek olan “Hint Müslümanlarını ayaklandırma projesi” maalesef savaş müttefikimiz olan Almanların İngilizleri bilgilendirmesiyle sekteye uğramıştır. İşte bu Almanların savaş dönemindeki bir marifetleri daha… İngiliz General Allenby, 11 Aralık 1917 yılında Güney Filistin’i işgal edip, Kudüs’e girince şu tarihi sözü söyler. “İşte, Haçlı seferleri bugün bitti.” Osmanlı’nın müttefiki olmasına rağmen ne ilginçtir ki: Almanya ve Avusturya kiliseleri Kudüs’ün Osmanlı elinden alınışının kutlamalarını yaparlar. Ayrıca bu savaş boyunca Siyonistler de iş başındadırlar. Siyonistlere göre, Osmanlı Kuzey Filistin’de hakim olduğu sürece ülkede bir Yahudi yurdu kurulmasına müsaade etmeyecektir. Onun için, Türklerle savaş devam etmeli, Osmanlı Anadolu’ya kadar sürülmelidir tezini savunmuşlardır. Hatta bu hususun temini için Aaronsohn, Amerika’ya gider. Orada Musevi lobisini tahrik ederek, Beyaz Saray ve Kongre’ye Türklerin Orta Doğu’dan sepetlenmeleri (Siyonist çetenin kendi tabirleri) için etki ederler. Birinci dünya savaşı sonrasında parçalanmayan, bütünlüğü korunan Almanya ikinci dünya savaşından sonra neden ikiye bölünmüştür. Bu gerçeğin arkasında sakın Alman İmparatoru II. Wilhelm’in Yahudilere verdiği sözü zamanında gerçekleştirememiş olması yatmasın. Ayrıca ikinci dünya savaşı yıllarında Almanlara katlettirdiği Musevi dinini benimseyen Türklerin mirası üzerine de konan İsrail oğulları diğer taraftan bütün dünyayı Almanların kendilerine soy kırım uyguladığı masalıyla bu güne kadar kandırmalarına rağmen hala da bu masala devam etmektedirler. 1898 yılında İsrail oğullarına verdikleri söze sadık kalmamalarının bedelini bu şekilde ödeyen Almanlar şu gerçeği unuttuklarından bu bedeli ödemişlerdir. 400 sene kendilerini himaye eden Osmanlıya ihanet eden İsrail oğulları günü gelince Almanlara da ihanet etmişlerdir… Aslında şu gerçek hiçbir zaman unutulmamalıdır. “Sahibini ısıran köpek elbette günü gelince başkasını da ısıracaktır.” Çünkü sahibini, ısıran köpek kuduz olmuştur ve ondan onun ölümüyle ancak kurtlunmuş olunur. Ayrıca bir defa ihanete alışan devamlı ihanet içerisinde bulunur… İsrail oğullarının kanlı yüzlerini daha iyi görebilmek için 1948 yılında kurdukları İsrail Devletinden sonra, Filistin topraklarında giriştikleri katliamları görmek yeterlidir. Çünkü bu katliamları İsrail oğulları bütün dünyanın gözleri önünde ve hiç kimseden çekinmeden işlemişlerdir. Ama gerçeğin bu olmasına rağmen bu gün de olduğu gibi o günde arkalarına aldıkları Birleşmiş Milletler sayesinde yapmış oldukları propaganda sayesinde zalim iken mazlum rolünü çok güzel oynamışlardır. Bu durumu oluşturan en önemli etken ise “sermayedir.” Çünkü sermayeyi kontrol eden, basını da kontrol etmekte ve dolayısı ile bilgi akışını kontrol ederek, gerçekleri ters yüz edebilmektedir. Fakat olayların bu şekilde olması bile bazen gerçeği tamamen gizleyememekte bazen de gerçeği göz önüne serebilmektedir. Yeter ki bilgi akışı doğru okunabilsin… Bu konuyu aydınlığa kavuşturması açısından işte bir örnek, hem de 1948 yılından bir örnek. İsrail Devleti daha yeni kurulmuş, bireysel terörü çoktan aşıp devlet eliyle Orta Doğu’da terör estirmektedir. Aslında bizim burada ortaya koyduğumuz bu örnek Müslümanların içerisine düştüğü acziyatı da ortaya koyması açısından çok dikkat çekicidir. “İsrail askerlerinden oluşan kanlı çeteler EL-LED kasabasını işgal ettiler. Bu kasaba halkından 4.000’e yakın insanı bir CAMİ’ye doldurdular. Kapıları kilitlediler. Silahlı Irgun ve Stern çetecileri kimsenin dışarı çıkmaması için nöbet tuttular. Camiye tıkılan mahşeri kalabalığın sesleri adeta boğulmuş gibi kalın duvarların cidarlarında ölüyordu. Bütün bunlara rağmen dışarıya taşan sesler arasında -MOYYE…MOYYE (SU) kelimesi duyuluyordu… Ses seda kesilir gibi oldu. Kimsede bağıracak takat kalmamıştı. Onu da gözlerimizle gördük. İnsan takat-ı ve tahammülü son kerteye geldiği bir sırada idi. Camiye kovalar dolusu su getirildi. Haya, insaf ve necabetten (asalet ve şeref) zerre kadar nasibi olmayan bir sürü vicdansız, kovaların içerisindeki suya bevlettiler (Abdest bozdular.) Kan ve kin telkiniyle büyümüş bu ekalliyet pis suyu su diye feryat eden insanların önlerine koydular… Haydi için ne duruyorsunuz diye bağırmaya başladılar. Zorla pis suyu insanlara içirdiler. Buna rağmen Kudüslü Ebu Taye isminde birisi, Avusturyalı bir Yahudi’nin tenasül organını kopararak ölmesine neden oldu ise de bu hareketini hayatıyla ödedi. Bu işkence faslı bittikten sonra başka sahneye geçildi. Siyon barbarlar EL-LED kasabasının içindeki kadınların, kendilerine göre güzellerini bir araya topladılar. Bütün karşı koymalara rağmen hepsini TEL-AVİV umumhanesine sevk ettiler…” Bu satırların yazarı beynelminel müşahit olan İsveç Kızıl Haç’ından Kont Bernadot’tur. Bernadot’un akıbeti ise çok fecidir. 17 Eylül 1948 tarihinde El-Tabin ile Ramallah mıntıkası arasındaki şeytan tepesinde İsrail oğullarınca katledilmiştir. İşte Yahudi’nin gerçek yüzü.yaptıkları katliamları gün yüzüne çıkaranları en acımasız bir şekilde ortadan kaldırmaktadırlar… Aradan yarım asır geçtik den sonra aynı İsrail oğullarının başka bir katliamından örnek: “İsrail de ki sağ kanadın psikolojisini en iyi şu olay gösterir: aşırı sağcı Yahudi İskan Harekatı lideri Haham Moshe Levinger, 1990 Temmuz’unda bir Arap’ı vurarak öldürdüğü için, ihmal suçundan altı ay hapse mahkum oldu. Levinger 7 Ekim 1988 günü de Hebron’da arabasına bir taş fırlatılması sonucu, aşağı inip sağa sola ateş etmeye başlamış ve berber dükkanının önünde duran bir Arap’ın ölümüne sebep olmuştur. Ünlü B’Nai Akiva Yasheeva (din okulu) müdürü Haham Moshe Tsvy Neriah, Levinger’le ilgili bir konuşmasında “Şimdi düşünme zamanı değil, sağa sola ateş etme zamanı” diyecekti. İsrail Yüce Divanı emekli yargıcı Heim Cohen “Duruma bakınca, nereye gittiğimizi söylemeye korkuyorum” diyor ve ekliyordu: “Birinin taammüden adam öldürüp de ihmalden yargılandığını ilk defa gördüm. Galiba ihtiyarlıyorum.” İşte İsrail oğullarının gerçek yüzü. Ne kadar Müslüman öldürürlerse öldürsünler hiç de önemli değil. Din adamının elinde silah sokaklarda Müslüman katliamı yaptığı bir devlet düşünün ki; bu devleti oluşturan insanlar kendilerine zulüm ve baskı yapıldığını iddia etmektedirler. İşte yine bir örnek: 16 Mayıs 1990 tarihinde 1.000 sayfa kalınlığında bir rapor hazırlayan İsveç Çocukları Himaye Cemiyeti, -Ford Vakfı tarafından finanse edilir- Filistinli çocuklara “Tekrar tekrar, gaddar ve sorumsuzca” muamelede bulunduğu için İsrail’i kınıyordu. 6.500 kadarı mermi yarasıyla olmak üzere 63.000 civarın da çocuğun yaralandığı ve tedavi gördüğü açıklanıyordu. Takibatı yapılan olaylarda çocukların beşte birinin evinde veya 9-10 metre uzaktan vurulduğu, böylelikle hepsinin taş atarken kurşunlara hedef olmadığı ortaya çıkmıştı.” Orta Doğu’da İsrail-Filistin arasında intifada hareketi başlayalı yaklaşık 14 sene olmaktadır. Bu arada binlerce Filistinli katledilmiş, Filistin toprakları işgale uğramış, insanlar evlerinden barklarından sürgün edilmiş, Gazze şeridinde 600.000 Filistinli 146 mil karelik alanda yaşamaya mahkum edilmiş, bölge için en değerli emtia olan suya İsrail oğulları hükmetmekte olup Filistinlileri susuzluğa mahkum etmiş olmalarına rağmen, Birleşmiş Milletler denen güçlüleri himaye cemiyetini de arkalarına alan İsrail oğulları hala Filistinlileri dolayısı ile Müslümanları suçlamaktadırlar. Çünkü İsrail oğulları Müslümanların idam fermanı olan bir taktiği uygulama sahasına koymuşlardır. “Eğer onlar (Müslümanlar) birbirleriyle savaşmaya devam ederlerse, bizimle uğraşamazlardı” prensibini Orta Doğu’da uygulamaktadırlar. İran-Irak savaşı ve daha sonraki Irak’ın Kuveyt’i işgal etmesi ve neticede ABD’nin Orta Doğu’ya askeri müdahale etmesi ve şu anda gündemde olan ve gerçekleşmesi için mücadele ettiği BÜYÜK ORTA DOĞU PROJESİ (BOP) hep bu taktiğin neticeleridir.. Yakın Filistin tarihine kısaca değinecek olursak, ana hatlarıyla şu gelişmeler yaşanmıştır. Siyonistler ilk defa 1901 yılında Thedor Herzl başkanlığında bir heyetle II. Abdul Hamit’e müracat ederek, Avrupa’da zulüm ve işkence gördüklerinden dolayı kendilerine Filistin bölgesinde yurt verilmesini isterler. II. Abdul Hamit Yahudilerin bu isteğine, zulüm gören Yahudilerin Osmanlı toprağına yerleşmesine izin verir fakat yurt kurmalarına müsaade etmez. 1908 iktidar değişikliğinde Siyonistler yeni bir atağa geçerler. İttihat ve Terakki iktidarı getirmiş olduğu yeni hürriyet anlayışı ile Kudüs’ü ziyaret edecek olan Yahudilere II. Abdul Hamit’in uyguladığı “kırmızı teskere” denen izin belgesi uygulamasını kaldırır. Ayrıca Filistin de toprak satın alma yasağını da kaldırır. Fakat kısa bir süre sonra bu durumun sakıncalarını gören İttihat ve Terakki iktidarı, belirli kısıtlamalar getirmek mecburiyetinde kalır. (Burada yabancılara mülk edinme yasağının veya bunun serbest bırakılmasının fayda ve zararları üzerinde fazla fikir yürütmeyeceğiz. Ama şunu da ifade etmeden geçemeyeceğiz. Bir asır önce Filistin topraklarında İsrail oğullarının mülk edinme neticesinde kurmuş oldukları İsrail devletinin temel prensiplerini şimdi de yabancılara mülk edinme serbestisi getirildikten sonra Anadolu toprakları üzerinde başta Yunanlılar olmak üzere, Suriye.Almanya, ABD. ve İngiltere uygulamaktadır.) 1945 yılında Amerika Birleşik devletleri ve İngiltere 100.000 Yahudi’yi Filistin’e yerleştirme girişiminde bulunurlar ve bunu 1946 yılında gerçekleştirirler. Şubat 1939 yılında Londra’da toplanan konferans da İngiltere bir sonuç alamayınca yayınladığı “Beyaz Kitap” ta Filistin meselesine yeni bir çözüm önerir. Buna göre: 1- on yıl içerisinde iki uluslu bağımsız bir Filistin Devleti kurulacak, Araplarla Yahudiler yönetimde ortak pay sahibi olacaklar. 2- Göçmenlere toprak satışı kısıtlanacak. İlk beş yıl içerisinde Yahudi göçü 75.000 kişiyle sınırlandırılacak. 3-1944 yılından sonraki göçler ise Arapların rızasına tabi tutulacak. Bu kararların alınmasından sonra çıkan ikinci dünya savaşının bitmesinden sonra, İngiltere bölgede bir İsrail Devletinin kurulması için bütün gücüyle çalışmış olup Arapları ve Müslümanları ise tamamen dışlamıştır. Bu gün terör küresel boyut kazandı “küresel terör”, küresel terörü bitireceğiz diye ortaya çıkanlar devlet eliyle en büyük terörü işlemektedirler. İşte terörü besliyor diyerek, hürriyet ve özgürlük getirmek amacıyla Irak’ı işgal eden ABD., Irak topraklarında devlet terörünü en acımasız bir şekilde tatbik etmektedir. Ne de olsa “yırtılan hacı Bekir’in yakası” ABD. için değişen bir şey yok. Müslümanlar öldükçe ABD’nin petrolden aldığı pay artmaktadır. ABD. Körfez bölgesine sözde barış getirmek için fakat aslında kendi milli menfaatlerini garanti altına almak için mücadele verirken 1990 yıllarında Avrupa’nın ortasında BOSNA katliamı işlenirken, İngiltere Başbakan’ı Tony Blair “Bosna’da petrol yok, orada ölen bir İngiliz askerinin hesabını halkıma veremem ifadesini kullanmıştır.” Şimdi sormak lazım “Irak da ölen İngiliz askerlerinin hesabını halka nasıl vermektedirler?” bilinen bir gerçek varsa o da emperyalist güçler için insan hayatının hiçbir değeri yoktur. Onlar için tek bir gerçek vardır o da elde edecekleri maddi çıkarlardır. İsrail oğullarının gerçek yüzünü ortaya koyması açısından “SİYON LİDERLERİNİN PROTOKOLLERİ” adlı eserin sayfaları arasında kısa bir gezinti yapmamız yeterlidir… eser arşivimizde mevcuttur. “Siyasi hürriyet bir fikirdir, fakat bir gerçek değildir. Otorite mevkiinde bulunan bir partiye baskı yapmak gayesi ile halk kitlelerini diğer bir partiye çekmek lüzumu ortaya çıktığı zaman, bu fikrin bir yem olarak nasıl kullanılacağı bilinmelidir. Liberalizm de denilen bu hürriyet fikrine eğer hasmın kendisi de kapılmış ve bu fikrin uğrunda iktidarının bir kısmını teslim etmeğe arzulu ise görev daha da kolaylaşır. Burada bizim nazariyemizin zaferi kesinlikle meydana çıkıyor. Gevşetilen hükümet dizginleri hayat kanunu gereğince derhal yeni bir el tarafından ele geçirilir ve bir araya toplanır. Çünkü milletin kör kuvveti bir gün dahi rehbersiz kalamaz ve yeni otorite, liberalizm ile zayıflatılan eskinin sadece mevkiine yerleşmekten ibaret kalır.” Sh,20 “Aslında bizim masonik parolamızın ifadeleri olan liberal kelimeler yani “ hürriyet, eşitlik, kardeşlik”, biz krallığımızı kurduğumuz zaman bizim tarafımızdan artık bir parola teşkil etmeyen ve sadece bir idealizm ifade eden sözler haline yani “hürriyet hakkı, eşitlik vazifesi, kardeşlik ideali” şekline çevrilecektir. Böylece o şekle sokulacaktır ki boğayı boynuzlarından yakalamış olacağız. Biz şimdiden kendimizinkinden başka her çeşit idareyi, her ne kadar onlardan çoğu hukuken mevcut bulunuyorlarsa da, fiilen yok etmiş bulunuyoruz…”Sh,56 “Her şeyi yutan terör usulleri bizimdir. Hizmetimizde her fikir ve her nazariye mensubu şahıslar, monarşiyi geri getirmek isteyenler, demogoglar, sosyalistler, komünistler ve her çeşitten ütopik halciler vardır. Biz onların hepsini vazifeye koştuk. Onların her biri kendi hesabına otoritenin son kalıntılarının dayanaklarını yok ediyor ve düzenin bütün kurulu şekillerini devirmeğe çabalıyorlar. Bu faaliyetler sebebi ile bütün devletler işkence içindedir. Onlar sükun istiyorlar, onlar sulh için her şeyi feda etmeğe hazırdırlar. Fakat biz onlara sulh vermeyeceğiz; ta ki onlar bizi enternasyonal üstün hükümetimizi açıkça ve itaatkar bir şekilde tanıyıncaya kadar.” Sh, 57 “Yahudi olmayanlar bir koyun sürüsüdür ve biz onların kurtlarıyız ve sizler biliyorsunuz ki kurtlar koyun sürüsüne daldıkları zaman neler olur?” Sh, 70 “Yahudi olmayan hükümetlere hepsi o devletlerin ihtiyacı olmayan borç paralar vererek o paraları iki misli, üç misli ve daha fazla olarak geri almak hususunda, idarecilerin rüşvet almalarından ve hükümdarların gevşekliklerinden istifa ettik. Kimse bize böyle bir şey yapabilir miydi?... bundan dolayı ben sadece dahili borçlanmaların teferruatından bahsedeceğim.” Sh, 126 1902/1903 yılının kışında ilk defa bir Moskova gazetesinde tefrika edilen bu protokoller, aradan bir asır geçmesine rağmen halen geçerliliğini korumaktadır. Bir asır sonra işlenecek olan terörün hesabını yapanlar, günümüzde ne hazindir ki işledikleri bu terörün hesabını Müslümanlara ödetmektedirler. İsrail oğulları yeryüzünde hayatta oldukları müddetçe insanlık tarihi içerisinde terör ve katliamlarda son bulmayacaktır. Kur-an bu hususu şu ayetlerle ortaya koymaktadır: “Biz, Kitap’ta İsrail oğullarına, sizler yeryüzünde iki defa fesat çıkaracaksınız ve azgınlık derecesinde bir kibire kapılacaksınız diye bildirdik. Bunlardan ilkinin zamanı gelince, üzerinize güçlü kuvvetli kullarımızı gönderdik. Bunlar, evlerin arasında dolaşarak sizi aradılar. Bu, yerine getirilmesi gereken bir vaat idi. Sonra onlara karşı size tekrar galibiyet ve zafer verdik; servet ve oğullarla gücünüzü artırdık; sayınızı daha da çoğalttık. Eğer iyilik ederseniz kendinize etmiş, kötülük ederseniz yine kendinize etmiş olursunuz. Artık diğer cezalandırma zamanı gelince, yüzünüzü kara etsinler, daha önce girdikleri gibi yine Mescid-i Aksa’ya girsinler ve ellerine geçirdikleri her şeyi büsbütün tahrip etsinler (diye, başınıza yine düşmanlarınızı musallat kıldık.” İsra Suresi, Ayet, 4-7 ayetlerden anlaşılacağı üzere İsrail oğulları ilk çıkardıkları fesattan sonra Filistin topraklarından güçlü kuvvetli insanlar tarafından çıkarılmışlardır. Yeryüzüne dağılmışlar uzun yıllar dağınık bir şekilde hayatlarını sürdürmek mecburiyetinde kalan İsrail oğulları, aradan yaklaşık 2.000 yıl geçmesine rağmen tekrar Filistin topraklarında bağımsız İsrail Devletini kurmayı başarmışlardır. Tekrar eski katliamlarına girişen İsrail oğulları bir gün tekrar Kudüs şehrine hakim olacaklardır. Fakat bu seferki hakimiyetlerinden sonra tekrar rezil ve rüsvay olacaklardır. Ama o zamana kadar da en acımasız bir şekilde kan dökmeye ve katliam yapmaya devam edecekler, nice masum insan kanını hamursuz ekmeğine katık yapacaklardır. Fazla söze lüzum yoktur. “ Görünen köy kılavuz istemez.” İsrail oğullarının yaptıkları zulüm ve katliam ortadadır. Zaten bu katliamı da hiç kimseden çekinmeden açıkça yapmaktadırlar. Onun için konumuzu İsrail oğullarının gerçek karekterini ortaya koyan şu ifadelerle noktalamaya çalışalım. 1910 yılında Yahudi doktor MÜNZER’in “SİYONA DOĞRU” eserinden. “dünyanın bütün ırklarının kanını bozduk. Esasen bu gün artık her şey Yahudileşmiş demektir. Bizim zihniyetimiz her yere girdi, bizim ruhumuz dünyayı idare ediyor. Dünyanın efendisi biziz. Çünkü bu gün kuvvet tabir olunan madde bizim ruhumuzun bir fidanıdır. Bizi kovanlar, bizden nefret etsinler, bırakın düşmanlarımız sadece maddi kuvvet ve sayı üstünlüğüyle öğünsünler, biz artık onların içlerinden çıkmayacak kadar girift olduk. Biz ırklara ağaç kurdu gibi sokulduk, milletlere kanımızı bulaştırarak onları çoktan kirlettik. Kendi munkariz hırsımızla onların kuvvetlerini söndürdük, her şeylerini çürüttük ve küflendirdik. Bizim ruhumuz artık onların içlerinden kazınıp atılamaz.” Fakat burada unutulan bir gerçek vardır. Allah’ın vaadi gelince o pis ruh kazınıp atılacaktır. Yeter ki Müslümanlar gaflet uykusundan uyansınlar. Ayrıca şu gerçek de unutulmamalıdır ki: Allah Resulünün, Allah’ın emriyle yıkıp taşını bile kullanılamaz hale getirdiği “Mescid-i Dırar’ın” günümüzdeki şübelerini iyi tespit edip, onların müdavimlerini sağlam inanç sahibi Müslümanlar dan uzak tutabilelim. Çünkü bu gibilerin sahip olduğu inanç Yahudi’ye hizmet eder ve gerçek İslam’a ise zarar eder. Bu konu da geniş bilgi edinmek isteyenler Kur-an’ın tevbe Suresine müracat edebilirler. Mümkün mertebe gerçek yüzlerini ortaya koymaya çalıştığımız İsrail oğulları, insanlık tarihi içerisinde var oldukları günden itibaren çevresinde bulunan insanlara ve bütün insanlığa huzur ve güven vermemişlerdir. Bundan dolayı Kur-an İsrail oğullarını lanetlemektedir… insanlığın lanetli kavmi ve yüz karalarıdırlar…
|
||||||||||||||||||||||||
|
Orta Anadolu Desing 24-05-2006 01:00:00 Tel:0.312.762 51 63 Fax:0.312.762 67 70 |
|||||||||||||||||||||||||||
|
||||||
|
Bu web sitesi ile ilgili soru veya görüşlerinizi ortaanadolu@ortaanadoluas.com adresine gönderin. Telif hakkı © 2005 ORTA ANADOLU GAZETECİLİK REKLAMCILIK MATBAACILIK İNŞAAT MADENCİLİK TURİZM S.K. TAAHHÜT PAZARLAMA SANAYİ ve TİC. A.Ş.
|